![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Klavye Link | Arama | Bugünki Mesajlar | Okundu Kabul Et |
| Türk Kültürü Zengin Türk Kültürü'nün tarihi , gelenek ve görenekler , dil ve edebiyat ve daha neler neler |
| Etiketler: ataerkillik |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Yine Yeni Yeniden :) ![]() Üyelik tarihi: May 2005 Nerden: MaviLerin Icınden :) Yaş: 23
Mesajlar: 4,660
Teşekkürler: 168
123 Mesaja 173 Teşekkür edildi
| Ataerkillik Ataerkillik Vikipedi, özgür ansiklopedi Ataerkillik, erkek otoritesine dayanan bir tür toplumsal örgütlenme düzenidir. Bu düzenin temelini erkeÇin üstünlüÇü fikri oluşturur; soy erkekler tarafından belirlenir, hakimiyet erkeklerindir. Bu toplumlarda erkeklere kadınlardan daha çok saygı gösterilir. Bu erkek üstünlüÇü ilkesi etrafında, toplumun kültürü, adetleri, inancı ve mitolojisi, anaerkil düzenli toplumunkinden farklı bir biçim oluşturur. Ataerkillik kelimesi Türkçe kökenlidir. Türkçe'ye Fransızca'dan geçmiş olan ve batı dillerinde Ataerkillik manasında kullanılan patriarka kelimesi ise Latince patria (baba) ve Yunanca achein (hükmetmek) kelimelerinden türemiştir. AtaerkilliÇe dayanan, ata erki temelli olan oluşumlara "ataerkil" veya "patriarkal" denir. Modern dünyada dahi ataerkilliÇin hakimiyeti neredeyse tartışılmazdır. Bununla birlikte, ataerkil olduÇu söylenen toplumlar arasında büyük farklılıklar göze çarpmaktadır. Ataerkillik, maço kültürün yaygınlaşmasına da zemin hazırlamıştır. Bazı tarihçilere göre ataerkillik (partiyarka) dünya toplumlarına egemen olmadan önce bazı toplumlarda bazı toplumlar anaerkil bir düzene sahipti, bazılarında da cinsiyet egemenliÇi bulunmamaktaydı. İlgili Kelimeler "Atasoyluluk", soyun baba/erkek çizgisi ile takip edilmesi anlamına gelir, anasoyluluk da bunun tersidir. Günümüzde, çocukların babanın soyadını alması, atasoylulukdan kalan bir mirastır. Anasoylu toplumlarda, çocuklar üzerinde anne tarafının, yani annenin akrabalarının hak ve sorumlulukları, atasoylu toplumlardakinden daha fazladır. Ayrıca anne tarafından akrabalarla evlilik tabusu daha güçlüdür. ÇoÇunlukla ataerkillikle atasoyluluk eş anlamlı kullanılıyorsa da, ataerkillik toplumun genel örgütlenmesi ile, atasoyluluk ise yalnızca soy anlayışı ile ilgilidir. İngilizce "patrilocal" kelimesi evilikten sonra çiftin erkek tarafının akrabaları yanında yerleşmesi anlamına gelir. "Matrilocal" bunun tersidir. Atasoylu toplumların aynı zamanda "patrilocal", anasoylu toplumların da "matrilocal" olması olasılıÇı yüksektir, ama bir kural deÇildir. "Anaerkil" kavramının tanımlandıÇı ilk günlerde, anasoylu toplumların "anaerkil" diye nitelenmesi sık yapılan bir yanlıştı. Daha sonra yapılan araştırmalarda, anasoylu toplumdaki kadının konumunun herhangi bir atasoylu toplumdakinden daha düşük olabileceÇi görüldü, ve bu yanlış düzeltildi. Ancak bu konudaki kelime karışıklıÇı halen devam etmektedir. Gene de kadının toplumdaki konumu ile anasoyluluk arasında pozitif bir ilişki sözkonusudur. [1] Ataerkillikle ilgili kuramlar, kavramın tarihsel gelişimi Ailenin ve akrabalık baÇlarının bir toplumsal olgu olarak ilk ciddi incelemesi 1861 yılında İsviçreli hukukçu, tarihçi ve arkeolog Johann Jakob Bachofen'in (1815-1887) "Ana Hukuku: Eski Dünya' da AnaerkilliÇin Yasal ve Dini Karakteri Üzerine Bir Araştırma" adlı kitabıyla başlar. Bachofen bu incelemesinde, o güne kadar ancak din kitaplarından, mitoloji ve efsanelerden ve Antik ÇaÇ edebiyat eserlerinden derlenen ve hemen hiçbir bilimsel nitelik taşımayan bilgi ve yorumların ilk kez sistemli ve oldukça tutarlı bir çözümlemesini yaptı. Eski toplumlarda kadınların rolü üzerinde daha önce görülmemiş ölçüde farklı bakış açıları getirdi. Likya, Mısır, Yunanistan, Girit, Kuzey Afrika, Orta Asya ve İspanya gibi eski uygarlıklar hakkında bilinenlerden biraraya getirdiÇi belgelerle, analıÇın insan toplumunun, din ve ahlak anlayışının temeli olduÇunu göstermeye çalıştı. Bachofen'ın çalışması, o güne kadar insanlıÇın doÇal toplumsal yapısı olarak görülen ataerkilliÇin özel bir yapı olarak ele alınması gerektiÇini ortaya koydu. Bachofen'ın çalışmasını Lewis Henry Morgan, Thomas Mann, Jane Ellen Harrison, Erich Fromm, Robert Graves, Rainer Maria Rilke, Joseph Campbell, Otto Gross, Julius Evola ve "Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni" ile Friedrich Engels'in yapıtları takip etti. Bachofen'dan ilham alan Friedrich Engels, ilk çaÇlarda insanların cinsel ilişki ve hamilelik arasındaki baÇdan, dolayısıyla babalık kavramından habersiz olduklarını, bu yüzden de doÇan çocukların bütün topluluÇa ait olduÇunu savundu. Teoriye göre erkekler babalık olayının farkına vardıklarında ilişkiye girdikleri kadınlara ve doÇan çocuklara sahip çıkmaya başladılar, bu da anaerkilliÇin yerini ataerkilliÇe terketmesi ile sonuçlandı. Bu şekilde ataerkillik ve anaerkillik, eski çaÇlardaki kadın hakimiyeti ve buna karşı günümüzdeki erkek hakimiyeti şeklinde birbirinin karşıtı hipotezler olarak algılanmaya başladı. Aslında ilkel toplumların babalık kavramından habersiz oldukları, yetersiz alan çalışmaları ve etnoÇrafyanın emekleme dönemindeki eksikliklerinden kaynaklanan bir yanlış anlamadan ibaretti. Ne var ki, bu ve bunun gibi pek çok yanlışın düzeltilmesi uzun zaman aldı ve Bachofen'ın hipotezleri, bu dönemdeki arkeoloji ve mukayeseli din çalışmalarının temel varsayımlarından biri oldu. Bu arada araştırmacılar 20. yüzyılda varlıÇını sürdürmeye devam eden ilkel topluluklar üzerinde yaptıkları çalışmaların hiçbirinde, bazı kuramcıların düşündüÇü şekilde bir anaerkilliÇe rastlayamadılar. Ne var ki aynı antropolojik çalışmalar, sanılanın aksine, Avrupalıların sahip olduÇu türde bir ataerkilliÇin toplumsal evrimin en üst basamaÇı olmadıÇını da gösterdi. Malinowski'nin Trobriand adalarındaki çalışması, Freud'un Oedipus kompleksi'nin evrensel olduÇu varsayımını çürüttü. Freud varsayımını o günkü ataerkil Avrupa toplumunu temel alarak oluşturmuştu ve toplumsal düzeydeki ataerkilliÇin, birey düzeyinde bebeÇin doÇal psikolojik gelişiminden dayanak aldıÇı iddiasını içeriyordu. 1950'li yıllardan itibaren ise arkeolog Marija Gimbutas'ın, neolitik dönemde Avrupa'da anaerkil özelliklerin aÇır bastıÇı, Eski Avrupa Kültürü teorisi duyulmaya başlandı. Bu teoriye göre Bronz ÇaÇı'ndan itibaren Avrupa'yı işgal etmeye başlayan "Proto Hint Avrupalılar" anaerkilliÇi kendi ataerkil yapıları ile deÇiştirmiş ve bunu bugün kullanılan Hint Avrupa dilleri ile birlikte miras olarak bırakmışlardı. Gimbutas, 1970'lerden itibaren kendi çalışmalarını ortaya koyan Margaret Murray, Robert Graves, Elizabeth Gould Davis ve Riane Eisler gibi ikinci dalga feminizm akımının destekçilerine ilham verdi. Bunlardan Riane Eisler, "ortaklık kültürü" teorisi ile kendine farklı bir yol çizdi. Eisler'e göre bugün ve tarihin büyük bölümünde yaşanan ataerkillik, insanların birbirleri üzerinde hakimiyet kurmaları esasına dayanan yıkıcı bir toplumsal örgütlenme modeliydi ve bunun alternatifi kadınların hakimiyet kurmasına dayanan bir anaerkillik deÇil, insanların tarihöncesi dönemlerde olduÇu gibi, birbirleriyle paylaşımda bulunmalarına dayanan "ortaklık modeli" idi. İkinci feminist dalgaya Steven Goldberg (AtaerkilliÇin ÖnlenemezliÇi: Neden Erkek ve Kadın Arasındaki Biyolojik Farklılıklar Her Zaman Erkek EgemenliÇine Yolaçar - 1973, Neden Erkekler Yönetir - 1993), Philip G. Davis (Tanrıçanın Maskesi Düşürüldü, 1998) ve Cynthia Eller ("Anaerkil Tarihöncesi" Efsanesi, 2000) gibi yazarlar cevap verdiler. Cynthia Eller, tarihöncesi dönemde Tanrıça figürürünün çok baskın olmasının anaerkillik için bir kanıt olamayacaÇını, çünkü bununla kadının toplumdaki konumu arasında doÇrudan bir ilişki olmadıÇını gösterdi. Steven Goldberg ise ataerkillik gibi toplumsal yapıların kaçınılmaz olduÇunu, çünkü buna erkek ve kadın biyolojisindeki farklılıkların yol açtıÇını kanıtlamaya çalıştı. AtaerkilliÇin en son sistematik çalışmasını 1998 yılında Saharasya ile James DeMeo yaptı. James DeMeo, Murdock'un EtnoÇrafik Atlası'ndaki 1170 toplumu, ataerkillik derecelerine göre belli bir puan vererek, dünya haritası üzerinde yerleştirdi. Çıkan sonuca göre Dünya'nın büyük çöl kuşakları ve yakınlarındaki bölgelerde ataerkilliÇin çok yoÇun olduÇu, bu kuşaktan uzaklaştıkça ise zayıfladıÇı görüldü. James DeMeo bu sonuçlar üzerine ataerkilliÇin MÖ 5000 yıllarında, çöl kuşaklarının daha önce görülmedik biçimde büyümesi ve bunun insanlara yaşattıÇı travma ile ortaya çıktıÇı teorisini geliştirdi. Ataerkillik bir defa ortaya çıktıktan sonra göçler ve istilalar ile tüm dünyaya yayılmıştı. Aile yapısı üzerine yaklaşık 150 yıldır devam eden bu tartışmaların sonucunda birbirinden farklı pek çok ataerkillik ve dolayısıyla anaerkillik tanımı ortaya çıkmıştır ve henüz üzerinde anlaşmaya varılabilecek ortak kavramlar oluşmamıştır. Ne var ki aynı süre içinde bu tartışmaları yapan Batı toplum yapısının kendi içinde çok büyük deÇişimler geçirdiÇi gözden kaçmayan bir gerçektir.
__________________ ~~ вℓα¢к яσѕє ~~ |
| | |
| Sponsored Links |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
| Klavye.com da Yenimisiniz? | Yardıma mı ihtiyacınız var ? |