![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Klavye Link | Arama | Bugünki Mesajlar | Okundu Kabul Et |
| Vizyondaki Sinemalar Vizyondaki Sinemalarin fragmanlari bilgileri vs.. |
| Etiketler: fragman, oscar, yer |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| RepubL?C Of FenerBahCe ![]() Üyelik tarihi: Feb 2007 Nerden: maRmaRa
Mesajlar: 820
Ruh Hali: Teşekkürler: 134
24 Mesaja 45 Teşekkür edildi
| ihtiyarLara Yer yok,Oscara yer Çok! İhtiyarlara Yer Yok, Oscar’a Yer Çok! ‘En iyi film’, ‘en iyi yönetmen’, ‘en iyi yardımcı erkek oyuncu’ ve ‘en iyi uyarlama senaryo’ dallarında Oscar kazanan “İhtiyarlara Yer Yok / No Country For Old Men”, Cormac McCarthy’nin 2003 yılında yayınlanan ve büyük başarı kazanan aynı adlı kitabından beyazperdeye uyarlandı. Cormac McCarthy’nin yarattıÇı karmaşık karakterler ve sembolik temalar, eserde öylesine geniş kapsamlıydı ki, kitap sayfalarının gücünü çarpıcı görüntülere ve ilginç diyaloglara dönüştürecek yönetmenin de en az McCarthy kadar zengin bir hayal gücüne ve dehaya sahip olması gerekiyordu. CormacMcCarthy’nin kaleme aldıÇı karakterlerin gizemli zekasını ve ruh hallerini beyazperdeye aktarmak için Amerikan sinemasının iki gözde yönetmeni Joel ve Ethan Coen kardeşlerden daha iyisi hayal edilemezdi. YönetmenliÇe kara mizah klasiÇi “Blood Simple” ile başlayan, ardından “Raising Arizona”, “Miller’s Crossing”, “Barton Fink”, Oscar ödüllü “Fargo”, “The Man Who Wasn’t There” ve “O Brother Where Art Thou?” gibi en yaratıcı sinema ürünlerini hayata geçiren Joel ve Ethan Coen, “No Country For Old Men”de kendilerine özgü karmaşık, detaylara önem veren ve kimi zaman mizah yüklü bakış açılarını esere yansıtıyorlar. Sonuç ise, karşı konulması mümkün olmayan, hipnotize edici ve aksiyon yüklü bir sinema filmi başyapıtı oluyor. Hikayenin odak noktasında ters giden bir uyuşturucu ticaretinden geriye kalan milyonlarca doları tesadüfen bulan Llewelyn Moss ile onun peşine düşen birbirinden farklı kişilikte iki adam bulunuyor. Bunlardan birisi psikopat ruhlu katil Chigurh, diÇeri ise kasabanın son derece iyi ahlaklı ve temiz yürekli şerifi Bell. Yönetmen koltuÇunu paylaşan Coen kardeşler, bu üç karakter arasındaki etkileşimin boyutlarını vurgulamayı oldukça iyi başarıyor. Şeytana uyma, baştan çıkma, hayatta kalma, gözden çıkarma ve feda etme gibi kavramları öne çıkaran filmin hikayesine bir tutam sevgi ve umut ışıÇı gibi pozitif öÇeler de eklenmiş. Ancak öykü kesinlikle bir “kara mizah” ve oldukça şiddet yüklü ve kanlı sahneler içeriyor. Bu nedenle “No Country For Old Men”in Coen kardeşlerin bugüne kadar yaptıÇı en şiddet dolu film olduÇunu söyleyebiliriz. Filmin en dikkat çekici özelliklerinden biri de, uyuşturucu dünyasının acımasız ruhunu temsil eden psikopat katil Chigurh rolünde izlediÇimiz İspanyol asıllı aktör Javier Bardem’in alkış toplayan performansı. Başarılı performansı ile “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” Oscar’ına layık görülen Bardem, filme nitelik kazandıran diÇer bir unsur. Hikayenin odak noktasında, uluslararası uyuştucu ticaretinin yol açtıÇı kanunsuzluk ortamında, doÇru ile yanlış arasında kararsız kalan karakterlerin yer aldıÇı “No Country For Old Men”, sadece insani dram boyutuyla deÇil, mizahi boyutuyla da ele alınabilecek bir çalışma.
__________________ |
| | |
| Sponsored Links |
| | #2 (permalink) |
| RepubL?C Of FenerBahCe ![]() Üyelik tarihi: Feb 2007 Nerden: maRmaRa
Mesajlar: 820
Ruh Hali: Teşekkürler: 134
24 Mesaja 45 Teşekkür edildi
| Cevap: ihtiyarLara Yer yok,Oscara yer Çok! ![]() Oktay Ege Kozak Coen kardeşler, efsanevi 24 yıllık sinema kariyerleri boyunca toplam 12 filme imza attılar. Bu filmleri bir bütün olarak eleştirmek ve başarı bakımından sıralamak zor. Çünkü Coen'ler çoğunlukla iki tür film üzerinde çalışır. Birincisi, sivri diyaloglu, abartı görselliklerle süslenmiş deli dolu komedi türü. Büyük Lebowski, Raising Arizona, Nerdesin Be Birader gibi. İkincisi, sinsi bir kara komedi elementine sahip, karanlık, vahşi suç dramaları. Fargo, Miller’s Crossing ve Blood Simple gibi. Bu iki kategoriye hemen oturtamadığım tek film ise Barton Fink’tir herhalde. Kardeşlerin ilk roman uyarlaması İhtiyarlara Yer Yok, bu ikinci kategoriye gururla katılmakla kalmıyor, kardeşlerin bilindik suç stilini yeniden inşa ediyor. Önümüzde insan ruhunu çaktırmadan ti'ye alan ironik bir kara komedi anlayışı yerine olabildiğince karanlık, olabildiğince vahşi bir Coen kardeşler klasiği var. Filmin bir kitap uyarlaması olması, ve orijinal esere neredeyse bire bir sadık kalması, kardeşlerin detaya bağlı eşsiz görsel stiline rağmen alışılagelmişin dışında bir anlatım tarzı. Cormac McCarthy’nin keskin ve merhametsiz yazı stilini kendilerine gölge edinen filme, Coen'cilerin bile baştan soğuk yaklaşmaları muhtemel. Fakat bu soğukluk bir çeşit büyüme sancısı. Kardeşlerin en vahşi, en karanlık sahneye bile hınzır bir komedi elementi sıkıştırması, son on dakikada birbiriyle alakası olmayan konu elementlerini çılgınca bir araya getirmesi beklentilerimiz arasındaydı. Blood Simple’da yere düşen kan damlalarını harıl harıl temizlemeye çalışan katilin traji komik durumu halen aklımda. Fargo’da Marge Gunderson’un hiç beklemediği anda tesadüfen katili bulması. Katilin ortağının ayağını bir kütük ile odun öğütücüsüne bastırması. İyi ve kötü arasında ilginç ve hatta acayip bir son karşılaşma Coen'lerin baştacı. ![]() Filmin son yirmi dakikası bir kaç aydır oldukça konuşuldu. Filmin son sahnesi hakkında “Dahiyane”den “Mantıksız”a, “Mükemmel”den “Ne oldu şimdi, anlamadım” a kadar bin türlü tartışmalara kişisel olarak şahit oldum. Filmin sonu hakkında detaylı bilgiler vermeden başta filmin sonu hakkında hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmeliyim. Fargo’yu en az elli kere izlemiş, her sahnesini detaylarıyla irdelemiş bir sinema sever olarak bilinçaltım ister istemez Tommy Lee Jones’u Frances McDormand’a, Javier Bardem’i ise Peter Stormare’ye dönüştürdü. Bu sayede aynı absürd tesadüflerle sonuçlanan, bu iki karakteri olağanüstü bir biçimde bir araya getiren Fargo'msu bir son bekliyordum. Bu sonun tam tersi bir üçüncü perde ile karşılaşınca filmin ilk iki perdesi sırasında beynimde şan turları atan “Yılın en iyi filmi! Coenler eski formlarına geri döndü!” sloganları sessizleşmedi değil. Fakat yukarıda belirttiğim gibi, bunlar büyüme sancıları. Daha karanlık, daha yetişkin, daha beklenmedik bir Coen kardeşler sinemasını kabullenmekteki yolun başlangıcı. Filmi ilk izlediğimden beri yaklaşık dört ay geçti. Filmi düşündüğüm her geçen gün, son perdesine olan saygım biraz daha artıyor. Filmi kardeşlerin suç draması kategorisinde daha yukarı seviyelere yerleştiriyorum. Hikayenin şanssızlıklara ve tesadüflere odaklanan, sert ve gerçekçi yapısı ele alındığında, sonu giderek daha çok tatmin ediyor. ![]() Filmin son yirmi dakikasını bir kenara bırakalım ve ilk bir buçuk saatine odaklanalım. İşte bu süre boyunca Coen'lerin her karesi ustalık dolu, en küçük detayları bile avantajına kullanarak sinirleri geren eski stil suç draması formuna döndüğü tartışılamaz. Kiralık katil Anthon Chigur’un benzincideki muazzam diyaloğu sırasında yavaş yavaş açılan çikolata paketinin yakın çekimine, kullandığı ses dizaynına dikkat edin. Chigur’un benzincinin hayatı için yazı-tura oynadığı sahnenin en önemli anında Coen'lerin araya montajladığı bu uzun çekim, sahnenin tansiyonunu azımsanamaz derecede yükseltiyor. Chigur’un bir otel odasından diğerine para dolu çantayı aradığı sahnenin montajı. Josh Brolin’in canlandırdığı Llewelyn Moss’un, Chigur’un kurşunlarından kaçtığı sekansta hangi kurşunun nereden geldiğini milimi milimine hesaplayan ses miksi. Bu sahnelerin her biri Coen'lerden beklediğimiz sinemayı fazlasıyla karşılıyor. Oyuncu kadrosu ise tek kelimeyle mükemmel. Josh Brolin, çanta dolusu parayı bulan bahtsız Llewelyn rolüne kusursuz bir karizma getiriyor. Javier Bardem, Anton Chigur ile son yılların en orjinal, en acımasız ve en tüyler ürperten psikopatını ekrana aktarıyor. Fakat filmin en önemli performansı, modern dünyanın neden bu kadar yozlaştığını bir türü kafasına sığdıramayan polis Tom Bell rolüne getirdiği içten yaklaşımı ile Tommy Lee Jones’a ait. Jones’un bu film yerine In The Valley of Elah gibi "unutulur" bir performans ile Oscar’a aday gösterilmesi garip bir seçim. Sonuçta İhtiyarlara Yer Yok, Coen'lerin suç draması kolunda Fargo’ya yaklaşamasa bile Blood Simple ile yarışıyor. Karesi karesine mükemmel olmasa bile anlattığı hikayeden haz alan, sinemanın bütün tekniklerini en küçük detayına kadar kullanmayı bilen harika bir suç epiği var karşımızda. Hayal kırıklığı yaratan iki örnekten sonra Coen kardeşlerden ümidi kesen seyircinin bu filme bir şans vermeleri tavsiyem.
__________________ |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| İhtiyarlara Yer Yok | DarkStorm | Vizyondaki Sinemalar | 0 | 03-09-2008 20:23 |
| Klavye.com da Yenimisiniz? | Yardıma mı ihtiyacınız var ? |