![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Klavye Link | Arama | Bugünki Mesajlar | Okundu Kabul Et |
| Türk Kültürü Zengin Türk Kültürü'nün tarihi , gelenek ve görenekler , dil ve edebiyat ve daha neler neler |
| Etiketler: osmanli |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| .::.SustuM.::. Üyelik tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,844
Ruh Hali: Teşekkürler: 147
116 Mesaja 209 Teşekkür edildi
| OsmanLı Başkentleri[EDİRNE] Edirne, Osmanlı'nın 2. Başkenti... KENTİN TARİHİ Odrysler Ainos (Enez) yakınlarında M.Ö. 5500-5000 yıllarına rastlayan dönemde, Anadolu özellikleri taşıyan çanak çömleÇi ve sur duvarlarıyla bir koloni niteliÇinde olan ve Balkanlar'da bilinen en eski neolitik kültürlerden de eski bir yerleşim yeri vardı. Sonraları Trakya'ya yerleşen, cesaret ve savaşçılıktaki büyük becerileri pek çok ülkeyi korkutan Traklar'ı, bu niteliklerinden dolayı Atinalılar da, Romalılar da ordularında ücretli asker olarak görevlendirdiler. Traklar'da, maÇaradan, güçlü kalelere, çiftliklerden, kazıklar üzerinde inşa edilmiş balıkçı köylerine ve açık kentlere kadar çok çeşitli yerleşme biçimlerine rastlanırdı. Apsintiler; Ainos'un (Enez) doÇusunda, Drugeriler; orta Hebros (Meriç) bölgesinde, Tynler; Salmydessos (Midye) bölgesinde, Kalopothaklar; Ainos'un (Enez) güneyinden Kallipolis (Gelibolu) Yarımadası'na kadar olan alanda yerleşmiş Trak kabilelerinden bazılarıydı. Bunların içinde en ünlüsü Tonzos (Tunca) vadisinden sahile uzayan bölgede oturan ve güçlerinin zirvesinde olan Odrysler'di. Trakya'da böyle geniş bir alana yayılmış olan Odrys halkının en önemli kasabalarından biri Odrysai idi. Odrysai, Hebros (Meriç) ile Tonzos'un (Tunca) birleştiÇi yerde ve bu nehirlerin oluşturduÇu kavisin içinde kurulmuş bir yerleşim ve pazar bölgesiydi. Geçiş yolu Bölge, GüneydoÇu Avrupa'nın Anadolu'ya zorunlu geçiş yolu üzerinde bulunması nedeniyle, göç, istila, ticaret ve kültür alışverişi konularında etki altındaydı. Özellikle göçler ve geçişler nerede ise hiç durmadı. M.Ö. 513'te Pers kralı Darius İskit seferine, önce Bosphorus'daki (İstanbul BoÇazı) Anadolu ve Rumeli'den geçtikten sonra, Trakya'nın içlerine doÇru kıyıdan çok uzak olmayan bir yerden devam etti. Ordunun ilk durak yeri Odrysler'in memleketi oldu. Artık Trakya Pers egemenliÇine giriyordu. M.Ö. 492'de Mardonius'un seferi Persler'in egemenliÇini saÇlamlaştırdı. Daha sonra da M.Ö. 480'de Traklar, Kral Kserkses'in ordusuna asker vermek zorunda kaldılar. Kserkses, Melas Körfezi'nde (Saros Körfezi) Kallipolis (Gelibolu) Yarımadası'ndan hareket etti, Ainos (Enez) şehrinden geçti ve böylece Hebros (Meriç) Nehri'nin bütün ovası Persler tarafından alındı. Persler'in ülkedeki egemenliÇine son verilmesinden sonra, daÇınık Trak kabilelerinin birleşmesi gerektiÇine inanılarak, önderlik kral Teres'in idaresi altındaki Odrysler kabilesine veıildi. Böylece Odrysler, Hebros (Meriç) ve Kypsela'dan (İpsala) Varna'ya kadar olan toprakların sahibi oldular. Odrysler aristokratik, feodal bir devlet olarak kurulup, örgütlendiler. Roma dönemi M.Ö. 342-341'de Makedonya kralı Philip'le yaptıkları savaşı kaybeden Odrysler, giderek zayıflamaya başladılar. M.Ö. 336'da Philip'in öldüıülmesinden sonra, huzursuzluk çıkacaÇın- dan korkan Büyük İskender, M.Ö. 335'de Trakya içine uzun bir sefere kalktı. Sahil boyunca devam edip, kralsız kalan Traklar ülkesinden ve Nestos (Mesta) Nehri'nden geçerek on gün içinde Balkanlar'ın eteÇine ulaştı. DoÇu Trakya'da sahile yakın bir yerden ilerleyip, Odrysia ve Hebros'dan (Meriç) sonra Tonzos (Tunca) boyunca ilerleyerek bir daÇ geçidinden geçti. İskender'in ölümünden sonra Trakya başlıbaşına satraplık oldu. M.Ö. 280-279'da Trakya, Galatlar'ın istilasına uÇradıysa da tekrar güçlenen Odrysler, kralları Kotys sayesinde Makedonya ile dostluklarını saÇlamlaştırdılar. M.Ö. 171-168 yıllarında Roma'ya karşı yapılan savaşta Perseus'un tek yandaşı Kotys'di. Makedonya KrallıÇı'nı ortadan kaldıran Romalılar Trakya'yı etkileri altına aldılar. Caligula, Rhaimetalkes'i Trakya'ya M.S. 37-38'de kral yaptı. Rhaimetalkes'in öldürülmesinden sonra İmparator Claudius zamanında 45'te Trakya'nın baÇımsızlıÇına son verildi. Artık Trakya bir eyalet olarak tam anlamıyla Roma İmparatorluÇu'na dahil edilmişti. Hadrianopolis 123-124 yıllarında DoÇu'ya bir gezi yapan İmparator Hadrianus (117-138), Uscudama veya Odrysai adıyla çaÇrılan yerleşim yerinin üzerinde yeni yapılar inşa edilmesini buyurdu. Kasaba gelişip kent durumuna yükselmeye başlamıştı. Roma İmparatorluÇu'nun en önemli yerleşim yerlerinden biri haline getirilen Odrysai, onu bu konuma yücelten imparatorun adını yaşatmak üzere "Hadrianus'un Kenti" anlamına gelen Hadrianopolis/Adrianopolis diye adlandırıldı. Hadrianus'un kente kazandırdıÇı en önemli yapı kaleydi. Tümüyle bir Roma Castrum'u planına sahip olan kalenin dört köşesinde dört yuvarlak burç vardı. Burçların arasında dört köşeli onikişer küçük kule ve dokuz kapı dizilmişti. Surların önüne de bir hendek inşa edilmişti. Roma İmparatorluÇu'nun altın devrini yaşadıÇı 2. yy. ve 3. yy'ın ilk yarısında Trakya şehirleri çok gelişti. Hadrianopolis de, askeri alanda, ticaret ve ziraat konularında bu altın dönemden nasibini aldı ve sürekli olarak gelişme gösterdi. Önemli bir Roma kalesi durumunda olan Hadrianopolis, Diocletianus'un (284-305) 297'de yaptıÇı yeni bir yönetim bölünmesinde, Trakya eyaletinin altı vilayetinden birini oluşturan Haemimontus'un başkenti oldu. Diocletianus'un çekilmesinden sonra iç kavgalar başladı. 324'de Hadrianopolis yakınında yapılan savaştan Licinius yenilgi alarak çıktı. Savaşın galibi ise, Constantinus oldu. Constantinus Bizantion'a kadar çekilen Licinus'u önce yenilgiye uÇratıp sonra da katlettikten sonra imparatorluÇa egemen oldu. İmparatorluÇun başkentini de Roma'dan Bizantion'a taşıdı. O artık bu yeni kentteki İmparator I. Constantinus'du (324-337). Önceleri Nea Roma adı ile anılan kent, I. Constantinus'un adıyla özdeşleştirilerek, Constantinopolis oldu (11 Mayıs 330). 378'de İmparator Valens (364-378) döneminde Hadrianopolis'in kuzeyinde Gotlar ile yapılan savaş Roma ordusunun yenilgisi ile bitti. İmparator I. Theodosius (379-395) Trakya'daki karışıklıkları önlemek için Gotlar'a karşı daha ılımlı bir politika izleyerek bir anlamda göç tehlikesini de uzaklaştırmayı amaçladı. I. Theodosius, 381 yılının Eylül ayını Hadrianopolis'te geçirdi. 441-447 yılları arasında bu defa da Hunlar Trakya'ya akınlar düzenleyerek bölgeyi kırıp geçirip yaÇmaladılar. 550'de Avarlar'la yapılan savaşta Bizans ordusu Hadrianopolis önlerinde aÇır bir bozguna uÇradı ve çok sayıda askerini esir verirken, Büyük Constantine'in kutsal sancaÇı da Avarlar'ın eline geçti. Savaş sonrasında Anastasios suruna kadar dayanarak etrafı talan eden Avarlar'a bir baskın yapıldı ve kutsal sancakla birlikte bazı esirler kurtarıldı. Heraklius (610-641) sülalesi döneminde Hadrianopolis'in ruhani idaresinde beş metropolitlik vardı. 807'de İmparator I. Nicephorus (802-811), Bulgarlar'a karşı bir sefer düzenleyip Hadrianopolis'i geri aldı ancak kendisine karşı bir ayaklanma hazırlandıÇını anlayarak, Constantinopolis'e döndü. 1018'den sonra Bizans için en büyük tehlike Peçenekler'den gelmeye başladı. Constantine IX. Monomachus (1042-1055) zamanında birleşip büyük bir güç oluşturan Peçenekler, Hadrianopolis önüne gelerek burada ordugâh kurup etrafı yaÇmalamaya başladılar. Hadrianopolis, Bizans devleti parçalandıÇı sırada en büyük toprakları alan Venedik'in hissesine düştü. 1336'da Hadrianopolis'te III. Andronicus'un (1328-1341) kızlarından biri Bulgar Prensi Mikhael ile evlendi. III. Andronicus, 1341'de öldüÇünde devleti, dokuz yaşındaki oÇlu Ioannes'e (1341-1391) bıraktı. Naib olarak da güvenilir bir yönetici olan Cantacuzenos'u gösterdi. Bu güvenilir yönetici, 26 Ekim 1341'de kendini Didymoteikhos'da (Dimetoka) imparator ilan ediverdi (1341-1354). İki imparatorlu ülkede başlayan çekişmeler bir taht kavgasının ötesine geçerek, büyük toprak sahipleri, asiller ve kentin ileri gelenleri ile halk arasında bir sınıf çatışmasına dönüştü. Hadrianopolis'te başlayan bu ayaklanma hızla Trakya'ya yayıldı. Hadrianopolis'i Cantacuzenos aldı ve 1347'de Constantinopolis'e girerek bu kentte hüküm sürmekte olan V. Ioannes Palaiologos'a (1341-1391) karşın kendini VI. Ioannes olarak bir defa daha imparator ilan etti. Cantacuzenos'un Hadrianopolis kenti için 1352'de yeniden ve bu defa V. Ioannes Palaiologos'la savaşması gerekiyordu. Palaiologos Sırp ve Bulgarlar'dan büyük yardımlarla birlikte 4000 süvari de almıştı. Cantacuzenos ise bu büyük güç karşısında galip gelebilmek için, dostu ve damadı Orhan Gazi'nin (1326-1360) yardımına başvurdu. Süleyman Bey idaresinde 10.000 kadar Türk savaşçısı savaşı Cantacuzenos adına zaferle bitirdiler. OSMANLI DÖNEMÎ Adı Edirne 1354'de bir gece Süleyman Bey Kallipolis (Gelibolu) kalesini aldı ve Osmanlı kuvvetleri Trakya'ya akınlara başladı. Artık Trakya'da Türkler'in ayak sesleri duyuluyordu. 1360'da Didymotheikos (Dimetoka) fethedildi. I. Murad (1359-1389), tahta çıkışından başlayarak Rumeli'nin ele geçirilmesi için yapılan girişimlere büyük önem ve hız verdi. Sultan, Çorlu ile Keşan'ın da Osmanlı yönetimine geçmesinin ardından, Lala Şahin Paşa'yı Hadrianopolis'in fethi ile görevlendirdi. Lala Şahin Paşa, Hacı İlbeyi ile birlikte bu görevi yerine getirerek ken- ti Bizanslılar'dan aldı. 1362'nin Temmuz ayında I. Murad döneminde Hadrianopolis artık Türkler'indi. I. Murad'ın Celayirli hükümdarı Üveys Han'a gönderdiÇi fetihnamede kentin adı Edirne olarak yer aldı. Fethedilen bu yeni kenti büyük bir onurla ziyarete gelen I. Murad, kalenin yönetimini Lala Şahin Paşa'ya bıraktı. Bundan sonra Edirne Türkler'in Rumeli'yi fethetme hareketlerinde çok önemli bir askeri üs oldu. 1363'de Lala Şahin Paşa Filibe'yi ele geçirmek amacıyla buradan harekete geçti. Ertesi yıl, Sırp, Eflak ve Macar birliklerinden oluşan haçlı ordusuna karşı SırpsındıÇı Savaşı, Edirne'nin 25 km. batısında gerçekleşti. Sultan Murad bir gece düşünde, ak sakallı, nur yüzlü bir kimseyle yarenlik ederken, o kişi ona Edirne'de bir saray yaptırmasını söylediÇinden, Edirne'de büyük bir saray inşa ettirildi. Osmanlı'nın "Dar--ül Mülk'ü Edirne fetholunduktan sonra büyük bir hızla Türkleşmeye başladı. Osmanlılar'ın kenti 1365'de başkent yapmaları Edirne için yepyeni bir devrin başladıÇını gösteriyordu. I. Bayezid (1389-1403) İstanbul'u kuşatma hareketlerini buradan yönetti. Yıldırım Bayezid'in ölümünden sonra taht kavgası nedeniyle şehzadeleri birbirlerine düştüler. Bu Fetret Devri'nde (1403-1413) kent daha büyük bir önem kazandı. Bayezid'in büyük şehzadesi Emir Süleyman Çelebi, devlet hazinesini Bursa'dan Edirne'ye taşıyarak burada tahta çıktı. Daha sonra şehzadelerden Musa Çelebi, Eflak Voyvodası'nın da yardımı ile aÇabeyi ile mücadeleye girerek 1411'de kenti ele geçirdi ve burada kendi adına para bastırdı. 1413'de I. Mehmed Çelebi (1413-1421) Osmanlı Devleti'ni yeniden toparlayarak Edirne'yi kardeşinin elinden aldı. 1419'da bu defa da I. Bayezid'in Ankara Savaşı'nda kaybolan oÇlu olduÇunu ileri süren Mustafa Çelebi (ya da Düzmece Mustafa) sahneye çıktı. Taht üzerinde hak iddia ederek Edirne'yi ele geçirdi. Bir sultan olduÇu inancı ile de burada kendi adına para bastırdı. Ardından güçlü bir orduyla Edirne'den Anadolu'ya geçtiyse de, Bursa yakınlarında II. Murad'a (1421-1451) yenildi. Edirne'de bıraktıÇı hazinesini aldıktan sonra Eflak'a giderken yakalanan Mustafa Çelebi, 1442'de yeniden Edirne'ye getirilerek öldürüldü. Edirne'de ilk şenlik, işte bu olayın ardından yapıldı. Halk da büyük bir coşku ile bu şenliklere katıldı. II. Murad, Edirne'de şehzadeleri Alaeddin ile Mehmed'e çok görkemli sünnet düÇünleri de düzenletti. Sultan, 1444'de tahtı oÇlu II. Mehmed'e bırakarak Manisa'ya çekildi. Edirne başkent olduktan sonra tahta çıkan ilk sultan olduÇu için, Edirne Sarayı'nda yapılan ilk culüs töreni de II. Mehmed için gerçekleştirildi. Bu ilk tahta çıkışında 12 yaşında olan çocuk sul- tanın adı, İstanbul'u fethettikten sonra şanına yakışır biçimde Fatih Sultan Mehmet olarak anılacaktı. Manisa'ya çekilen II. Murad, bir haçlı ordusunun harekete geçmesi üzerine yeniden Edirne'ye gelmek zorunda kaldı. Bu haçlı ordusu Varna'da kesin bir yenilgiye uÇrayacaktı. II. Murad zaferin ardından yönetimi yine oÇluna bırakmasına karşın, yeniçerilerin ayaklanması üzerine Edirne'ye gelerek üçüncü kez tahta çıkmak zorunda kaldı. II. Mehmed (1451-1481), II. Murad'ın 5 Şubat 1451'de ölümüyle kesin olarak tahta çıktı. Artık onun önünde çok önemli bir hedef vardı. Constantinopolis'i almak... Bu amacına yönelik harekatı Edirne'den başlattı. Yeni başkent Constantinopolis II. Mehmed'in bu kutsal amacı 1453'de gerçekleşti. 29 Mayıs sabaha karşı yapılan taarruzla Constantinopolis'in kara tarafındaki surlan yıkıldı. Aynı gün, II. Mehmed at üzerinde kente girerek, Ayasofya'da namaz kıldı. Constantinopolis'in fatihi II. Mehmed artık "Fatih Sultan Mehmed" olarak tarihe geçecek, Osmanlı İmparatorluÇu'nun yeni başkenti de Cons- tantinopolis olacaktı. BaşkentliÇi devrettikten sonra da Edirne, imparatorluÇun önemli olaylarına sahne olmaktan geri kalmadı. Kent, Gedik Ahmet Paşa'yı Edirne Sarayı'nda idam ettiren II. Bayezid (1481-1512) ile oÇlu Selim arasındaki taht kavgasına sahne oldu. Edirne, 16. yy'da Batı'ya düzenlenen seferlerin merkez üssü oldu. Sultanların çoÇu zamanlarını geçirdikleri bir yer durumunda olduÇundan sürekli olarak ilgi gördü. Yavuz Sultan I. Selim (1512-1520), Kanuni Sultan I. Süleyman (1520-1566), ve II. Selim (1566-1574) kentin bayındırlıÇına büyük önem verdiler. Edirne'nin parlak dönemleri 17. yy'da ise I. Ahmed'den (1603-1617) başlayarak bu ilgi daha da arttı. II. Osman (1617-1622) ve daha sonra IV. Murad (1623-1640) Edirne koruluk ve ormanlarında büyük av eÇlenceleri düzenlediler. "Avcı" adıyla anılan N. Mehmed (1649-1687) ise çoÇu zamanını burada sürek avına çıkarak geçirdi. 1670'lerde Edirne'yi neredeyse ikinci bir yönetim merkezi yapan N. Mehmed, Rus ve Leh Seferleri'ne de Edirne'den başladı. Yaşamını Edirne'de sürdürmeyi seven bir başka sultan, II. Mustafa (1695-1703) Edirne Vakası diye bilinen ayaklanma sonunda 1703'de tahtından uzaklaştırıldı. Türkler'le Ruslar arasındaki Prut Savaşı'ndan sonra 16 Nisan 1712'de Prut Antlaşması yapılmasına karşın, üzerinden yedi ay geçtiÇi halde Ruslar Lehistan'ı (Polonya) terketmediler. Bunun üzerine Osmanlı Devleti sefer kararı aldı. III. Ahmed (1703-1730) İstanbul'dan Edirne'ye hareket etti. Bu durum karşısında kaygıya kapılan Rus Çarı I. Petro, görüşmeye hazır olduÇunu bildirdi. Edirne'de yapılan görüşmeler sonunda 24 Haziran 1713'te Edirne Antlaşması imzalandı. İmzalanan antlaşmaya göre, Ruslar Lehistan'ı iki ay içinde boşaltacaklar, IV. Mehmed dönemindeki sınır çizgisi esas olarak alınacaktı. Ruslar aynca Osmanlı İmparatorluÇu'nda misafir olarak kalan İsveç Kralı XII. Karl'ın da Rus topraklarından bir Türk koruma birliÇinin eşliÇinde geçirilerek ülkesine dönmesini kabul ettiler. Yıkımlar 1745'deki büyük yangından sonra, 1751 yılındaki deprem Edirne'nin bir anlamda gözden düşmesine neden oldu. Bu dönemden başlayarak Edirne eski debdebesinden uzaklaşıp ge- rilemeye başladı. III. Selim'in (1789-1807) Nizam-ı Cedit Islahatı'na karşı çıkan Rumeli'nin ileri gelenleri ve derebeyler, Edirne'de 1801'de ve 1806'da devlete karşı iki kez ayaklandılar (Edirne kıyamı). 1828-1829 Türk-Rus Savaşı'nda kent düşman eline geçti. 22 AÇustos 1829'da Ruslar'ın kente girmesi Edirne'nin yaşadıÇı zor günler oldu. 14 Eylül 1829'da Edirne'de imzalanan barış antlaşması sonucunda yeniden Osmanlı yönetimine geçmekle birlikte, savaş Edirne'yi olumsuz yönde etkiledi. Müslüman halk başka yerlere göçmeye başladı. Sultan II. Mahmud (1808-1839), halka moral vermek üzere 1831'de kente geldiÇinde on gün kalıp yıkımların giderilmesi için emirler verdi. Bu gezinin anısına Hayriye, Nısfiye ve Rubiye adlarında Edirne damgalı paralar bastırıldı. 1877-1878 Türk-Rus savaşında, 20 Ocak 1878'de Edirne tekrar on üç aydan fazla sürecek olan Rus işgali altına girdi. Birçok bölgesi yakılıp yıkıldıktan sonra 13 Mart 1879'da yine Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. 20. yy'ın başlangıç yılları da Edirne'ye zor günleri getirdi. 1912'de Balkan devletlerinin Osmanlı İmparatorluÇu'na karşı giriştiÇi Balkan Savaşı'nda Edirne yüzaltmış gün Şükrü Paşa'nın kahramanca savunmasına karşın, açlıktan Bulgar ve Sırp kuvvetlerine 26 Mart 1913'de teslim oldu. 22 Temmuz 1913'de Enver Bey komutasındaki kuvvetler hiçbir direnişle karşılaşmadan Edirne'ye girdiler. Kent yıkık ve harap durumdaydı. DiÇer Avrupa devletlerinin Türkler'i Edirne'den çıkarmak için verdikleri tüm çabalar sonuçsuz kaldı ve Edirne 10 AÇustos 1913'te imzalanan Bükreş Antlaşması gereÇince Osmanlı topraÇı sayıldı. Sınır kenti Edirne bu defa da, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra 1920'den 1922'ye kadar iki yıldan fazla Yunan işgalinde kaldı. Ancak 25 Kasım 1922'de Mudanya Mütarekesi'nden sonra Türk ordusu Edirne'ye girdi. 24 Temmuz 1923'deki Lozan Antlaşması'yla da o artık Türkiye Cumhuriyeti'nin Trakya bölgesinde Yunanistan ve Bulgaristan sınırı boyunca uzanan, baÇrında pek çok Türk anıtını taşıyan sınır kentiydi. YAPILAR İlk Osmanlı başkenti Bursa, erken dönem Osmanlı mimarisi örnekleriyle bezenmişti. İkinci başkent Edirne ise, mimarideki gelişmeleri ve deÇişmeleri yaşayarak, Osmanlı sanatının en yükseldiÇi dönemin eserlerini sahiplendi. Yıldırım Bayezid Camisi Edirne'deki Türk döneminin en eski yapısıdır (1397-1400). Haç planlı eski bir Bizans kilisesinin yalnızca temeli bırakılarak, üzerine yeni cami binası inşa edildi. Ortasında küçük bir orta kubbe ve etrafında dört tonoz bulunmaktadır. Eski Cami İnşaatına 1403'de Emir Süleyman Çelebi tarafından başlandı, 1414'de Çelebi Sultan Mehmed tarafından tamamlandı. Mimarı Konyalı Hacı Alaeddin'di. Kare şeklindeki yapı, dokuz kubbesiyle çok kubbeli ulu camiler planındaydı. Bina kesme taştan yapıldı. İç mekân dört paye ile bölündü. Son cemaat yeri, kesme taş ve tuÇla sıralamasıyla bitirildi. Büyük yazılarıyla dikkati çekmektedir. Muradiye Camisi 1436'da Sultan II. Murad'ın yaptırdıÇı bu cami, yan mekânlı camiler planının uygulandıÇı en güzel örneklerdendi. Yalın bir dış görünüşü olup, doÇu ve batı duvarı ile mihrap duvarını kaplayan çinileri, iki orta kubbeyi birbirine baÇlayan büyük kemerin iç yüzündeki ince kalem işleri yalın görüntülerine karşın 15. yy. başındaki Osmanlı dekor sanatının en başarılı eserleri arasında yer aldı. Yapı, görkemli mihrabı ve minberiyle dikkati çekmektedir. Üç Şerefeli Cami 1438-1447 yılları arasında Sultan II. Murad tarafından yaptırılan cami, Osmanlı mimarlıÇında erken dönemle klasik dönem arasında yer almaktaydı. Türk sanatında ilk kez ortaya çı- kan plan şeması ile enine gelişen bir mekân anlayışında inşa edildi. Dört minaresinin biri üç, biri iki, ikisi ise birer şerefeli olup, baklavalı, şişhaneli, çubuklu ve burmalı motif üslupları ile bezendi. Üç şerefeli minaresindeki her üç şerefeye ayrı merdivenlerden çıkılan ilk minare tarzıdır ve bu tarz camiye adını vermiştir. Hafif sivri kemerli revakları ile şadırvanlı avlusu vardır. Sultan Bayezid Külliyesi Sultan II. Bayezid, Kili ve Akkerman fethine giderken, ordunun gereksinimlerini karşılamak üzere Edirne'de kaldı. Bu konaklama sırasında da Tunca'nın kenarında 23 Mayıs 1484 günü cami, şifahane, medrese, imaret, tabhane, hamam, deÇirmen ve köprüden oluşan bü- yük bir külliyenin temellerini attı. Avrupa'da akıl hastaları hasta sayılmazlar, şeytanla işbirliÇi yapan insanlar diye düşünülerek çoÇu kez diri diri yakılırlardı. Külliyenin şifahanesindeyse akıl ve ruh hastaları, Türk müziÇinin çeşitli makamları ile tedavi edilirlerdi. Şifahaneye devamlı baÇlı on hanende ve sazende çalışırdı. Ney, keman, santur ve ud kullanılan sazlar arasındaydı. Özellikle neva, rast, dügah, segah, çargah ve buselik gibi makamların dinletilmesinden olumlu sonuçlar alınmıştı. Musikiden başka hastalar çiçek kokuları ile de tedavi edilirdi. Türk-Osmanlı mimarisinin en önemli eserlerinden biri olan külliyenin mimarı Hayreddin'di. 21 m. çapındaki kubbesi ile cami tek kubbeli camilerden olup, külliye yüz kadar kubbe ile örtülmüştür. Selimiye Camisi Mimar Sinan'ın "ustalık eserim" diye nitelendirdiÇi Selimiye Camisi bu kentin tacıdır. Mimar Sinan'a Sultan II. Selim tarafından 1569-1575 yılları arasında yaptınlan cami önce, birbirine eşit üçer şerefeli dört minaresi ile göze çarpar. Çok uzaklardan görünen bu zarif minareler kubbenin etrafına cami tabanının oturduÇu karenin köşelerine dizilmiştir. 31,5 m çapındaki kubbe, 8 filayaÇı ile baÇlanmış, örttüÇü iç mekâna verdiÇi genişlik ve ferahlıkla birlikte mekânın bir kerede kolayca algılanmasına neden olmaktadır. Kubbe aynı zamanda caminin dış görünüşünün ana hatlarını da belirler. Caminin mimarisinde olduÇu kadar, mermer, çini ve hat işçiliklerinde de kusursuzluÇa varılmıştır. Minberin mermer işçiliÇi diÇer camilerden üstündür. Mihrap tarafındaki duvarlarla birlikte, Hünkar mahfili ve bütün alt kat pencerelerinin alınlıkları zarif bir çini dekoru ile kaplanmıştır. Mihrap duvarında bulunan büyük çini panoların renk ve komposizyonları ve Hünkar mahfilinin alt kısmındaki tavanın kalem işçiliÇi çok güzeldir. Caminin revaklarla çevrilmiş avlusunun ortasında mermerden özenle işlenmiş bir şadırvanı vardır. Edirne Sarayı Sultan I. Murad tarafından yaptırılan ilk saraydan sonra, Sultan II. Murad döneminde Tunca'nın batısında, çok büyük bir alan üzerine 1450'de Edirne Sarayı'nın inşaatına baş- landı. Sultan'ın 1451'de ölümünden sonra oÇlu Fatih Sultan Mehmed tarafından yapı tamamlatıldı. Edirne Sarayı'nın önemli bölümlerinden olan Cihannüma Kasrı'nın yedi katlı olduÇu ve en üst katında sekiz köşeli bir odanın ve ortasında bir havuzun bulunduÇu yazılmaktadır. Cihannüma Kasrı'nın saÇ tarafında Kum kasrı bulunurdu. Kum Kasrı hamamının, helezoni kubbesi vardı. Cihannüma Kasrı'nın arka tarafındaki yerde, tonozlu bir bodrum üzerinde dikdörtgen bir planda su maksemi vardı. Terazilerden gelen sular binanın yukarısındaki depolarda toplanır oradan altı bölümle daÇıtılırdı. 16. yy'ın ikinci yarısında saraya namazgâh eklendi. Saray, 22 AÇustos 1829'da Ruslar'ın kente girip birkaç ay kalmaları sırasında yıkıma uÇradı. 1867'de Sultaniye yatı ile Avrupa gezisine başlayan Sultan Abdülaziz'in gidiş yolu Tolulon'dan sonra Paris ve Londra olmuştu. Dönüş yolunda Sultan'ın Edirne'den geçme olasılıÇı üzerine özellikle Cihannüma Kasrı'nda bazı onarım ve eklemeler yaptırıldı. Oysa dönüş, Belçika-Koblenz-Prusya-Viyana-Budapeşte'den geçilerek, Tuna Nehri'nden vapurla yapıldı. 1875'de Ruslar'ın Edirne'yi işgal edeceÇi haberi üzerine sarayın yakınında bulunan cephanelik Ruslar’ın eline geçmesin diye Vali Cemil Paşa’nın emriyle ateşlendi. Böylece 3-4 gün süren patlama sesleri ile büyük tehlike içinde kalan Edirne kentinin 425 yıllık sarayı ortadan kalktı. 123-124 yıliarında DoÇu'ya yaptıÇı gezi sırasında İmparator Hadrianus kendi adıyla Hadrianopolis diye çaÇrılan Edirne kentine görkemli bir kale armaÇan etmişti. 19. yy'ın ilk yarısına kadar saÇlam duran bu kale de 1866-1870'den itibaren hastane, okul, hükümet binaları, kışla yapımı için Vali Hurşid Mehmed Paşa zamanında yıkılmaya başlandı. Dört ta- ne olan köşe kulesinden yalnızca biri saat kulesi haline dönüştürüldü. Köprüler Edirne'deki önemli yapı türlerinden biri de köprülerdir. Üzerine türküler yakılan bu taş köprülerin çoÇu Tunca Nehri üzerinde bulunur. Taş köprüler, Osmanlı'nın mekânsal ve anıtsal anlayışıyla her zaman uyum içinde olurlar, düzenlilik ve geometri kurallarına uygunluk gösterirlerdi. Kent içi köprüler, iki başından kent dokusuna dayanırlardı. Edirne'nin içinde bulunan ve Sinan devrinin Edirne dışında inşa ettiÇi köprülerin güzelliÇine başka kentlerde erişilememiştir. Bu kentteki köprülerin en eskisi Bizans İmparatoru Michael Palaiologos (1261-1282) dönemindendir. Köprü sonradan Gazi Mihal Bey tarafından yeniletildiÇinden onun adı ile anılır (1420). 1640'da Kemankeş Kara Mustafa Paşa bu yirmiyedi gözlü köprüye sivri kemerli Tarih Köşkü'nü ekletmiştir. 1451'de yapılan Şahabettin Paşa (Saraçhane) Köprüsü on iki ke- merli ve on bir ayaklıdır. 1452'de Fatih döneminde yaptırılan Fatih Köprüsü, 1488'de Mimar Hayrettin'in yapıtı olan Bayezid köprüsü, 1560'da Mimar Sinan'ın eserleri arasında yer alan Saray (Kanuni) Köprüsü, 1608-1615 yılları arasında Sedefkar Mehmed AÇa'nın yaptıÇı Ekmekçizade Ahmed Paşa Köprüsü, 1842-1847 yılları arasında Meriç'le Arda'nın birleştiÇi yerde tamamlanan Meriç Köprüsü (Yeni Köpıü) Edirne'nin en önemli köprüleridir. Kervansaraylar Sokak üzerinde bir sıra dükkânı bulunan ve klasik Osmanlı mimarlıÇının ilginç örneklerinden olan Rüstem Paşa kervansarayı, Kanuni Sultan Süleyman'ın ünlü sadrazamı Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırıldı. Dikdörtgen avlu çevresinde önleri revaklı odalar sıralanmaktadır. EkmekçioÇlu Ahmed Paşa kervansarayı, I. Sultan Ahmed'in emri ile Defterdar EkmekçioÇlu Ahmet Paşa tarafından 1609 senesinde yaptırıldı. Mimarları Sedefkar Mehmed AÇa ve Edirneli Hacı Şaban'dı. Evler Taş duvar ve sıvayla örülmüş ahşap iskelet sistemleri ile yapılırdı. Bu evler genellikle yanındaki daha yüksek saçaklara çift eÇri öÇe ile baÇlanan bir çatıyla örtülü, az derinde kalan locanın içine yerleştirilmiş merkezi girişi ile kusursuz bir simetriye sahipti. Odalardan kıbleye dönük olanı namaz odası olarak ayrılırdı. Dolaplarda, tatlı, şeker, şerbet ve şurup daÇıtılmasına yarayan şık kaplar, bardaklar, tabaklar, şık havlular, örtüler, le- Çen ve ibriklerin en kıymetlileri saklanırdı. Misafir odalarının duvarları boyunca yapılmış "sıra" denen raflar üzerine odayı süslemek amacıyla kıymetli çini ve porselen tabaklar, kaseler ve sürahiler konurdu. Katlı raf denilen hücrelere de deÇerli kaseler, gülapdanlıklar ve çiçeklikler yerleştirilirdi. Kalınca yapılmış duvarların içine yerleştirilen veya odanın arkasında bir kümbet şeklinde dışarı çıkarılan ocaklar en saÇlıklı ısınma aracıydı. Balkan Yarımadası'nın hemen her tarafında en küçüÇünden en gösterişlisine kadar bütün evlerde "hayat" denilen bölümler vardır. Oda kapılarının açıldıÇı yer olan bu bölüm, doÇrudan evin bahçesine bakan yönde 1,5-2 metrelik direkler üzerine dayandırılmıştır. Hayatların sonunda bir basamak yükseklikte dört köşe bir kısım ayrılarak, tahta sedirlerle çevrilirdi. Evin harem ve selamlıklarında büyük kapıların açıldıÇı bahçe kısımları olan avluların uygun bir yerinde mermer bir çeşme bulunurdu. Bazı evlerde avluların ortasında küçük havuzlar, üzerine asma sardırılmış çardaklar vardı. Harem ve selamlık avlularından birbirine geçilecek küçük kapı bulunurdu. TİCARET Edirne, çok parlak günler yaşamış büyük bir ticaret merkeziydi. Bedestenlerindeki elmas ve mücevherler altmış gece bekçisi tarafından korunurdu. 15. yy'da DoÇu Akdeniz'de canlanan ticaret, bu kentin gelişmesine de büyük yardımda bulundu. Mısır'dan, Ege adalarından ve İzmir gibi diÇer Batı Anadolu kentlerinden gelen buÇday, arpa, mısır gibi ana gıda maddeleri ve tarımsal zenginlikleri Enez'e gelir, buradan nehir yoluyla küçük gemilere yüklenerek Edirne'ye ulaştırılarak burada pazarlanırdı. Meriç yoluyla Filibe'den gelen pirinç de buradan İstanbul'a ulaştırılırdı. 17. yy'da İran'dan kervanlarla gelen bazı tüccarlar da Edirne'de alım-satım yaptıktan sonra buradan Balkanlar'a doÇru açılırlardı. Avrupa malları Edirne pazarlarında bulunurdu. DeÇişik cinslerde malı bu pazara getiren Avrupalı tüccar, buradan balmumu, deri eşyalar alırlardı. Venedikli ve Fransız tacirlerin aldıkları ise, Bursa ipeÇi ve EreÇli'den gelen yündü. Çarşılar Geçiş yolları üzerinde bulunan kentin gelişme döneminde hem artan ekonomi ve ticaret yoÇunluÇunu karşılamak hem de cami ve imaretlere gelir saÇlamak amacıyla birçok han, bedesten ve çarşı inşa edildi. 1417-1418 yılları arasında Çelebi Sultan I. Mehmed tarafından Mimar Alaeddin'e Eski Cami'ye vakıf olarak bir bedesten yaptırıldı. On döıt kubbeli yapının etrafında bir sıra dükkân, içte tonoz örtülü otuz altı oda bulunmaktaydı. Duvarları kırmızı ve beyaz kesme taştandı. 1569'da Hersekli Semiz Ali Paşa'nın Mimar Sinan'a yaptırdıÇı Ali Paşa Çarşısı yüz otuz dükkândan oluşmaktaydı. Çarşısı üç yüz metre uzunluÇunda olup, altı kapılıydı. 73 kemerli, 255 metre uzunluÇunda, 124 dükkândan oluşan arasta, III. Murad (1574-1595) tarafından Selimiye Camisi'ne vakıf olmak üzere Davut AÇa'ya yaptırıldı. Esnaf Edirne büyük ve deÇişik esnaf gurubunun toplandıÇı bir merkezdi. Deri ve dericilikle ilgili işlerle uÇraşan saraçlar, yularcılar, keçeciler, ayakkabı ya da çizme üretenlerle birlikte, dokuma işlerinde çalışan bezciler, iplikçiler, ibrişimciler, külahçılar ve terziler vardı. Yiyecek ve içecek gruplarında ise pek çok aşçı, bakkal, fırıncı, kasap, kebapçı çalışırdı. Kentteki es- naf grupları arasında sarraf ve kuyumcular da güçlü bir yer tutardı. Maden işleri ile uÇraşan demirci ve bakırcılar da vardı. Kentte ayrıca dokuma boyacılıÇı, araba üretimi, basmacılık, gülyaÇcılık ve sabunculuk gibi çok gelişmiş küçük işyerleri bulunmaktaydı. Bu işyerlerinin bir çoÇunun çalışmalarını sürdürdüÇü dükkânlar cadde veya sokakların üzerinde iki üç katlı binaların zeminlerindeydi. Bazıları da birer üst katları bulunan sıra dükkânlar biçimindeydi. Edirne'de vergi gelirlerinin bir kısmı vakıflara ayrılırdı. YAŞAMIN RENKLERÎ Batı'ya açılan kapı Edirne parlak dönemlerinde geçiş yolu üzerindeki konumuyla ve ticaretinin canlılıÇıyla Osmanlı'nın çok önemli merkezlerinden biriydi. Kentin önemi yalnızca onun ticari gücünden gelmiyordu. Bu kent, İstanbul'da etkisini göstermeye başlayan Batı çıkışlı sanat modalarını hemen benimseyip, Balkanlar'a yayılmasını saÇlamak gibi bir görevi de üstlenmişti. 17. yy'da Edirne 350 bin nüfusu ile İstanbul, Paris ve Londra'dan sonra Avrupa'nın dördüncü büyük kentiydi. İmparatorluÇun gerilemesi, geçirdiÇi büyük yangınlar (1745, 1751) ve özellikle 19. yy'da uÇradıÇı işgaller (1829 ve 1878 Rus, 1913 Bulgar, 1920-1922 Yunan) kentin sosyal ve ekonomik dengelerini etkiledi. 1828-1829 Osmanlı- Rus savaşları sırasında Müslüman halkın çoÇu göç etti. Onlardan boşalan yerlere köylerden Hıristiyanlar yerleştirildi. Edirne'nin en neşeli insanları kuşkusuz her zaman Çingeneler oldu. Erkekleri kalay ve at arabacılıÇı işleri ile, kadınları ise genellikle bohçacılıkla uÇraşırlardı. Müslüman nüfusun içinde sayılan Çingeneler, davul, zurna, klarnet, kanun, darbuka, def, ud ve cümbüş gibi enstrümanları kendilerine özgü bir tavırla ve yorumla çalarlardı. 19. yy sonlarında, Müslümanlar'ın nüfusu 79 bin, Rumlar'ın 77 bin, Ermeniler'in 5 bin, Bulgarlar'ın 32 bin, Yahudiler'in 9 bin civarındaydı. Edirne Paşa SancaÇı adı ile Rumeli BeylerbeyliÇi'ne baÇlıydı. Tanzimattan sonra kurulan eyaletin merkezi oldu. Er meydanı Kırkpınar İnanılır ki, Kırkpınar adı kırk yiÇidin adından gelir. Bizans İmparatorları, kendi iç çekişmelerinde uzun seneler Aydın ve Saruhan Beyleri'ni kullanmış, ayaklanmalarını, taht kavgalarının başlangıçlarını hep onlarla bastırmıştı. Aydın ve Saruhan Beyleri, bu iç çekişmelerde güçlerini Bizans'ın gereksinimi doÇrultusunda kullanırken, Rumeli'deki baş kaldıran pekçok küçük Bizans kalesine ve kentine akınlar yapmışlardı. Önceleri Bizans'ın bütünlüÇüne yardım için yaptıkları bu akınları, sonraları iyice alışkanlık haline getirmeye başladılar. Gücü yavaş yavaş Beyler'e kaptırdıklarını farket- meye başlayan Bizans İmparatoru, yeni kullanacak güç aramaya başladı. İmparator, Anadolu yarımadasında gün geçtikçe etkinlikleri artan OsmanoÇulları'ndan Aydın ve Saruhan Beyleri'nin korkacaklarından emindi. Bu defa da OsmanoÇulları'nı amaçları doÇrultusunda kullanmayı tasarlayarak, onlardan yardım istedi. Orhan Gazi de uzun zamandır Bizans İmparatoru'nun bu durumundan yararlanmayı kuruyordu. Orhan Gazi, daha önce Aydın ve Saruhan Beyleri gibi diÇer Türk Beylikleri'nin de Bizans'a yardım için Rumeli taraflarına akınlar düzenleyip Bizans İmparatorları'nın durumunu kurtardıktan sonra tekrar Anadolu'ya döndüklerini biliyordu. Onun amacı ise farklıydı. Tüm istediÇi Rumeli yakasına ayak basarak, orada yerleşmek ve Osmanlı topraklarını büyütmekti. Orhan Gazi, Süleyman Bey'in Rumeli yakasındaki Bizans kalelerinden birini baskınla ele geçirmek fikrini uygun gördü. Süleyman Bey, Çanakkale BoÇazı'nı iki salla ve kırk yiÇitle birlikte geçip, Rumeli'ye ulaştı. Sabaha karşı Kallipolis (Gelibolu) Kalesi'ni ele geçirdikten sonra, arkadan gelen diÇer kuvvetlerle birlikte, Rumeli'nin büyük küçük kalelerine doÇru yürümeye başladı. Çanakkale BoÇazı'nı ilk geçen kırk yiÇit, Hadrianopolis'e doÇru kuvvetlerin öncülüÇünü üzerlerine aldılar. Bu kırk yiÇidin her biri birer başpehlivan olduÇundan, her konaklamada aralarında güreşirlerdi. Hadrianopolis civarındaki bir meraya geldiklerinde, pehlivanlar yine çayırlıkta güreşecek arkadaşlarını seçtiler. İçlerinden iki pehlivan Anadolu yakasındayken, sonuçlandıramadıkları bir güreşi Rumeli seferi için yarıda bırakmışlardı. Yemyeşil çayırın üzerinde güreşe tutuştuklarında Hıdırellez'di. Akşam karanlıÇı çöktüÇü sıralarda sonuç hâlâ alınamamıştı. Ortalık iyice kararırken iki pehlivan güreşmeye devam ettiler. Gece yarısına doÇru ise dehşetli güreş iki kahramanın son nefeslerini vermeleriyle son buldu. Er meydanında can veren pehlivanları arkadaşları bu çayırlıÇa gömerek Hadrianopolis üzerine savaşa devam ettiler. Aradan uzun bir zaman geçmiş Orhan Gazi'nin yerine I. Sultan Murad geçmişti ve Hadrianopolis artık Türkler'in Edirnesi olmuştu. Kırk yiÇitten saÇ kalanlar, iki pehlivanın çayırlıktaki mezarlarına birer taş yaptırmak istediler. ÇayırlıÇa vardıklarında, iki pehlivanı gömdükleri incir aÇacının altından billur gibi akıp giden kırk kaynaklı pınarı gördüler. İşte ilk Kırkpınar diye adlandırılan yer burasıydı. I. Sultan Murad Edirne'yi başkent yaptıktan sonra bu kentte okçuların, ciritçilerin ve pehlivanların yetişmesi için bir güreşçiler tekkesi açtı. Kırkpınar güreşlerinin ilk yapıldıÇı yer, Edirne'nin altı saat batısında olup, bugün bu bölge sınırlarımızın dışinda kalmıştır. Kırkpınar bir Türk atasözünün de kaynaÇı oldu. Hıdırellez başlamadan yaklaşık yirmi beş gün önce Kırkpınar AÇası, halkı güreşlere çaÇırmak için, yöredeki kent, kasaba ve köylerin kahvelerinin tavanlarına asılmak üzere, kırmızı dipli mumlar gönderirdi. Bu, özellikle çaÇrılıyorsunuz anlamını taşırdı. Bir yere gelmesi istenmeyen kişi, çaÇrılmadan oraya giderse söylenen; "Kırmızı dipli mumla mı çaÇrıldın" atasözü buradan kaynaklanmaktadır. Hıdırellez'den yaklaşık on beş gün önce, köylüler tarafından Kırkpınar yakınına tezgah ve dükkânlar, meydanın etrafına da izleyiciler için çardaklar yapılmaya başlanırdı. Yakın yörelerden gelen esnaf ve satıcılar, hazırlanmış olan derme çatma dükkânlara ve tezgahlara yerleşirler ve satacakları yiyecek, içecek ve giyecekleri buralara yerleştirirlerdi. Meydanın etrafı köşkler, dükkânlar ve köylülerin yaptıkları gölgeliklerle dolardı. Kırkpınar AÇası ise, Hıdırellez'den bir hafta önce AÇa Çadırı'nı, güreşçilerin ve misafirlerin çadırlarını meydanın etrafına kurdurmaya başlardı. Aynı zamanda yemek kazanları ve kaplar getirilir, aşçılar hazırlıklarına başlarlardı. Bütün bu hazırlıklar yaşanacak cümbüşün ve renkliliÇin müjdecisi gibiydi. Güreşler Hıdırellez'den üç gün önce başlar, günlerce süren bayram ve açık hava eÇlenceleri içinde sürüp giderdi. Halkın saygı gösterdiÇi, güvendiÇi eski yaşlanmış pehlivanlardan iki üç tanesi, AÇa'nın çaÇrısıyla hakem olurlar ve AÇa ile birlikte, onun çadırından güreşleri izlerlerdi. Birinci gün eÇlencelere aynlır, son gün genellikle başaltı ve başpehlivanın güreşleri ile geçer, tüm karşılaşmalar Hıdırellez'in arifesinde akşamüstü sona ererdi. Edirne kırmızısı ve Edirnekâri Tahta üzerine boya ile yapılan süslemeye Edirnekâri denirdi. Edirne'de 14. yy'dan başlayarak bu biçimde pek çok tavanlar, kapılar, dolap kanatlan, saatler, sandıklar, kalemlikler, raf lar ve çekmeceler bezendi. Aynca çekmecelerin içine de yaldızla tuÇralar ve deÇişik bezemeler yapıldı. Motifler doÇaya dönük olup, çiçek, yaprak, meyvalardan oluşurdu. Bu süslemeler, boyalarının saÇlamlıÇı ve ince işçilikleriyle dikkati çekerdi. Edirnekâri süslemelerdeki motifler, 17. yy'a kadar tek tek çiçekler, minik buketlerden oluşurken, 18. yy'da bu çiçekler büyük buketler haline geldi veya vazolann içinde resmedildiler. 18. yy'da Edirnekâri, motif ve düzenleme olarak deri kitap kapaklarında da yer almaya başladı ve giderek yaygınlaştı. Edirne'de yapılan lake ciltler de Edirnekâri adını almaya başladı. Bu ciltlerin üzerindeki nakış ve resiınler vernikle parlatılırdı. Edirne'de yapılan lak işleri de Edirne Lakı olarak anılmaya başlandı. 18. yy'da Edirne Türk Kırmızısı ya da Edirne Kırmızısı (Rouge d'Andrinople) diye adlandırılan boyacılıÇı ile büyük ün kazandı. Bu al rengi taşıyan pamuklu kumaşlar da Edirne Kırmızısı diye adlandınldı. Edirnekâri, 19. yy'ın ortalanna kadar kullanıldı ve büyük ustalar yetişti. Şenlikler Edirne, 16. yy'a kadar Osmanlı İmparatorluÇu'nun kent şenliklerini yaptıÇı tek yerdi. Bu yüzyılın başından başlayarak şenlik kenti İstanbul oldu. Böyle olmakla birlikte, IV. Meh- med'in 1675'de Edirne'de şenlik düzenlettiÇi bilinmektedir. Bu kentte ilk şenlik II. Murad'ın Düzmece Mustafa'yı yakalayıp öldürttüÇü olay sonrasında yapıldı. II. Murad, Edirne'de Şehzadeleri Alaeddin ile Mehmed'in görkemli sünnet düÇünleri şenliklerini de burada yaptırdı. 1444'de yine II. Murad, Ramazan Bayramı nedeniyle üç gün üç gece spor gösterilerinin aÇırlıkta olduÇu şenlikler düzenletti. 1450'deki ise, Sultan'ın oÇlu Şehzade Mehmed'in Sitti Hatun'la evlenmesi nedeniyle yapılan ve yaklaşık üç ay süren şenlikti. 1457'de Fatih Sultan Mehmed'in şehzadeleri Bayezid ve Mustafa'nın sünnet düÇünü şenliklerinde, spor gösterilerinin yanısıra, bilim adamlarının sohbet ve tartışmalan da yapıldı. Bunlardan başka, 1472'de Cem Sultan ile Şehzade Abdullah'ın sünnet düÇünlerinde ve 1480'de şehzadeler, Selim, Şehinşah, Mahmud, Âlem, Korkud, Ahmet ve OÇuz Han'ın sünnetlerinde şenlikler yapıldı. Şenliklerin en unutulmazı kuşkusuz, başkent İstanbul olmasına karşın Edirne'den ayrılamayan IV. Mehmed'in (Avcı Mehmed) 1674 yılında yaptırdıÇı şenlik oldu. 1674'de on iki yaşında olan şehzadesi Mustafa (sonradan Sultan II. Mustafa) ve iki yaşındaki şehzadesi Ahmed'in (sonradan Sultan III. Ahmed) sünnet düÇününün arkasından, on yedi yaşındaki kızı Hatice Sultan ile vezir ve müsahib Mustafa Paşa'nın evlenme düÇünleri yapıldı. Ziyafet ve şenliklerle on altı gün süren sünnet düÇünü ve on dokuz gün süren evlenme düÇünü, Edirne kentinin tarih sayfalarına güzel anılar ekledi. Bu şenliklerin hazırlıkları altı ay öncesinden başladı. Geçit törenindeki nahıllar, yapma bahçeler, şekerlerden yapılmış hayvan heykelleri.göz kamaştırıcıydı. Seyirlik oyunlarında ise, cambazlar, yılan oynatanlar, gölge oyuncuları, kuklacılar, gözbaÇcılar bütün hünerlerini gösterdiler. At yarışları, ok atıcılıÇı, cirit, kılıç ve güreş karşılaşmaları da günlerce sürdü. 18. yy'dan başlayarak bütün kentlerde kır gezinti alanlan ve çayırlar halkın eÇlencesi için açıktı. Edirne'de ise, Meriç boyunca uzanan meyva ve sebze bahçeleri, geceleri buralara gelen halkla neşelenip renklenerek bir gezinti yerine dönüşür, Meriç'in çaÇıldayan sularına, insan seslerinin cıvıltıları katılırdı. |
| | |
| Sponsored Links |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| ~ Osmanlı Padişahları ~ | ShirinBaby | Genel Tarih | 61 | 08-30-2007 22:41 |
| Meksika'da Osmanlı eseri | ShirinBaby | Yeni Forum Konuları Oluşturun | 0 | 08-17-2007 12:52 |
| Edirne | mRv | İL İL Türkiyemiz | 1 | 02-23-2007 13:57 |
| Baraj kapağı açıldı Edirne alarmda | HerO`` | Genel ve Güncel Konular | 4 | 01-31-2007 12:51 |
| Son Osmanlı: Yandım Ali | funda | Vizyondaki Sinemalar | 0 | 01-26-2007 09:06 |
| Klavye.com da Yenimisiniz? | Yardıma mı ihtiyacınız var ? |