| .::.SustuM.::.
Üyelik tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,844
Ruh Hali: Teşekkürler: 147
116 Mesaja 209 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 26389 Rep Puanı: 263799 | Türk Dünyası’nın Jeopolitik Önemi Prof. Dr. Ramazan ÖZEY
[1]A. Türk Dünyası’nın Jeopolitik Önemi
1. Dünya Hakimiyet Teorileri ve Türk Dünyası
Yeryüzünün çok yönlü araştırılması demek olan jeopolitik, aynı zamanda Siyasi CoÇrafya ile büyük ölçüde benzerlik gösterir. Zaten jeopolitiÇin kurucusu sayılan Profesör Friedrich Ratzel (1844 - 1904), Münih ve Leipzig üniversitelerinde Siyasi CoÇrafya hocalıÇı yapmış bir Alman bilim adamıdır. Ratzel diyor ki; “Devlet, bir hücreden meydana gelen bir organizmadır. Devlet, gelişme ve yayılmayı arzu eder. Devletin yayılmacı politikası, ilkel ve küçük devletlere dışarıdan istilâ yoluyla mümkün olur.”
Hatta Ratzel, daha da ileri giderek; “Bu küçük gezegende, sadece bir büyük devlet için gerekli yer mevcuttur.” diyerek, yayılmacı ve sömürgecilik ruhunu açıkça ortaya koymuştur. Bu görüş, öncelikle Almanya’da benimsenmiş ve daha sonra bütün Avrupa ülkelerinde kabul görmüştür. Sömürgecilik ruhunun doruk noktasına ulaştıÇı o günün Avrupası, Birinci Cihan Harbini yaşamıştır. Sonuçta, sanayi inkılabını da gerçekleştiren Avrupa’nın; dünya hakimiyetine soyunduÇunu görüyoruz.Ratzel’in fikirleri, kendisinden sonra gelenleri büyük ölçüde etkilemiş ve çeşitli jeopolitik görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunların başında Münih Üniversitesinde Siyasi CoÇrafya ve Askeri Tarih dersleri okutan Karl Haushofer (1869 - 1946) gelir. 1924'de “Zeitscrift Für Geopolitik” dergisini çıkaran Haushofer; Devletin konum alanını, en önemli güç unsuru olarak görür. Görüşleri 2. Dünya savaşında, Hitler’in politikasında etkili olmuştur.
Haushofer’in çaÇdaşı Halford Mackinder (1861-1947), Londra Üniversitesinde CoÇrafya profesörlüÇü ile İngiliz Kraliyet CoÇrafya Cemiyeti İkinci BaşkanlıÇı’nı yürütürken, dünya savaşlarının çıkışına yol açan ve yaklaşık 12 milyondan fazla insanın öldürülmesine sebep olan “Kara Hakimiyet Teorisi”ni ortaya atmıştır. Mackinder, görüşlerini; 1919'da yayımladıÇı “Demokratik İdealler ve Gerçek” adlı eserinde belirtmiştir. Şu şekilde özetlenebilir: “DoÇu Avrupa ile Sibirya bölgesi, dünyanın “Heartland’ı (Kalp Sahası)"nı oluşturur. Heartland’ın çevresindeki Balkanlardan Çin’e kadar uzanan saha ise “İç veya Kenar Hilâl” ya da “Rimland” kuşaÇıdır. Bunun dışında kalan Amerika - Afrika - Avustralya-Japonya hattı ise “Dış veya Kenar Hilâl” ya da “Dünya Adasının Peykleri” olarak kabul edilir.” Mackinder, dünyayı bu şekilde tasnif ettikten sonra, teori oluşturan görüşünü şu şekilde geliştirmiştir.” DoÇu Avrupa’ya hükmeden bir devlet Hearland’a hakim olur. Hearland’a hükmeden ise öncelikle İç-Kenar Hilâl’e ya da Rimland’a hükmeder. Sonra da Dış-kenar Hilâl’e yani bütün dünyaya hakim olur.”“Kara Hakimiyet Teorisi” olarak bilinen bu görüşte, Müslüman Türk Dünyası’nın yeri “İç veya Kenar Hilâl” kuşaÇı içindedir. Haushofer ve Mackinder’in görüşleri, özellikle Hitler tarafından kabul görmüş ve 2. Dünya Savaşı ile uygulama aşamasına geçirilmiştir. Daha sonra, Sovyet Rusya, bu görüşü gerçekleştirmek için, 70 yıl boyunca, Avrasya’yı kan gölüne çevirmiştir. Mackinder’in bu görüşüne karşıt görüşler geliştirilmiş ve bu konuda Amerika Birleşik Devletleri (ABD), özellikle; “Kenar Kuşak Teorisi”ni, “Deniz Hakimiyet Teorisi”ni ve “Hava Hakimiyet Teorisi”ni ortaya atmıştır. ABD Yale Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler Profesörü Nicholas J. Spykman (1893 - 1943), Mackinder’in görüşlerine karşı bir başka görüş geliştirmiş ve “Kenar Kuşak Teorisi”ni ileri sürmüştür. Bu görüşle, hakim güç Heartland deÇil, Dış-Kenar Hilâl üzerindeki ülkelerdir. Bunların başında ABD gelir. Ancak Heartland’a ulaşmak için, İç-Kenar Hilâl’in yani Müslüman Türk Dünyası’nın ele geçirilmesi şarttır. Spykman’dan başka, ABD’de yaşayan Amiral Alfred Mahan (1840 - 1914) tarafından, “Deniz Hakimiyet Teorisi”ni, yine Albay Hausy Scitaklian ve birçok ABD’li havacı tarafından ileri sürülen “Hava Hakimiyet Teorisi” geliştirilmiştir. Genelde Beşeri güç kaynaÇına dayanan Deniz ve Hava Hakimiyet teorileri, ABD ve İngiltere tarafından benimsenmiş ve uygulamaya konmuştur. Uygulama; özellikle 2. Dünya Savaşı ile birlikte başlamış ve günümüzde devam eden ve 3. Dünya Savaşı diyebileceÇimiz bölgesel savaşlarda halen yürürlüktedir. Şüphesiz, dünyaya hakim olmak için, önce Müslüman Türk Dünyası’nı (İç-Kenar Hilâl’i) işgâl etmek gerekmiştir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’ndan sonra, Türk Dünyasına olan saldırılar ve işgâller de, sanırız bu görüşlerin etkisi büyüktür.Ortaya atılan bu teorilerin doÇrultusunda, dünya fatihliÇine ilk Almanya soyunmuştur. Ancak her iki dünya savaşlarında yenilerek, hayalleri suya düşmüştür. Daha sonra, kara hakimiyetine Sovyet Rusya sahip çıkmıştır. Ne var ki, 70 yıl geçmeden daÇılmaya yüz tutmuştur. DiÇer üç teoriye, ABD sahip çıkmaktadır. Ancak bu ülke, şimdilik başarılı gibi görünse de, içten içe çökmektedir. Çünkü dünya hakimiyeti babalıÇı, kendisine gerçekten çok pahalıya mâl olmaktadır.2. Merkezi Türk Hakimiyet TeorisiOysa bu görüşler, temelde tutarsızdır. Çünkü DoÇu Avrupa da Sibirya Heartland (Dünyanın kalbi) olamaz. Her şeyden evvel kalp, merkezde ve çevresi bütün tehlikelere karşı korunmuş bir konumda olmalıdır. Halbuki bu bölge, Kuzey Kutba oldukça yakın, iklim şartları bakımından insan yaşamasına müsait olmayan bir bölgedir. İnsansız bir kale elbette hiç bir anlam ifade etmez.O halde, yeryüzünde coÇrafyanın ve jeopolitiÇin çizdiÇi kavram ve ölçüler çerçevesinde saÇlam bir kale yani dünyanın kalbini aramak gerekir. Konu bütünüyle ele alınıp incelendiÇinde, “Anadolu Yarımadası” bütün ölçülere uygun düşmektedir. Çünkü Anadolu, Asya, Avrupa, ve Afrika eski kara kütlelerinin bitişme noktasında yer almaktadır. Yarımadanın üç tarafı denizlerle çevrilidir. Yükselti bakımından kıtanın en yücesi olan Asya’dan (ortalama 1010 m.) bile hayli yüksek (Türkiye Ortalama yükseltisi 1132 m.) bir kara parçasını teşkil etmektedir. Asya ve Afrika’ya bitişik olduÇu kesimlerde aşılması zor sıradaÇlar yer almaktadır. Bütün bu genel özellikleriyle, Anadolu; tam bir kaleyi andırmaktadır. Kalenin Asya’ya açılan burcu Malazgirt, Avrupa’ya açılan burcu ise İstanbul’dur. “Merkezi Hakimiyet Teorisi” adını verebileceÇimiz bu görüşe göre; “Anadolu Yarımadası Heartland, Heartland’ı çevreleyen Balkan yarımadası, Kafkaslar, İran, Arabistan ve KuzeydoÇu Afrika; kısacası Balkanlar ve OrtadoÇu, dünya kalesini çevreleyen iç çemberi meydana getirir. Bunun dışındaki kara parçaları ise, dış çemberi ya da dünya adasını oluşturmaktadır.” Bu görüş çerçevesinde şöyle bir sonuca varabiliriz; “Dünya Kalesi’ni (Anadolu’yu) elinde bulunduran bir millet, iç çembere hükmeder. İç çembere hükmeden bir millet ise, dış çembere yani dünyaya hakim olur.”Kuşkusuz bir teorinin doÇruluÇu, ispatlanmasıyla mümkündür. İşte bu teori, tarih boyunca üç kez ispatlanmıştır. Batıya açılan burcu İstanbul ile birlikte Anadolu; M.Ö. 2. yüzyılın ortalarından M.S. 395'e kadar Roma, 395 - 1453 arası DoÇu Roma ve 1453 - 1923 devresinde de Osmanlı İmparatorluklarının (Gerçi Anadolu’da Türk hakimiyeti 1071 Malazgirt Zaferi ile başlar) hakimiyetlerinde temel çekirdeÇi oluşturmuş ve kale görevini görmüştür. Söz konusu bu kale, 1923'den bugüne (1995) kadar da Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yer almaktadır. Georgios Trapezuntios, Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethettiÇi zaman şöyle demiştir; “Roma İmparatorluÇu’nun başkenti Konstantinopolis’tir... Dolaysıyla, siz Romalılar’ın meşru imparatorusunuz... Ve kim ki Romalılar’ın İmparatorudur ve öyle kalır, o aynı zamanda bütün dünyanın imparatorudur.” Ve tarihçi yazar Philip Mansel şöyle der; “Viyanalılar, kendi şehirlerinin tek ‘Kaiserstadt’ olduÇunu ve Avrupa’nın başkenti olmayı hakettiÇini düşünebilirlerdi. İsfahan halkı, şehirlerinin ‘Dünyanın Yarısı’ olduÇunu iddia edebilirlerdi. Konstantinopolis (İstanbul) vatandaşları ise, şehirlerinin ‘Kainatın Merkezi’ olduÇunu biliyorlardı.” Mansel şöyle devam eder; “Şehirlerin kraliçesi’nde doksan iki imparator hüküm sürdü. Dünyanın başka hiçbir şehrinde bu kadar uzun süreli bir imparatorluk yoktur... Dünyanın gözünü diktiÇi şehir olan Konstantinopolis surlar ile örülmüştü. Hiç bir şehir bu kadar taarruza ve kuşatmaya maruz kalmamıştı. Savaşta şeytan ve barışta melek denebilecek şekilde, aynı ölçüde kahraman ve insancıl olan Türkler, dünyayı yönetmek üzere doÇmuştu...”Milletler savaşlardan doÇar ve fetihler onları yüceltir. Osmanlı İmparatorluÇu da öyle olmuştur. Osman Gazi, Orhan Gazi, I.Murad, Yıldırım Beyazid ve II. Murad ile devam eden savaşlar sonucunda Osmanlı devleti doÇmuş ve İstanbul’un fethi ile yücelerek cihan imparatorluÇu ünvanını almıştır.
Görülüyor ki, Anadolu Yarımadası’nda yaşayan devletler, gerçekten uzun ömürlü birer imparatorlukturlar. Öyle ki her bir imparatorluÇun kendi dönemlerinde, dünyaya hükmettikleri de bilinen bir gerçektir. Dünya kalesinin bir özelliÇi de sanırız bu olmalıdır.Görülüyor ki, Dünyanın kalesini oluşturan Anadolu’da bugün Türkler yaşamaktadır. Dünya Kalesi’nin çevresini oluşturan iç çemberler de ise, yine Türkler çoÇunluktadır. Konum olarak, Müslüman Türk Dünyası; Avrupa Ülkeleri ve Rusya’ya karşı koca bir hilâl şeklinde çepeçevre çevirmektedir. Bu koca hilâl, aynı zamanda, diÇer İslâm Ülkeleri’nin kuzeyinde Batı Avrupa ve Rusya’dan gelebilecek her türlü tehlikeye karşı bir kalkan görevi görmektedir. Bu bakımdan, Türk Dünyası’nın jeopolitik Önemi çok büyüktür. 20.yüzyılda dünyamızda, çok fazla sayıda bölgesel savaşların yaşanması, dünya kalesi ve iç çemberde birliÇin saÇlanamamasından kaynaklanmıştır. Belki, 21. yüzyılda, Müslüman Türk Dünyası, bu jeopolitik avantajını kullanarak, yeniden dünya barışını saÇlayacaktır.B. Türk Dünyası’nın Başlıca ProblemleriTürk Dünyası’nın geleceÇi hakkında bazı düşünceler ve dilekler vardır. Kuşkusuz bu düşünce ve dileklerin başında, barış, birlik ve beraberlik gelir. Bunun yanında, gelecekte Türk Dünyası için söylenebilecek gelişmeler şunlar olmalıdır, diyebiliriz.1. Bugün Dünyada 250 milyonu aşkın Türk vardır. Bunlar, Dünya CoÇrafyası’na geniş bir boyutta yayılmıştır. Türk grupları kendi arasında dil bakımından biraz zor anlaşılabilmektedir. Lehçeler birbirinden farklılık arz eder. Ayrıca Türk Dünyası’nın konuştuÇu Türk diline oldukça fazla sayıda yabancı kelime girmiştir. Türkiye Türkçesi’ne İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Sovyet Türk Ülkeleri dillerine Rusça, DoÇu Türkistan diline Çince kelimeler sokulmuştur. EÇer bugün Türk Dünyası insanları birbirleriyle anlaşmakta güçlük çekiyorlarsa, geçmişte yaşanan bu dil yozlaşmasından kaynaklanmaktadır. Bu karışıklıÇı ortadan kaldırmak için, “Türk Dünyası Dil Kurumu” kurulmalı ve ortak bir dil sözlüÇü ortaya çıkarılmalıdır.2. Gerek doÇrudan ve gerekse dolaylı olarak sömürülen Türk Dünyası, kültür bakımından da sömürülmektedir. Bugün Türk İnsanı’nın en muzdarip olduÇu konu kültür yozlaşmasıdır. İngiliz, Amerikan, Rus ve Çin kültürlerinin etkileri altında inim inim inleyen Türk Dünyası, bir türlü öz kültürüne kavuşamamıştır. Kültür yozlaşmasının önüne geçilmelidir. Bunun için de, Türk Ülkeleri, kendi arasında ortak Kültür Antlaşmaları imzalamalı ve kültür alış-verişini saÇlamalıdır.3. Türk Ülkeleri’nin tarımı, hayvancılıÇı, madenleri ve sanayisi farklı gelişme içindedirler. Ülkeler birbirlerine destek verdiÇi sürece, iktisadi bir bütünlük görülmektedir. Gerçi bu bütünlüÇü bozmak için, bugün A.B.D, İngiltere, Fransa, Almanya, Sovyet Rusya ve Çin gibi sömürgeci ülkeler, var güçleriyle çalışmaktadırlar. Türk Dünyası’nın ekonomik sömürüsüne karşı, tüm Türk Dünyası’nın halkları elbirliÇi yapmalıdır. Bu nedenle; en kısa sürede “Türk Ülkeleri Ekonomik İşbirliÇi Teşkilâtı” (TÜRKET) kurulmalıdır.4. Bugün A.B.D, İngiltere, Fransa, Almanya, Sovyet Rusya, Çin gibi kalkınmış ülkelerin kalkınmasında, Türk Dünyası halklarının emeÇi büyüktür. Bu ülkelerin bilim ve teknik çalışmalarında Türk Bilim adamlarının katkıları büyüktür. Ancak bu katkıların Türk Dünyası’na herhangi bir faydası görülmemektedir. Özlü bir ifadeyle, günümüz Türk Dünyası’nda beyin sömürüsü had safhaya ulaşmıştır. Türk Ülkeleri, bilim ve teknik yönünden birbirlerinin eksiklerini tamamlayabilirler. Bu amaçla “Türk Dünyası Bilim ve Teknik Kurultayı” oluşturmalıdır.5. Bugün Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nca, Türkçe resmi dil hüviyetini kazanamamıştır. Oysa çok az nüfusu olan ülkelerin dilleri resmi dil olarak kabul edilmiştir. 250 milyon kişinin konuştuÇu Türkçe, resmileştirilmelidir.6. Birleşmiş Milletlere üye olan ülkelerden beş daimi üyesi (A.B.D, İngiltere, Fransa, S.S.C.B ve Çin), “Veto Hakkı”na sahiptir. Bu ülkelerden S.S.C.B daÇılmış, yerine baÇımsız devletler oluşmuştur. Çin’de ise, DoÇu Türkistan Özerk Cumhuriyeti vardır ve bu ülkenin sorunları, B.M’ de veto edilmektedir. Artık 250 milyon bir insan kitlesini oluşturan, Türk Dünyası'na Birleşmiş Milletler tarafından “Veto Hakkı” tanınmalı ya da beş ülkenin “Veto Hakkı”, eşitlik ilkesine aykırı düştüÇünden kaldırılmalıdır. 7. Dünya savaşlarında görülmüştür ki, savaşların sonuçlarını ittifaklar belirlemiştir. Ayrıca savaş esnasında tesis edilen ittifaklar, ülkelerin savunma gücünü önemli ölçüde artırmıştır. Ancak dil ve kültür birliÇi olmayınca, ittifaklar uzun süreli ve kalıcı olmamıştır. Varşova Paktı’nın daÇılmasında dil ve kültür farklılıÇı önemli rol oynamıştır. Öte yandan NATO’daki etnik, dil ve kültür farklılıkları, bu ittifakın yaptırım gücünü iyice zayıflatmıştır. NATO ve VARŞOVA PAKTI gibi yapay oluşumlar deÇil, kalıcı ve uzun ömürlü TÜRK DÜNYASI SAVUNMA PAKTI kurulmalıdır. 8. Türklerin tarihte, diÇer devletlere olan yenilgileri, hep kardeş kavgaları yüzünden olmuştur. 20.yüzyılda bile, gerek Sovyet Rusya ve gerekse Çin Halk Cumhuriyeti esaretinde kalan Türk ülkelerinde, sürekli olarak kardeş kavgası tezi işlenmiştir. Her ülkede ya da bölgede, Türkler çeşitli adlar altında (Tatar, Kazak, Özbek, Uygur, Karakalpak, Kırgız, Azeri, Yörük, Türkmen gibi .., ) tasnif edilmeye başlanmış ve Türk adı unutturularak, bu Türk boyları birbirine hasım durumuna getirilmiştir. Böylece Sömürgecilerin ekmeÇine yaÇ sürülmüştür. EÇer Türk insanı, dünya da acı çekmek istemiyorsa, artık boy ayrımına son vermeli ve kardeşlik ülküsünü perçinlemelidir. Çünkü; “Birlikten kuvvet doÇar.”9. Eski Sovyetler BirliÇi içinde yer alan Türk Cumhuriyetlerinin bugünkü sınırları, 1924 ve 1936 yıllarında yapılan düzenlemelerle Ruslar tarafından çizilmiştir. Ruslar, Orta Asya’da çizmiş olduÇu sınırlarda merkezi hükümetin yani Moskova’nın menfaatini düşünmüş ve sürekli baÇlılıÇı esas almıştır. Bunun sonucu olarak 1986-1990 yılları arasında, Orta Asya Türk ülkelerinde çeşitli çatışmalar yaşanmıştır. Almatı’da Ruslarla Kazaklar, Duşanbe’de Özbeklerle Tacikler, Fergana’da Özbeklerle Ahıska Türkleri, Oş’da Kırgızlarla Özbekler karşı karşıya gelmişlerdir. Bu karmaşıklıÇı Sovyet rejimi hazırlamıştır. Mesela Fergana vadisi, testere ile parçalara ayrılmış gibi bir bulmaca ve labirent şeklinde Özbek, Türkmen, Tacik ve Kırgız bölümlerine ayrılmıştır. Böylece Tacik ve Kırgız pastalarının içine bir miktar kuşüzümü; Özbekistan kekinin içine biraz Tacik kuru üzümü konulmuştur. Vadi içine yer alan sulama kanallarının bir kısmı bir ülkede, diÇer kısmı başka ülkede bırakılmıştır. Tüm bunlar, gelecekte olabilecek bir baÇımsızlıÇı imkansız kılmak ve merkezi hükümete baÇlılıÇı saÇlamak için yapılmıştır.Sınırların çizilmesinde tarihi, coÇrafi ve sosyal özellikler göz önünde tutulmadıÇı için sorunlar mevcuttur. Bu sorunlar zaman zaman iç karışıklıklara yol açmaktadır. Sorunların çözümü de oldukça zordur. Çünkü etno-coÇrafik karmaşıklık hakimdir. Bu karmaşıklık zaman zaman depreşmektedir. ÖrneÇin 1990 yılında, Oş ve çevresinde, Kırgızlarla Özbekler arasında çıkan çatışmalarda, çok sayıda Özbek ve Kırgız ölmüştür. Bunun sebebi olarak, Oş ve çevresinin 1936'da Stalin tarafından bu bölgenin Kırgızistan’a verildiÇi gösterilmektedir. Buna benzer sürtüşmeler diÇer Türk Cumhuriyetlerinde de, yaşanmaktadır. EÇer bu tür anlaşmazlıkların boyutları genişlerse, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasında, sınır çatışmaları ve savaşlar çıkabilir. Böyle bir savaş da, sömürgeci ülkelerin ekmeÇine yaÇ sürer. Savaşın kötü sonuçlarını, yine bölge halkı yaşar. Bu nedenle, bugün için, Türk Cumhuriyetleri’ndeki mevcut sınırlar korunmalıdır. Bundan sonra çıkabilecek sorunlar ise, oluşturulacak Türk Ülkeleri Üst Kurultayı’nda çözümlenmeye çalışılmalıdır.Sonuç olarak ; Şanlı Türk Tarihi üzerine, barış, sevgi, kardeşlik, birlik ve beraberlik kokan Türk Dünyası CoÇrafyası’nı inşa etmek, Türk Dünyası gençliÇinin en büyük gayesi olmalıdır.
Seçilmiş BibliyografyaAhmet Ardel, “Türkler’in Yeryüzüne DaÇılışı Ve Bulundukları Sahaların CoÇrafi Hususiyetleri.” Türk Kültürünü Araşt.Ens. Konferanslar, S.20-26, Ankara, 1965.M., Baınbrıdge, Dünyada Türkler (The Turkic Peoples Of The World). (Türkçesi; Harmancı, M.), Say Yay. İstanbul, 1995.Hayati DoÇanay, “Türkiye’nin CoÇrafi Konumu Ve Bundan Kaynaklanan Dış Tehditler.” Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Şubat-89, Sayı.58, İstanbul, 1989.Hayati DoÇanay, Xxı. Yüzyıla Girerken Türk Dünyası. Atatürk Üniv. Yay.No.793, Türkiyat Araş.Ens.Yay.No.1, Araş.Seri.No.1, Erzurum, 1995.Hayati DoÇanay, “Cumhuriyetin 70.Yılında Türk Dünyası’nın Siyasi Sınırları.” DoÇu CoÇrafya Dergisi, Sayı.1, Erzurum, 1995.Graham.E.- Fuller, Ian.O., Lesser, A Sense Of Siege:The Geopolitics Of Islam And West. Copright Rand, Published By Westview Press, Inc., Usa .(Çev.Özden Arıkan), 1996, Kuşatılanlar- İslâm Ve Batı’nın JeopolitiÇisabah Kitapları, ÇaÇdaş Bakışlar Dizisi 12, İstanbul, 1995.Süha Göney, Siyasi Co?rafya. (Political Geography). İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Yayyn. No. 103, İstanbul, 1993.Kamil Günel, CoÇrafya’nın Siyasal Gücü. İ.Ü. Ed.Fak. Basımevi, İstanbul, 1994.W., Gumpel, “Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde Ekonomik Ve Politik Gelişme”(Economical And Political Evolution İn The Republics Of Turkish Central Asia). Avrasya Edütleri. Tika. Sayı. 2, S. 15 - 46, Ankara, 1994.Suat İlhan, Jeopolitik Duyarlılık. Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yay. Vıı.Dizi-Sa.113, Ankara, 1989.Suat İlhan, Türkiye’nin Ve Türk Dünyası’nın JeopolitiÇi.(Geopolitics Of Turkey And Turkish World). Türk Kültürü Araş. Ens. Yay.No.134, Seri No.Vııı, Sayı. A.1, Ankara, 1993.H.J., Mackinder, 1947, Democratic Ideals And Reality. New York.P. Mansel, Dünyanın ArzuladıÇı Şehir:Konstantinopolis 1453-1924 (Constantinople, City Of The World’s Desire) 1453-1924. sabah Yay. Olaylar-İnsanlar Dizisi, İstanbul, 1996.Bahaddin Ögel, “Türk Milleti Ve Türk Devleti.” Tarihte Türk Devletleri, Cilt 1, Ankara Üniv.Yay.No.98, S.64-67, Ankara,1987.Ramazan Özey, “Merkezi Hakimiyet Teorisi.(Central Rule Theory).” Altınoluk Dergisi, Cilt.9, Sayı.97, S.8-9, Mart-94, İstanbul, 1994.Ramazan Özey, “BirliÇe Hasret Türk Dünyası.” Altınoluk Dergisi, Cilt.9, Sayı.105, S.13-15, İstanbul,1994.Ramazan Özey, “Türk Dünyası’nın Sosyal Ve Kültürel Durumu.” Türk Diplomatik. Yıl.1, Sayı.5, İstanbul, 1995.Ramazan Özey, 21.Asrın Ufkunda Türkiye. Marifet Yay.No.122, Fikir Kitapları Dizisi 8, İstanbul, 1996,Talip Yücel, Asya’nın Fiziki CoÇrafyası. BalkanoÇlu Matbaası, Ankara, 1960.
Prof. Dr. Ramazan ÖZEY, Marmara Üniversitesi, Atatürk EÇitim Fakültesi, CoÇrafya EÇitimi Anabilim Dalı, İSTANBUL-TÜRKİYE.YayınlandıÇı Dergi: Ramazan Özey, 2001, “Türk Dünyası’nın Jeopolitik Önemi ve Başlıca Sorunları.” T.C. Başbakanlık TİKA, Avrasya Etüdleri, Türk Dünyası Özel Sayısı,sayı 20, Ankara. |