![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Klavye Link | Arama | Bugünki Mesajlar | Okundu Kabul Et |
| Türk Kültürü Zengin Türk Kültürü'nün tarihi , gelenek ve görenekler , dil ve edebiyat ve daha neler neler |
| Etiketler: calgilari, yuzyillarda |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Gold Üye Üyelik tarihi: Jul 1985
Mesajlar: 1,259
Teşekkürler: 0
51 Mesaja 79 Teşekkür edildi
| 6. yüzyıl, Osmanlı tãrihinde kanlı ve zaferli, Türk Mûsîkîsi tãrihinde ise karanlık bir dönemdir. Bir önceki evrede Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Memlûk gibi civar ülkeleri zayıflatan Osmanlı Devleti, 16. yüzyıl başında Anadolu’yu, Mezopotamya’yı ve Kutsal Toprakları tamãmen ele geçirmiştir. Dönemin en önemli sosyo-politik olayı, SafevîSafevî Îran Devleti’nin hükümdãrı Şah İsmãil’in, kışkırtıcılıÇı yüzünden, 1502’den îtibãren DoÇu Anadolu’da patlak veren Şîî-Sünnî kutuplaşmasıdır. Şah İsmãil, Fãtih Sultan Mehmet tarafından maÇlubedilen Akkoyunlu Devleti’nin mîrãsını devralmakla kalmayıp, Sünnî olan Îranı zorla Şîîleştirmiş, Osmanlı yönetiminden hoşnutsuz kalan Anadolu Türkmenlerini, bu yolla Osmanlı Devleti’ni parçalamak üzere kullanmaya girişmiştir. Bu olaylar Osmanlı’nın Anadolu’daki varlıÇını tehlikeye düşürünce, Sultan II. Bãyezid’ın oÇulları Ahmet, Korkud ve Selim tarikatı şeyhi ve sonra şehzãdeler, durumdan istifãde ederek iktidar kavgasına tutuşmuşlardır. Nihãyet 1512 yılında şehzãde Selim, hasta babası II. Bãyezid’i tahttan indirerek Osmanlı hükümdãrı olmuş ve saltanat rakiplerinin hepsini, büyük mûsîkîşinas şehzãde Korkud dãhil, öldürtmüştür [1]. Böylece, Türk Mûsîkîsi tãrihi açısından Şark Dönemi adını verdiÇimiz, Kasr-ı Şirin (1639) antlaşmasına deÇin Şîî Îran ile Sünnî Osmanlı arasında siyãsî çekişmelerin süregeldiÇi yeni bir dönem başlamıştır [2]. SertliÇi sebebîle YavuzSultan I. Selim, vakit kaybetmeyerek Şah İsmãil tehdidinin karşına dikilmiş, Îran Sefer-i Hümãyûnu’nu bizzat yönetmiş ve Anadoludaki Şîî-AlevîAÇrı DaÇı eteklerinde, Çaldıran Ovası zaferiyle geriletmiştir. Bunun uzantısında, zamanının büyük kültür merkezi olan Tebriz şehri alınmış, buradaki sanatkâr insanların hemen hepsi İstanbul’a, Saray-ı Hümãyûn’e nakledilmiştir 1. Çaldıran seferinin diÇer bir sonucu da, Şãfiî mezhebinden olan GüneydoÇu Anadolu Kürtlerinin, Şîî baskısından kurtularak Osmanlı Devletine katılmaları olmuştur, ki zamãn içinde Kürtler, yöresel birikimleriyle Türk Kültürü’nün bir parçası hâline gelmişlerdir 1. Yavuz Sultan Selim, Çaldıran gãlibiyetîle yetinmemiş, iki sene sonra tekrar sefere çıkmış, 1516 yılında Mercü-d Dãbık ve 1517 yılında Ridãniye zaferleri uzantısında Memlûk Devleti’ni yıkmış, Hilâfeti ele geçirmiş ve ŞîîliÇe karşı İttihãd-ı İslâm (İslãm BirliÇi) idealini gerçekleştirmiştir 1. 1520’de I. Selim’in ölümü üzerine tahta çıkan Kãnûnî Sultan Süleyman, babasının fetih siyãsetini devãm ettirmiş, BaÇdat ve BelgradCîhan Devleti yaratmıştır 1. Fetihlerle dolu bu çaÇın mûsîkîsi hakkında, ne ilginçtir ki, elimizde hemen hiç kaynak yoktur. Benzer şekilde, bu dönemin Osmanlı Saray Mûsîkîsi’ne dãir elimize çok az eser ulaşabilmiştir. Asgarî bilgiler ışıÇında, 16. yüzyılın ilk yarısında Hasan Can Çelebi’yi (1490-1567),Nefirî Behram AÇa’yı (? - 1560), Aziz Mahmud Hûdãyî’yi (1543 - 1628) ve I. Süleyman zamanında “Şevknãme” adlı eseri yazan Abdül Ali Efendi’yi farkediyoruz lâkãbıyla anılan başkaldırıyı, 1514’te gibi önemli şehirlerin yanısıra, Balkanlar’ın, Ege’nin, DoÇu Anadolu’nun, Kuzey Afrika’nın ve Arabistan’ın büyük bir kısmını Osmanlı İmparatorluÇuna katarak bir [3],[4]. İlyas Şücã Revãnî (1475-1524) 3 adlı bir Türk şãir ise, “İşãretnãme” adlı mesnevisinde döneminin mûsîkî çalgılarını tasvir etmiş, Çeng, Tanbur, Ud, Kãnun, Def, Kemençe, Ney, Kopuz adlı sazlardan bahsetmiştir [5]. Hemen sonra, Durak AÇa’ya (ö. 1566) 3 ve Nihãnî Çelebi’ye 5 ait iki ayrı “Saznãme” bulunduÇunu öÇreniyoruz. 16. yüzyılın sonlarına doÇru ise, Osmanlı Saray Mûsîkîsi’ni temsîlen Hatip Zãkîrî Hasan Efendi (1545-1623) ile Gãzî Giray Bora Han’a(1554-1607) ve Anadolu Halk MüziÇi’ni temsîlen Halk Ozanları Pir Sultan Abdal ile Rûşen Ali KöroÇlu’na rastlamaktayız 3,[6]. 16. yüzyıl mûsîkî tãrihi, aşaÇı yukarı zikredilen bu kıt bilgilerden ibãret kalmaktadır. Bu evrede, sanki derin bir kültürel çalkantı yaşanmış, Saray ile Halk birbirlerinden kopuvermişlerdir. Şîî-Sünnî karşıtlıÇının had safhaya varmasını izleyen yarım asır içindeki kültürel sessizlik, ãdetã bu kopukluÇun izlerini taşımaktadır 2. 17. yüzyıldan îtibãren ise bir uyanış gözlenmektedir. Özellikle IV. Murad tarafından BaÇdat’ın ikinci defã Safevî Devleti’nden alınması üzerine imzãlanan Kasr-ı Şirin (1639) antlaşmasının ardından, Osmanlı Mûsîkîsi’nin yükselişe geçtiÇi bir çaÇ başlamıştır. Bu dönemde, IV. Murad’ın BaÇdat’tan dönüşünde İstanbul’a berãberinde getirdiÇi Şahkulu [7] adlı meşhur bir mûsîkîşinas; geleneksel KaracaoÇlan ismini alan gezgin bir DoÇu Anadolu Halk Ozanı (1605-1679) ve Enderun mûsîkîşinaslarından Ali Ufkî lâkaplı Polonya asıllı Albert Bobowski (1610-1675) [8] ismindeki nota-yazarı göze çarpmaktadırlar [9]. Aynı dönemde yaşamış diÇer iki önemli kişi de, 1609 yılında İstanbul’da doÇmuş olan ünlü bilgin Kâtip Çelebi 3 ile, 1611 yılında Kütahya’da doÇmuş olan ve “Seyahatnãme”si ile ün kazanan Evliyã Çelebi’dir 5. Mûsîkî kãbiliyeti dolayısıyla IV. Murad tarafından ödüllendirilen Evliyã Çelebi, özellikle İstanbul’daki müzik yaşamından bahsederken, şehirde 4000 kadar görevli mûsîkîşinas, yüzlerce hãnende ve yüzlerce lütiye (çalgı yapımcısı) bulunduÇunu, askerî zümrelerin dahi kendi mûsîkî loncaları olduÇunu yazmaktadır 5. Henry Farmer, Kãtip Çelebi’nin Zeşf-üz-zünun adlı ansiklopedik eserinde 19; aynı zamanda iyi bir mûsıkişinas olan Evliyã Çelebi’nin Seyahatnãme adlı gezi-yazılarında ise 76 adet çalgı zikredildiÇini yazmaktadır 5. Dolayısıyla, konumuzla ilgili en öncelikli bir kaynak olarak Evliyã Çelebi’nin Seyahatnãmesini 5 deÇerlendirmek yerinde olacaktır. Bu doÇrultuda, ünlü gezginin kaydettiÇi çalgıları irdeleyip aşaÇıda görüldüÇü şekilde sıraladık ve yorumlarımızı ekledik: ZİLLİ VE DERİ GERGİLİ ÇALGILAR ÇaÇana Acem diyarında Şîr-î Hûdã isimli bir pehlivan télifi olduÇu, ancak Batı Anadoluda benimsendiÇi söyleniyor. Avrupa bandolarına Mehteran’dan geçmiş olup, “Jingling Johnnie” (Çıngırdayan Coni) veya “Turkish Crescent” (Türk Hilâli) adlarıyla anılan ve Çin Şapkası adı da verilen, çalkalanarak çalınan çıngırak başlı ve süslü uzunca bir tahta ãsã olmaktadır. Çalpãre (Çalpara) Evliyã Çelebi ismini vermiş, ancak tanımlamamıştır. Farsça “dört parça” demek olan Çarpara’dan türemiş bir kelime olduÇu anlaşılıyor. Rakkasların parmaklarına takarak ritim saÇladıkları mãdenî veya ahşap iki çift küçük “çık-çık” olmaktadır. Çengi ÇubuÇu Kastanyet adlı çalgıyla aynı özelliktedir. adıyla da anılan Çalpara, Batı MüziÇinde kullanılan Def Mãdenî küçük ziller takılmış deri gergili kasnaklı bir vurmalı sazdır. Batı MüziÇinde karşılıÇı Tamburin olmaktadır. Birtakım eski deflerin 4 veya 8 köşeli olduÇu anlaşılıyor. Dãire Halka halka mãdenî küçük çıngıraklar takılmış deri kaplı yuvarlak ve büyükçe bir deftir. Özellikle çıngıraksız olanı Mazhar diye anılmaktadır 7. Batıda çıngıraklısına Simbalum, çıngıraksızına Timpanum denmektedir. Davul Büyük çapta, ancak kısa boyda silindirik bir yapıya sãhip deri gergili vurmalı çalgıdır. Anadolu’da kayışla boyunda taşınarak, Zurna eşliÇinde bir yanına çomakla (tokmakla), diÇer yanına çubukla (deÇnekle) vurularak çalınır. Kelime kökeni Tabl ile aynı olup, Mehterhãne çalgılarındandır. Çeşitli boylarıyla Batı MüziÇindeki Kaba Davul’a ve Trampet’e mütekãbildir. Dünbelek Birçok çeşidi vardır. Mısır’da îcãdedildiÇi söylenen ve dipdibe bitiştirilen iki üstü deri gergili çömlekten yapılan Çömlek DünbeleÇi, Mekke’ye giden Mahmil alayınca çalınırmış. Bir de cam kasnaklı yapıldıÇı düşülünen Cam DünbeleÇi zikrediliyor. Ayrıca, muhtemelen çıngıraklı olan Yemen DünbeleÇi; çift olarak çalınan Mukarran DünbeleÇi ve tãrifi meçhul Eyyûb DünbeleÇi vardır. Günümüzde Darbuka ile eşanlamlı kullanılmaktadır. Kös Mehteranda kullanmış olan, üstü kalın deri gergili pirinç kazanlardan yapılan meşhur vurmalı sazdır. Evliyã Çelebi’nin mizãhî bir üslupla “her biri hamam kubbesi kadardır” dediÇi bu ãlet, ucu keçe kaplı tokmaklarla çalınır. Batı Orkestralarında günümüzde kullanılan Timpani adlı vurmalı çalgı, kösten türemiş kabul edilmektedir. Kudüm Hûşeng Şah tarafından îcãdedildiÇi söyleniyor. Çomak biçiminde deÇnekler (zahmeler) ile çalınan, küçük çapta ve farklı ebatlarda bir çift köstür. Hz. Muhammed ile Hz.Hatice’nin zifaf gecesinde ney ve rebab eşliÇinde kullanıldıÇından dolayı, derviş tekkelerinden eksik olmamıştır deniliyor. Nakkãre Hãris-i Yemenî tarafından îcãdedildiÇi ve Arabistan kahvehãnelerinde çalındıÇı söylenmektedir. Mehteranın tanınmış bir vurmalı çalgısıdır. İki küçük deÇnekle çalınan, elle tutulur ölçüde ufak, üstü deri kaplamalı bir çift kâsedir. İki parçası da bitişik olduÇunda ve sol elde tutulup veya boyna asılıp saÇ elle ve tek deÇnekle çalındıÇında, Çifte Nakkãre denir. Türk Çingeneler arasında NaÇra diye tanınır. Tabl-ı Baz (Davlunbaz?) Atların eyerlerine takılan veya elde tutulup kösele bir kayışla çalınan küçük köstür. Gürültü yaparak av hayvanlarını ürkütmekte, onları sakladıkları yerden çıkartmakta ve baz türü doÇana avını yakalaması için yardımcı olmakta kullanıldıÇından dolayı bu ismi almıştır. Bir çeşidinin, 19. yüzyılda Tabl adı altında Mûsıkã-yı Hümãyûn bandosunda kullanıldıÇına rastlamaktayız. Zil Evliyã Çelebi ismini vermiş, ancak tanımlamamıştır. Askerî Mûsîkîde ve Dervişlerin dînî ãyinlerinde kullanılan, birbirlerine vurularak çınlayan bakır, pirinç yãhut tunç malzemeden îmâledilmiş iki yassı yuvardan ibãret çalgı türüdür. ÜFLEMELİ ÇALGILAR Boru Batı MüziÇinde Trompet ile Korno gibi Borazan-vãrî çalgılara denk olduÇu hâlde, birçok çeşidi vardır: Boynuzdan yapıldıÇı anlaşılan Derviş Borusu, avlanmakta kullanılmak üzere Îran hükümdãrı Menûçihr tarafından îcãdedilmiş; Eyyûb Borusu’nun Sinan ŞahAfrãsiyab Borusu (Îran ya da Acem Borusu), aynı ismi taşıyan Îranlı hükümdar tarafından télif edilmiş; Pirinçten Mehter Borusu, Selçuklu Sultan Alp Arslan tarafından Konya’da îcãdedilmiş olup Osmanlılar da kullanmıştır deniliyor; Bundan başka Venedik îcãdı olduÇu anlaşılan çevgân gibi eÇri Şişe Borusu varmış; Nefir adındaki sipsili kamıştan boruyu da Isfahanlı Hûdãdãd îcãdetmiş, ki Mehteranda kullanılmıştır; Prag’da îcãdedildiÇi söylenen Turumpata Borusu ise, bilinen Avrupa Trompeti’nin atası olmalıdır; Sonra, pirinçten büklümlü bir boru olarak tãrif edilen İngiliz Borusu’nun içinde ince pirinç diller varmış, ki Batı MüziÇindeki Sürgülü Trompet’e denk olması muhtemeldir; Yine pirinçten îmãledilen Lituriyan Borusu adındaki bir Flaman çalgı da Hıristiyan gemiciler tarafından çalınırmış; Erganun Borusu adındaki bir Alman çalgı, manda boynuzu inceltilip içine tel diller koyularak çalınan dãvûdî bir ãlet olarak geçiyor; Ayrıca, Evliyã Çelebi Kerrenay (Kurrenay – Parlak Ney) adında pirinçten veya gümüşten bir boru da zikrediyor ki, “eşek anırması” gibi bir sesi olduÇunu mizãhî bir anlatımla söyleyip, bu ãleti, Erivan seferinden dönerken IV. Murad’ın İstanbul’a getirdiÇini belirtiyor. tarafından îcãdedildiÇi ve içi dilcikli kamıştan bir borucuk olduÇu söylenmekte; Duduk (Türkmence’si Tutik-Tütek, Farsça’sı Tutak) Dilli bir çalgı ãilesinin genel adıdır ve birçok çeşidi vardır: Cafer Şah tarafından Musul dolaylarında îcãdedildiÇi ve şimşir aÇacından yapıldıÇı söylenen Kaba Duduk; Nablus’ta îcãdedildiÇi ve Kudüslü Kumãme rãhipleri tarafından çalındıÇı söylenen Arabî Duduk; Erdel’de bir rãhip tarafından îcãdedildiÇi ve içinde aÇarmış saç gibi teller olduÇu söylenen Macar DuduÇu; Nasreddin Tûsî tarafından îcãdedildiÇi ve Mehter takımında tãlim için kullanıldıÇı söylenen Mehter DuduÇu; Üsküp’te îcãdedildiÇi ve kaz ya da turna kemiÇinden yapıldıÇı söylenen ÇaÇırtma Duduk; Trabzon LazlarıncaîcãdedildiÇi, 9 deliÇi olduÇu ve ses kutusu içinde danak (tãnecik) bulunduÇu düşünülen Danakyu DuduÇu; Rum çobanlar tarafından îcãdedildiÇi ve iki bitişik kamıştan yapıldıÇı söylenen Dilli Duduk ve Romenlerin kullandıÇı, parça parça kamıştan yapılan ve 7 parmak ile 1 başparmak deliÇi olan Mizmar (DuduÇu), Evliyã Çelebi’nin bahsetmiş olduÇu türlerdir. Bir de Şiraz’da îcãdedildiÇi anlaşılan Balabanİbn-i Gaybî, bu çalgıdan Nây-ı Balaban diye sözetmiştir. Duduk ãilesinin, genel olarak Batı MüziÇinde eskiden kullanılan Rekorder ve Flajole gibi çalgılara benzediÇi anlaşılmaktadır. (Mey) adında bir çalgı vardır ki, özellikle Azerîler ve Türkler tarafından çokça kullanılan dar kalaklı, sipsili bir tür duduktur. 15. yüzyılda yaşamış olan Erganun (Organun) Avrupa ülkelerinde, kilise ve manastırlardaki mahfillere kurulu Org adlı büyük çalgıdır. Evliyã Çelebi, Erganun dediÇi Orgu tãrif ederken, üçyüz adet rüzgâr düdüÇü olduÇu hãlde, her biri onar rãhip tarafından hareket ettirilen manda derisiyle kaplı bir çift körükle çalıştıÇından bahsetmektedir. Bir körük inip, bir körük kalkarken basılan hava, boruların çarklarına erişip hãzin bir ses ile Rehãvî makãmından çalarmış. Bunu duyan rãhipler de o sâdãya uyup, körüklerin üzerine beşer beşer çıkıp, körüklerle inip kalkarlarken aynı makamdan Zebur ãyetlerini okumaya başlarlarmış. Manzarayı gören ve müziÇi duyan insan şaşkına döndüÇü gibi, kendinden geçercesine mest olup hayran kalırmış. Ayrıca Hz. Dãvud’un Erganun’u îcãdettiÇinden, bu ãleti Ruhã’da, yãni Urfa yöresinde peydah ettiÇinden ve bu sebeple Ruhã şehri ve Rehãvî makãmı dendiÇinden bahsedilmektedir. Ne ki, Evliyã Çelebi, Orgun mãlûm klavye mekanizmasından sözetmemektedir. Mizaç dolu karakteriyle yaptıÇını anladıÇımız gözleminden etkilendiÇi için olsa gerek, bu çalgıyla ilgili daha derin teknik ayrıntılara girmeyi ihmâl ettiÇini düşünüyoruz. Kaval 9 deliÇi olan bu çoban çalgısının Fisagor tarafından îcãdedildiÇi söyleniyor. Sürüleri otlatan çobanların kullandıÇı bir tür üflüttür. Bãzılarının 6 parmak deliÇi ve 1 başparmak deliÇi, diÇerlerinin 7 parmak deliÇi ve 1 başparmak deliÇi olduÇu görülmektedir. Kurnata (Kırnata) İngilitere’de îcãdedildiÇi, boynuzdan yapıldıÇı ve Kudüslü Kumãme rãhipleri tarafından çalındıÇı söylenmektedir. Suriye’de sipsili duduk ailesine genel olarak bu isim verilmekte imiş. Donuk bir tınıya sãhip Serpent yãhut Kılârinet isimli Batı çalgılarına denk olduÇunu düşünmekteyiz. Miskål (Mûsîkål-Mûsîkar) Dik üflenerek çalınan, dizi dizi ve farklı boylarda kamışlardan müteşekkil bir çalgıdır. Batı MüziÇi’nde Pan-fülüt olarak tanınır. Farklı boylarda iki cins daha miskål varmış ki, bunlar battal (kaba-büyük) ve girift (cura-küçük) miskållermiş. Ney Saz kamışından çeşitli boylarda kesilip 6 parmak deliÇi ile 1 baş parmak deliÇi açılan ve dudak kenarıyla hafif yatık üflenerek çalınan başpãreli (aÇızlıklı) üflüttür. Ulvî bir tınıya sãhip olan Ney, geleneksel mûsîkîde ve özellikle de Mevlevî ãyinlerinde oldukça sık kullanılır. En büyüÇünden en küçüÇüne doÇru günümüzde bilinen çeşitleri şunlardır: Dãvud, Şah, Mansur, Kız, Müstahzen, Bolãhenk ve Süpürde. Bu cinsler, yaklaşık olarak tam sesler hãlinde tizleşirler. Arada kalan yarım sesleri tamamlayan diÇer neyler Mãbeyn takısı alırlar (Şah Mãbeynî, Kız-Mansur Mãbeynî... gibi). Bir sekizli tiz ses veren neyler ise Nısfiye takısı alırlar (meselâ Bolãhenk Nısfiye, ki bugün sãdece Bolãhenk olarak anılır) [10],[11]. Evliyã Çelebi oniki çeşitten bahsetmekte ise de sãdece şu isimleri vermektedir: Battal, Dü-heng, Nây, Girift, Mansur, Şah, Bol ãheng, Battãl-ı Dãvûdî, Ser-heng ve Süpûrdã. Amasyalı Şükrullah’tan öÇrendiÇimize göre, eskiden NeyPîşe adlı kamıştan bir çalgı kullanılırdı 7. Benzer olarak Mizmar adlı bir çalgı da mevcut idi. Günümüzde kullanılmayan Girift ise, küçük bir ney olmakla berãber, 7 parmak deliÇi ve 1 baş parmak deliÇine sãhip olduÇundan dolayı ney ãilesinden ayrı tutulmuştur. yerine geçen, 7 veya 9 delikli Tulum DuduÇu Rus îcãdı olduÇu, Rus çobanların çaldıÇı söylenen kamışlı deri-tulum çalgı imiş. İskoçya’daki çeşidine Gayda denir. Türklerde, Trakya ve DoÇu Karadeniz yöresine özgü bir çalgı olmuştur. Zurna (Surnây) Birçok çeşidi olan sert-dilli bir çalgı olup Mehterhãnenin baş çalgısıdır. Efes’te gömülü olan Cemşid tarafından îcãdedildiÇi söylenen, aÇaçtan oyma geniş kalaklı sipsili bir sazdır. Batı MüziÇinde Şavm ve ObuÇa olarak adlandırılan çalgılara benzerliÇi vardır. Evliyã Çelebi’nin kaydettiÇi Zurna türleri ise şunlardır: Yarım metreden daha uzun olan Kaba Zurna; davul eşliÇinde çalınan ve oldukça yaygın olan Cura Zurna; Basra vãlisi Tayyar Mehmet Paşa’nın aÇası Ãsaf AÇa tarafından îcãdedilmiş olan Ãsafî Zurna; MaÇripli Şeyh Şihab tarafından îcãdedilmiş olunup Fas’ta çalınan Şihãbî Zurna; Suriyeli Ali Nãd tarafından îcãdedilmiş olup Suriye ile Mısır’da çalınan Arabî Zurna ve Kaba Zurna’dan daha kalın ses veren Âcemî Zurna
__________________ ![]() ![]() |
| | |
| Sponsored Links |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| türk kızları | PandoRa | Serbest Kürsü | 31 | 10-13-2007 16:26 |
| Türk Destanları... | eFKaRLı | Türk Kültürü | 0 | 04-04-2007 19:07 |
| TÜrk Tİyatrosu | chilavert | Tiyatro Bölümü | 0 | 03-09-2007 04:38 |
| Türk Edebiyati | eFKaRLı | Edebiyat | 0 | 02-22-2007 22:40 |
| Türk Milletimiz=) | eFKaRLı | Komik Resimler | 2 | 02-03-2007 18:09 |
| Klavye.com da Yenimisiniz? | Yardıma mı ihtiyacınız var ? |