![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Klavye Link | Arama | Bugünki Mesajlar | Okundu Kabul Et |
| Türk Kültürü Zengin Türk Kültürü'nün tarihi , gelenek ve görenekler , dil ve edebiyat ve daha neler neler |
| Etiketler: destanlari |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Gold Üye Üyelik tarihi: Jul 1985
Mesajlar: 1,259
Teşekkürler: 0
51 Mesaja 79 Teşekkür edildi
| İlk Türk Destanları 1.Altay - Yakut Yaradılış Destanı 2.Sakalar Dönemi a.Alp Er Tunga Destanı b.şu Destanı 3.Hun Dönemi OÇuz KaÇan Destanı 4.Köktürk Dönemi a.Bozkurt Destanı b.Ergenekon Destanı 5.Uygur Dönemi a. Türeyiş Destanı b. Göç Destanı İslamiyetin Kabulunden Sonraki Türk Destanları : 1.Karahanlı Dönemi Satuk BuÇra Han Destanı 2.Kazak-Kırgız Kültür Dâiresi Manas 3.Türk-MoÇol Kültür Dâiresi Cengiz-name 4.Tatar-Kırım Timur ve Edige Destanları 5.Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı Dönemleri a. Seyid Battal Gazi Destanı b. Danişmend Gazi Destanı c.KöroÇlu Destanı Türk Kozmogonisi-Yaradılış Destanı: Altaylardan Verbitskiy'in derlediÇi yaradılış destanı özetle şöyledir: Yer gök hiç bir şey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı Ülgen bu uçsuz bucaksız dünyada durmadan uçuyordu. Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen'e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. GöÇün emri ile oturacak yer bulan Tanrı Ülgen artık yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi : Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım Bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım Bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayımş Su içinde yaşayan Ak Ana,su yüzünde göründü ve Tanrı Ülgen'e şöyle dedi : Yaratmak istiyorsan Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öÇren : De ki hep," yaptım oldu " başka bir şey söyleme. Hele yaratır iken,"yaptım olmadı" deme. Ak Ana bunları söyledi ve kayboldu. Tanrı Ülgen'in kulaÇından bu buyruk hiç gitmedi . insana da bu öÇüdü iletmekten bıkmadı : " Dinleyin ey insanlar, varı yok demeyin. VarlıÇa yok deyip de, yok olup da gitmeyiniz." Tanrı Ülgen yere bakarak : " Yaratılsın yer!" GöÇe bakarak "Yaratılsın Gök!" Bu buyruklar verilince yer ve gök yaratılmış. Tanrı Ülgen çok büyük üç balık yaratmış ve dünya bu balıkların üzerine konmuş. Böylece dünya gezer olmamış bir yerde sabit olmuş.Tanrı Ülgen balıkların kımıldadıklarında dünyaya su kaplamasın diye Mandı şire'ye balıkları denetleme görevi vermiş. Tanrı Ülgen, dünyayı yarattıktan sonra tepesi aya güneşe deÇen etekleri dünyaya deÇmeÇen büyük Altın DaÇın başına geçip oturmuş.Dünya altı günde yaratılmışdı, yedinci günde ise Tanrı Ülgen uyumuş kalmışdı. UyandıÇında neler yarattım diye baktı: Ayla güneşden başka fazladan dokuz dünya birer cehennem ile bir de yer yaratmıştı. Günlerden bir gün Tanrı Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacıÇı üzerinde bir parça kil gördü" insanoÇlu bu olsun, insana olsun baba." dedi ve toprak üstündeki kil birden insan oldu. Tanrı Ülgen bu ilk insana "Erlik" adını verdi ve onu kardeşi kabul etti. Ancak Erlik'in yüreÇi kıskançlık ve hırsla doluydu. Tanrı Ülgen gibi güçlü ve yaratıcı olmadıÇı için öfkelendi. Tanrı Ülgen, kemikleri kamıştan, etleri topraktan yedi insan yarattı. Erlik'in yarattıÇı dünyaya zarar vereceÇini düşünerek insanı korumak üzere Mandışire adlı bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın kulaklarından üfleyerek can, burunlarından üfleyerek başlarına akıl verdi.Tanrı Ülgen insanları idare etmek üzere May-Tere'yi yarattı ve onu insanoÇlunun başına han yaptı. Yakut'lardan (Saka) derlenen yaradılış efsaneleri de Altay yardılış destanının yakın varyantı niteliÇindedir . XIX.yüzyıl'da derlenen bu efsanelerin çeşitli din ve kültürlerin etkilerini taşıdıkları düşünülmektedir. Alp Er Tunga Sakalar dönemine âit Alp Er Tunga ve şu olmak üzere iki destan tesbit edilmiştir. Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok sevilen bir Saka hükümdarıdır. Alp Er Tunga Orta Asya'daki bütün Türk boylarını birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu Suriye ve Mısır'ı fethetmiş ve Saka devletini kurmuştur. Alp Er Tunga'nın hayatı savaşlarla geçmiştir. Uzun süre mücadele ettiÇi iranlı Medlerin hükümdarı Keyhusrev 'in davetinde hile ile öldürülmüştür. Alp Er Tunga ile iranlı Med hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları uzun asırlar hem Türkler hem iranlılar arasında yaşatılmıştır. Alp Er Tunga, Asur kaynaklarında Maduva, Heredot'ta Madyes, iran ve islâm kaynaklarında Efrasyab adlarıyla anılmaktadır. Orhun Yazıtlarında "Dokuz OÇuzlar" arasında "Er Tunga" adına yapılan "yuÇ" merasiminden söz edilmektedir. Turfan şehrinin batısında bulunan "Bezegelik" mabedinin duvarında da Alp Er Tunga'nın kanlı resmi bulunmaktadır. "Divan ü Lügat-it Türk" ün yazarı Kaşgarlı Mahmud'a ve " Kutadgu Bilig" yazarı Yusuf Has Hacip'e göre "Alp Er Tunga" iran destanı "şehname" deki büyük ve efsanevî Turan hükümdarı "Efrasiyab"dır. Divan ü Lûgat-it Türk'de Turan hükümdarlıÇının merkezi olarak "Kaşgar" şehri gösterilmektedir. islâmiyeti kabul etmiş olan Karahanlı devleti hükümdarları da kendilerinin "Efrasyap" sülalesinden geldiklerine inanmışlar ve bunu ifade etmişlerdir. MoÇol tarihçisi Cüveyni de Uygur devletinin hükümdarlarının da Efrasyap soyundan olduÇunu yazmaktadır. şecere-i Terakime'ye göre Selçuklu Sultanları kendilerini Efrasyab soyundan kabul ederlerdi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler BirliÇıinin daÇılmasından sonra iletişim kurmak imkânı bulduÇumuz ve Rusların Yakut adını verdiÇi Türk gurup aslında kendilerine Saka dediklerini söylemişlerdir. Tarih içinde kaybolduÇunu düşündüÇümüz Saka Türklerinin az da olsa bir bölümünün bugün hayatiyetlerini sürdürmeleri pek çok meselenin yeniden araştırılarak doÇruların ortaya çıkmasına yardımcı olabilecektir.Tarihçi Mesudî de M.S. 7. yüzyılın başındaki Köktürk hakanının "Efrasyab" soyundan olduÇunu yazmaktadır. Bütün bu bilgilerden hareketle "Tunga Alp" le ilgili efsanelerin Kök Türklerden önce doÇu ve orta Tiyanşan alanında yaşayan Türkler arasında meydana geldiÇini ve bu destanın daha sonraları Kök Türk ve Uygurlar arasında yaşayarak devam ettiÇini göstermektedir.Alp Er Tunga destanının metni bu güne ulaşamamıştır. Bir kısmından yukarıda bahsettiÇimiz kaynaklarda bu deÇerli Saka hükümdarı ve kahramanı hakkında bilgiler ve bir de sagu (aÇıt) tesbit edilmiştir: Alp Er Tunga Öldü mü Dünya sahipsiz kaldı mı Korkak öcünü aldı mı şimdi yürek yırtılır Felek yarar gözetti Gizli tuzak uzattı BeÇlerbeyini kaptı Kaçsa nasıl kurtulur Erler kurt gibi uludular Hıçkırıp yaka yırttılar Acı seslerle baÇırdılar AÇlamaktan gözleri kapandı BeÇler atlarını yordular Kaygı onları durdurdu Benizleri yüzleri sarardı Safran sürülmüş gibi oldular Kutadgu Bilig'de "Alp Er Tunga" hakkında şu bilgi verilmektedir: " EÇer dikkat edersen görürsün ki dünya beyleri arasında en iyileri Türk beyleridir. Bu Türk beyleri arasında adı meşhur ikbali açık olanı Tonga Alp Er idi. O yüksek bilgiye ve çok faziletlere sahip idi. Ne seçkin, ne yüksek, ne yiÇit adam idi ; zaten âlemde ferasetli insan bu dünyaya hâkim olur. iranlılar ona Efrasiyap derler; bu Efrasiyap akınlar hazırlayıp ülkeler zaptetmiştir. Dünyaya hâkim olmak ve onu idare etmek için pek çok fazilet, akıl ve bilgi lâzımdır. iranlılar bunu kitaba geçirmişlerdir.Kitapta olmasa onu kim tanırdı." Bugünkü bilgilerimize göre Alp Er Tunga ile ilgili en geniş bilgi iran destanı şehname'de tesbit edilmiştir. şehname'nin başlıca konularından biri iran -Turan savaşlarıdır. Bu destana göre en büyük Turan kahramanı önce şehzade sonra hükümdar olan Efrasyap'tır.şehname'deki Alp Er Tunga ile ilgili bilgiler şöyle özetlenebilir: "Turan şehzadesi Efrasyap babasının isteÇi üzerine iran'a harp açtı. iki ordu Dihistan'da karşılaştılar.Boyu servi, göÇsü ve kolları arslan gibi ve fil kadar kuvvetli olan Efrasyap, iranlı'ları yendi. iran padişahı Efrasyap'a esir düştü. iran'ın ilk intikamını o zaman iran'a baÇlı olan Kabil Padişahı Zal aldı. Zal başarılı olmasına raÇmen iran şahının öldürülmesini engelleyemedi. Efrasyab iran'ı ele geçirmek için yeni bir savaş açtı. iran'ın yetiştirdiÇi en büyük kahramanlardan Zal oÇlu Rüstem Efrasyab'ın üzerine yürüdü.. Efrasyab ile Zal oÇlu Rüstem arasında bitmez tükenmez savaşlar yapıldı. iran tahtında bulunan Keykâvus, hem oÇlu Siyavuş'u hem de Zal oÇlu Rüstem'i darılttı. Siyavuş Efrasyap'a sıÇındı . Siyavuş'un Turan'da bulunduÇu sırada evlendiÇi Türk beyi Piran'ın kızından bir oÇlu oldu. Siyavuş oÇluna babası Keyhusrev'in adını verdi. Efrasyab uzun yıllar Turan'da hükümdarlık etti. iran'lılar Siyavuş'un oÇlu Keyhusrev'i kaçırarark iran tahtına oturttular. Keyhusrev ZaloÇlu Rüstem'le işbirliÇi yaptı ve Turan ordularını yendi. Keyhusrev ile Efrasyap defalarca savaştılar. Sonunda ordusuz kalan Efrasyap Keyhusrev'in adamları tarafından öldürüldü. şehname'de Efrasyap adıyla anılan Turan hükümdarı Alp Er Tunga'nın iran hükümdarlarına sık sık yenildiÇi anlatılmaktadır. Ancak iran Turan savaşlarında iran hükümdarları sürekli deÇişmiş ı4o yıl yaşadıÇı rivayet edilen Alp Er Tunga ise mücadeleye devam etmiştir. Bu durum Efrasyap'ın başarısız olmadıÇını gösterir. Gerçek destan metni bulunduÇu takdirde bu destanla ilgili daha saÇlıklı deÇerlendirmeler yapılabilir görüşündeyim. Şu Destanı : Şu destanı M.Ö. 330-327 yıllarındaki olaylarla baÇlantılıdır. Bu tarihlerde Makedonyalı iskender, iran'ı ve Türkistan'ı istilâ etmişti. Bu dönemde Saka hükümdarının adı şu idi. Bu Destan Türklerin iskender'le mücadelelerini ve geriye çekilmeleri anlatımaktadır. DoÇuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla anılmaları ile ilgili sebeb açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer almaktadır. Kaşgarlı Mahmud Divan ü Lügat-it Türk'de iskender'den Zülkarneyn olarak bahsetmektedir.Destanın tesbit edilebilen kısa metni şöyle özetlenebilir: iskender, Türk memleketlerini almak üzere harekete geçtiÇinde Türkistan'da hükümdar şu isminde bir gençti. iskender'in gelip geçici bir akın düzenlediÇine inanıyordu.Bu sebeble de iskender'le savaşmak yerine doÇuya çekilmeÇi uygun bulmuştu. iskender'in yaklaştıÇı haberi gelince kendisi önde halkı da onu izleyerek doÇuya doÇru yol aldılar. Yirmi iki aile yurtlarını bırakmak istemedikleri için doÇuya gidenlere katılmadılar. Giden gurubun izlerini takip ederek onlara katılmaya çalışan iki kişi bu 22 kişiye rastladı. Bunlar birbirleriyle görüşüp tartıştılar. 22 kişi bu iki kişiye: "Erler iskender gelip geçici bir kişidir. Nasıl olsa gelip geçer , o sürekli bir yerde kalamaz. Kal aç" dediler. Bekle , eÇlen, dur anlamına gelen "Kalaç" bu iki kişinin soyundan gelen Türk boyunun adı oldu. iskender Türk yurtlarına geldiÇinde bu 22 kişiyi gördü ve Türk'e benziyor anlamında " Türk maned " dedi.Türkmenlerin ataları bu 22 kişidir ve isimleri de iskender'in yukarıdaki sözünden kaynaklanmıştır. Aslında Türkmenler, Kalaçlarla birlikte 24 boydur ama Kalaçlar kendilerini ayrı kabul ederler. Hükümdar şu Uygurların yanına gitti. Uygurlar gece baskını yaparak iskender'in öncülerini bozguna uÇrattılar.Sonra iskender ile şu barıştılar. iskender Uygur şehirlerini yaptırdı ve geri döndü. Hükümdar şu da Balasagun'a dönerek bugün şu adıyla anılan şehri yaptırdı ve buraya bir tılsım koydurttu. Bugün de leylekler bu şehrin karşısına kadar gelir, fakat şehri geçip gidemezler. Bu tılsımın etkisi hâlâ sürmektedir. Bu destana göre iskender Türkistan'a geldiÇinde Türkmenlerin dışındaki Türkler doÇuya çekilmişlerdi. iskender Türkistanda mukavemetle karşılaşmamış bu sebeble de ilerlememiştir. Büyük ölçüde çadırlarda yaşayan Türkler iskender'in seferinden sonra şehirler kurmuş ve yerleşik hayatı geliştirmişlerdir. Hun - OÇuz Destanı : OÇuz KaÇan destanı M.Ö. 209-174 tarihleri arasında hükümdarlık yapmış olan Hun hükümdarı Mete'nin hayatı etrafında şekillenmiştir. Bütün Türk destanlarında olduÇu gibi bu destanın da ilk şekli günümüze ulaşmamıştır. Bugün, elimizde OÇuz destanının üç varyantı bulunmaktadır. XIII ile XVI yüzyıllar arasında Uygur harfleriyle yazılmış ve islâmiyetten önceki inancı yansıtan varyantın ilk örneÇi temsil ettiÇi kabul edilebilir. XIV. yüzyıl başında yazıldıÇı bilinen Reşîdeddîn'in Câmiüt-Tevârih adlı eserinde yer alan Farsça OÇuz KaÇan Destanı islâmî varyantların ilkini temsil etmektedir. OÇuz KaÇan Destanının üçüncü varyantı ise XVII. yüzyılda Ebü'l-Gazî Bahadır Han tarafından Türkmenler arasındaki sözlü rivayetlerden ve önceki yazmalardan faydalanarak yazılmıştır. OÇuz KaÇan Destanının islâmiyet Öncesi Rivayeti Ay KaÇan'ın yüzü gök , aÇzı ateş, gözleri elâ ,saçları ve kaşları kara perilerden daha güzel bir oÇlu oldu. Bu çocuk annesinden ilk sütü emdikten sonra konuştu ve çiÇ et ,çorba ve şarap istedi.Kırk gün sonra büyüdü ve yürüdü. Ayakları öküz ayaÇı , beli kurt beli, omuzları samur omzu, göÇsü ayı göÇsü gibiydi. Vücudu baştan aşaÇı tüylüydü. At sürüleri güder ve avlanırdı. OÇuz'un yaşadıÇı yerde çok büyük bir orman vardı. Bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. Bir canavar gibi olan bu gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. OÇuz cesur bir adamdı. Günlerden bir gün bu gergadanı avlamaÇa karar verdi. Kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanını aldı ve ormana gitti. Bir geyik avladı ve onu söÇüt dalı ile aÇaca baÇladı ve gitti. Tan aÇarırken geldiÇinde gergedanın geyiÇi almış olduÇunu gördü. Daha sonra OÇuz, avladıÇı bir ayıyı altın kuşaÇı ile aÇaca baÇladı ve gitti. Tan aÇarırken geldiÇinde gergedanın ayıyı da aldıÇını gördü. Bu sefer kendisi aÇacın altında bekledi. Gergedan geldi ve başı ile OÇuz'un kalkanına vurdu. OÇuz kargı ile gergedanı öldürdü. Kılıcı ile başını kesti. Gergedanın barsaklarını yiyen ala doÇanı da oku ile öldürdü ve başını kesti. Günlerden bir gün OÇuz KaÇan Tanrıya yalvarırken karanlık bastı. Gökten bir gök ışık indi. Güneşden ve aydan daha parlaktı. Bu ışıÇın içinde alnında kutup yıldızı gibi parlak bir ben bulunan çok güzel bir kız duruyordu. Bu kız gülünce gök tanrı da gülüyor, kız aÇlayınca gök tanrı da aÇlıyordu.OÇuz bu kızı sevdi ve bu kızla evlendi. Günler ve gecelerden sonra bu kız üç oÇlan çocuk doÇurdu. Çocuklara Gün, Ay ve Yıldız isimlerini verdiler. OÇuz ormanda ava çıktıÇı günlerden birinde göl ortasında bir aÇaç gördü. AÇacın kovuÇunda gözü gökten daha gök, saçı ırmak gibi dalgalı, inci gibi dişli bir kız oturuyordu. Yeryüzü halkı bu kızın güzelliÇini görse dayanamaz ölüyoruz derlerdi. OÇuz bu kızı sevdi ve onunla evlendi. Günlerden gecelerden sonra OÇuz'un bu kızdan da üç oÇlu oldu. Bu çocuklara Gök, DaÇ ve Deniz isimlerini koydular. OÇuz KaÇan büyük bir toy(şenlik) verdi. Kırk masa ve kırk sıra yaptırdı.Çeşit çeşit yemekler,şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler.Toydan sonra Beylere ve halka OÇuz KaÇan şunları söyledi: Ben sizlere kaÇan oldum Alalım yay ile kalkan Nişan olsun bize buyan Bozkurt olsun bize uran Av yerinde yürüsün kulan Dana deniz, daha müren Güneş bayrak gök kurıkan OÇuz KaÇan bu toydan sonra dünyanın dört bir tarafına elçilerle şu mektubu gönderdi:" Ben Uygurların kaÇanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kaÇanı olmam gerekir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baş eÇerse, hediyelerini kabul eder ve onu dost edinirim. Kim baş eÇmezse, gazaba gelirim. Onu düşman sayarım. Onunla savaşır ve yok ettiririm". Yine o zamanlarda saÇ yanda bulunan Altun KaÇan, OÇuz KaÇan'a pek çok altın gümüş ve deÇerli taşlar hediye etti ve ona itaat ederek dostluk kurdu. OÇuz KaÇanın sol yanında ise askerleri ve şehirleri çok olan Urum KaÇan vardı. Urum KaÇan OÇuz KaÇanı dinlemezdi. OÇuz KaÇan'ın isteklerini gene kabul etmedi. OÇuz KaÇan gazaba geldi, bayraÇını açtı ve askerleriyle birlikte Urum KaÇana doÇru yürüdü.Kırk gün sonra Buz DaÇ'ın eteklerine geldi. Çadırını kurdurdu ve sessizce uyudu. Tan aÇarınca OÇuz KaÇanın çadırına güneş gibi bir ışık girdi.O ışıktan gök tüylü gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. Kurt: " Ey OÇuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; Ey OÇuz ben senin önünde yürüyeceÇim."dedi. Bunun üzerine OÇuz çadırını toplattırdı ve ordusuyla birlikte kurdu izlediler. Gök tüylü gök yeleli büyük erkek kurt itil Müren denizi yakınındaki Kara daÇın eteÇinde durdu. Urum Hanın ordusu ile OÇuz KaÇanın ordusu arasında büyük savaş oldu. OÇuz KaÇan savaşı kazandı, Urum Hanın hanlıÇını ve halkını aldı.OÇuz KaÇan ve askerleri Gök tüylü ve gök yeleli kurdu izleyerek itil ırmaÇına geldiler. OÇuz KaÇan'ın beylerinden UluÇ Ordu bey itil ırmaÇını geçmek için aÇaçlardan sal yaptı ve böylece karşıya geçtiler. OÇuz'un bu buluş hoşuna gittiÇi için bu UluÇ Ordu Bey'e "Kıpçak" adını verdi. Gök tüylü gök yeleli kurdu izleyerek yeniden yola devam ettiler. OÇuz KaÇan'ın çok sevdiÇi alaca atı Buz DaÇa kaçtı. OÇuz KaÇanın çok üzüldüÇünü gören kahraman beylerinden biri Buz DaÇa çıktı ve dokuz gün sonra alaca atı bularak geri döndü. OÇuz KaÇan atını ve karlarla örtünmüş kahraman beyi görünce çok sevindi. Atını getiren bu beye: " Sen buradaki beylere baş ol. Senin adın ebediyen Karluk olsun." dedi. Bir süre ilerledikten sonra gök tüylü ve gök yeleli erkek kurt durdu. Çürçet yurdu adı verilen bu yerde Çürçetlerin kaÇanı ve halkı OÇuz KaÇana boyun eÇmeyince büyük savaş oldu. OÇuz KaÇan, Çürçet KaÇını yendi ve halkını kendisine baÇladı. OÇuz KaÇan, ordusunun önünde yürüyen bu gök tüylü gök yeleli erkek kurdla Hint, Tangut, Suriye, güneyde Barkan gibi pek çok yeri savaşarak kazandı ve yurduna kattı. Düşmanları üzüldü, dostları sevindi. Pek çok ganimet ve atla evine döndü. Günlerden bir gün OÇuz KaÇanın tecrübeli bilge veziri UluÇ Bey rüyasında bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Altın yay gün doÇusundan gün batısına kadar uzanıyordu. Üç gümüş ok da kuzeye doÇru gidiyordu.OÇuz KaÇan bu rüyayı dinleyince yurdunu oÇulları arasında paylaştırdı. Köktürk Destanı Köktürklerle ilgili tesbit edilen destanın iki farklı rivayeti bulunmaktadır. Çin kaynaklarında tesbit edilen varyant "Bozkurt", Ebü'l-Gâzi Bahadır Han tarafından tesbit edilen varyant şecere-i Türk'te ise "Ergenekon" adıyla verilmiştir. Ergenekon Destanı MoÇol ilinde OÇuz Han soyundan il Han'ın hükümdarlıÇı sırasında Tatarların hükümdarı Sevinç Han MoÇol ülkesine savaş açtı. ilhan'ın idaresindeki orduyu Kırgızlar ve diÇer boylardan da yardım alarak yendi. ilhanın ülkesindeki herkesi öldürdüler. Yalnız il Han'ınn küçük oÇlu Kıyan ve eşi ile yeÇeni Nüküz ile eşi kaçıp kurtulmayı başardılar.Düşmanın, onları bulamayacaÇı bir yere gitmeÇe karar verdiler. Yabanî koyunların yürüdüÇü bir yolu izleyerek yüksek bir daÇıda dar bir geçite vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akar sular,pınarlar, çeşitli bitkiler, çayırlar, meyva aÇaçları, çeşitli avların bulunduÇu bir yere gelince Tanrıya şükrettiler ve burada kalmaÇa karar verdiler. DaÇın doruÇu olan bu yere daÇ kemeri anlamında "Ergene" kelimesiyle "dik" anlamındaki "Kon" kelimesini birleştirerek "Ergenekon" adını verdiler. Kıyan ve Nüküz'ün oÇulları çoÇaldı. Dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoÇaldılarki Ergenekon'a sıÇamadılar.Atalarının buraya geldiÇi geçitin yeri unutulmuştu.Ergenekon'un çevresindeki daÇlarda geçit aradılar. Bir demirci, daÇın demir kısmı eritirlerse yol açılabileceÇini söyledi. Demirin bulunduÇu yere bir sıra odun, bir sıra kömür dizdiler ve ateşi yaktılar. Yetmiş yere koydukları yetmiş körükle hep birden körüklediler.Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer açıldı.ilhan'ın soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmiş olarak eski yurtlarına döndüler, atalarının intikamını aldılar. Egenekondan çıktıkları gün olan 21 martta her yıl bayram yaptılar. Bu bayramda bir demir parçasını kızdırırlar, demir kıpkırmızı olunca önce Hakan daha sonra beyler demiri örsün üstüne koyarak döÇerler. Bugün hem yeniden özgür hem de bahar bayramı olarak hala kutlanmaktadır. Uygur Destanları Uygurlara âit Türeyiş ve Göç isimli iki destan parçası tesbit edilmiştir.Türeyiş parçası Çin kaynaklarından Göç ise hem Çin hem iran kaynaklarında bulunmaktadır. Türeyiş Destanı Eski Hun beylerinden birinin çok güzel iki kızı vardı. Bu bey kızları ile ancak Tanrıların evlenebileceÇini düşünüyordu. Bu sebeble ülkesinin kuzey tarafında yüksek bir kule yaptırarak iki güzel kızını Tanrılarla evlenmek üzere buraya yerleştirdi. Bir süre sonra kuleye gelen bir kurdun Tanrı olduÇu düşüncesiyle kızlar bu kurtla evlendiler. Bu evlenmeden doÇan Dokuz OÇuzların sesi kurt sesine benzerdi. Göç Destanı Uygurların yurdunda "Hulin" isimli bir daÇ vardı. Bu daÇdan TuÇla ve Selenge isimli iki ırmak çıkardı. Bir gece oradaki bir aÇacın üzerine gökten ilâhi bir ışık indi. iki ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkkatle izlediler. AÇacın gövdesinde şişkinlik oluştu, ilâhi ışık dokuz ay on gün şişkinlik üzerinde durdu. AÇacın gövdesi yarıldı ve içinden beş çocuk göründü. Bu ülkenin halkı bu çocukları büyüttü. En küçükleri olan BuÇu Han büyüyünce hükümdar oldu. Ülke zengin halk mutlu oldu. Çok zaman geçti. YuluÇ TiÇin isimli bir prens hükümdar oldu. Çinlilerle çok savaştı. Bu savaşlara son vermek için OÇlu Galı Tigini bir Çin prensesi ile evlendirmeÇe karar verdi. Çinliler , prensese karşılık hükümdardan Tanrı daÇının eteÇindeki Kutlu DaÇ adını taşıyan kayayı istediler. Gali Tigin kayayı verdi. Çinliler kayayı götürmek için kayanın etrafında ateş yaktılar, kaya kızınca üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrılan kayayı arabalara koyarak Çin'e taşıdılar. Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar kendi dilleriyle bu kayanın gidişine aÇladılar. Bundan yedi gün sonra da Gali Tigin öldü. Kıtlık ve kuraklık oldu . Yurtlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldılar. Buraya kadar kısaca tanıtmaÇa çalıştıÇımız Türklerin ilk dönem edebî eserleri olan Yaratılış, Alp Er Tunga, şu, OÇuz KaÇan, Ergenekon, Türeyiş ve Göç destanları bugünkü bütün Türk Cumhuriyet ve Topluluklarının ortak destanları olarak kabul edilmektedir. Büyük bir ihtimalle XV. yüzyılda yazıya geçirildiÇi kabul edilen "Dede Korkut Hikâyeleri" nin Hun-OÇuz Destan dâiresinden ayrılmış destan parçası olduÇu görüşü oldukça yaygındır. Dede Korkut Hikâyeleri ve bu hikâyelerin hem anlatıcısı hem de kahramanlarından biri olan Dede Korkut bütün Türk dünyasında ortak olarak tanınan sözlü ve yazılı gelenekte yaşatılan önemli eserlerden biridir. Türklerin X. yüzyılda büyük kitleler halinde islâmiyeti kabul etmelerinden ve OÇuzların büyük bir bölümünün batıya bugünkü Anadolu topraklarına göçmelerinden sonra gerek Orta Asyada gerek Anadolu , Balkanlar ve Orta DoÇuda, Türkler farklı siyasî birlikler içinde yaşamışlardır. X. yüzyıldan sonra teşekkül eden destanlardan KöroÇlu dışındakiler Türk topluluk ve guruplarının iletişimleri ölçüsünde yaygınlaşmıştır. KöroÇlu destanı XVI. yüzyılda Anadolu'da teşekkül etmiş ve hemen hemen bütün Türk dünyası tarafından benimsenmiş ve çeşitlenerek yaşatılmaktadır. İslâmiyetin Kabulünden Sonraki Türk Destanları Karahanlı hükümdarı Satuk BuÇra Han X. yüzyılda islâmiyeti resmen devlet dini olarak kabul etmiştir. islâmiyetten sonra ilk teşekkül eden destan da bu hükümdarın islâmiyeti kabul ve yaymak için yaptıÇı mücadelelerin efsanelerle zenginleştirilerek anlatımıyla doÇmuştur. Bu destanın bir elyazmasında bulunan metni kısaca şöyle özetlenebilir : Satuk BuÇra Han Destanı Hz. Muhammed kanatlı atı Burak'ın sırtında göklere yükseldiÇi "Mirâc Gecesinde" gök katlarında kendinden önceki peygamberleri görür. Bunlar arasında birini tanıyamaz ve Cebrail'e bunun kim olduÇunu sorar. Cebrail : " Bu peygamber deÇildir. Bu sizin ölümünüzden üç asır sonra dünyaya inecek olan bir ruhtur. Türkistan'da sizin dininizi yayacak olan bu ruh " Abdülkerim Satuk BuÇra Han" adını alacaktır." Hz. Muhammed yeryüzüne döndükten sonra hergün islâmiyeti Türk ülkesine yayacak olan bu insan için dua etti. Hz. Muhammed'in arkadaşları da bu ruhu görmek istediler. Hz. Muhammed dua etti. Başlarında Türk başlıkları bulunan silâhlı, kırk atlı göründü. Satuk BuÇra Han ve arkadaşları selâm verip uzaklaştılar. Bu olaydan üç asır sonra Satuk BuÇra Han, Kaşgar Sultanının oÇlu olarak dünyaya geldi. Satuk BuÇra Hanın doÇduÇu gün yer sarsılmış, mevsim kış olduÇu halde bahçeler , çayırlar çiçeklerle örtülmüştü. Falcılar bu çocuÇun büyüyünce müslüman olacaÇını söyleyerek öldürülmesini isterler. Satuk BuÇra Hanı, annesi : " Müslüman olduÇu zaman öldürürsünüz." diyerek ölümden kurtarır. Satuk BuÇra Han ı2 yaşında arkadaşlarıyla birlikte ava çıkmaÇa başlar. Avda oldukları günlerden birinde kaçan bir tavşanın arkasından hızla koşarken arkadaşlarından uzaklaşır. Kaçan tavşan durur ve bir ihtiyar insan görünümü kazanır.Satuk BuÇra Han'ın sonradan Hızır olduÇunu anladıÇı bu yaşlı kişi ona müslüman olmasını öÇütler ve islâmiyeti anlatır. Satuk BuÇra, Kaşgar hükümdarı olan amcasından islâmiyeti kabul etmesini ister. Kaşgar Hanı, müslüman olmayacaÇını söyler. Satuk BuÇra Han'ın işaretiyle yer yarılır ve hükümdar topraÇa gömülür. Satuk BuÇra Han hükümdar olur ve bütün Türk ülkeleri onun idaresinde islâmiyeti kabul ederler. Satuk BuÇra Han, ömrünü müslümanlıÇı yaymak için mücadele ile geçirmiştir. Menkabelere göre Satuk BuÇra Han'ın düşmana uzatıldıÇında kırk adım uzayan bir kılıcı varmış ve savaşırken etrafına ateşler saçıyormuş. 96 yaşında Tanrıdan davet almış bu sebeble Kaşgar'a dönmüş ve hastalanarak burada ölmüştür. Manas Destanı Kırgız Türkleri arasında doÇan Manas destanı Kazak-Kırgız Türk kültür dâiresi içinde bugün de bütün canlılıÇı ile yaşamaktadır. Bu destanın XI ile XII. yüzyıllarda meydana geldiÇi düşünülmektedir. Destanın kahramanı Manas da, OÇuz KaÇan destanının islâmî rivayetindeki ve Satuk BuÇra Han gibi islâmiyeti yaymak için mücadele eden bir kahramandır. Böyle olmakla beraber Manas destanında islâmiyet öncesi Türk kültür , inanç ve kabullerinin tamamını görmek mümkündür. Bazı varyantları 4oo.ooo mısra olan Manas destanı Türk-Bozkır medeniyetinin Kazak -Kırgız dâiresinin kültür belgeseli niteliÇindedir. Cengiz-nâme Ortaasya'da yaşayan Türk boyları arasında XIII. yüzyılda doÇup gelişmiştir. Cengiznâme MoÇol hükümdarı Cengiz'in hayatı, kişiliÇi ve fetihleri ile ilgili olarak Cengiz'in oÇulları tarafından idare edilen Türkler tarafından meydana getirilmiştir. Orta Asya'da yaşayan Türkler özellikle de Başkurd, Kazak ve Kırgız Türkleri, Cengiz destanını çok severek günümüze kadar yaşatmışlardır. Cengiz-nâme'de, Cengiz bir Türk kahramanı olarak kabul edilmekte ve hikâye Türk tarihi gibi anlatılmaktadır. Cengiz, Uygur Türeyiş destanının kahramanları gibi gün ışıÇı ile Kurt-Tanrı'nın çocuÇu olarak doÇar. Cengiz-nâme, MoÇol Hanlarının destanî tarihi olarak kabul edildiÇinden tarih araştırıcılarının da dikkatini çekmiştir. XVII. yüzyılda Orta Asya Türkçesinin deÇerli yazarı Ebü'l Gâzi Bahadır Han, "şecere-i Türk" adlı eserinde "Cengiz-Nâme"nin ı7 varyantını tesbit ettiÇini söylemektedir. Bu bilgi, bu destanın, Orta Asya'daki Türkler arasındaki yaygınlıÇını göstermektedir. Orta Asya Türkleri, Cengiz'i islâm kahramanı olarak da görmüşler ve ona kutsallık atfetmişlerdir. Batıdaki Türkler tarafından ise Cengiz hiç sevilmemiştir. Arap tarihçilerinin, bu hükümdarı islâm düşmanı olarak göstermeleri ve tarihî olaylar onun sevilmemesinde etkili olmuştur. MoÇolların Anadoluya saldırgan biçimde gelip ortalıÇı yakıp yıkmaları, BaÇdat'ın önce Hülâgu daha sonra Timurlenk tarafından yakılıp yıkılması, Timurlenk'in Yıldırım Beyazıd'la sebebsiz savaşı gibi tarihi gerçekler, Cengiz'in de diÇer MoÇollar gibi sevilmemesine sebeb olmuştur. Cengiz-Nâme batıda yaşayan Türkler'in hafıza ve gönüllerinde yer almamıştır. "Cengiz-Nâme"nin Orta Asya Türkleri arasında bir diÇer adı da " Dâstân-ı Nesl-i Cengiz Han"dır. Edige Bu destanda XIII yüzyılda Hazar denizi kıyısında kurulan Altınordu HanlıÇının XV. yüzyılda Timurlular tarafından yıkılışı anlatılmaktadır. Destanın adı, Altınordu Hanı ve bu destanın kahramanı Edige Mirza Bahadır'a atfen verilmiştir. Edige Mirza Bahadır'ın devletini ayakta tutabilmek için yaptıÇı büyük mücadeleler, ölümünden sonra XV. yüzyılda destan haline getirilmiştir. 1820'yılından itibaren yazıya geçirilen Edige destanının Kazak-Kırgız, Kırım, Nogay, Türkmen, Kara Kalpak, Başkırt olmak üzere altı rivâyeti tesbit edilmiştir Çeşitli Türk guruplar arasında Alp Er Tunga ve OÇuz KaÇan gibi ilk Türk destanlarının izlerini taşıyan Türk kahramanlık dtünya görüşünü temsil eden burada bahsi geçenler kadar yaygınlaşmamış ortak edebiyat geleneÇi içinde yer almamış pek çok başka destan örneÇi bulunmaktadır. Osmanlı sahasında destandan hikâyeye geçişte ara türler olarak da nitelendirilen çok tanınmış ve bir çok Türk topluluklarınca da bilinen KöroÇlu örneÇi yanında daha sınırlı alanlarda tesbit edilen Danişmendname , Battalname gibi ilgi çekici örnekler de bulunmaktadır. Battal-Nâme Bu destanın kahramanı Türkler arasında Battal Gâzi adıyla benimsenmiş bir Arap savaşcısıdır. Asıl destan, VIII. yüzyılda, Emevî'lerin hırıstıyanlarla yaptıkları savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş Abdullah isimli bir kişiyle ilgili olarak doÇmuştur. Battal arapça kahraman demektir, Battal Gâzi, Arap kahramanına verilen unvanlardır. Türklerin müslüman olmalarından sonra Battal Gâzi destan tipi Türkleştirilmiş önceki destan epizotlarıyla zenginleştirilmiş ve anlatım geleneÇi içine alınmıştır. XII ve XIII yüzyıllarda Battal-Nâme adı ile ve nesir biçimi yazıya geçirilmiştir. Hikâyeci âşıkların repertuarlarında da yer almıştır.Seyyid Battal adıyla da anılan bu kahraman hem çok bilgili, çok dindar ve cömertdir. MüslümünlıÇı yaymak için yaptıÇı mücadelelerde insanların yanında büyücü, cadı ve dev gibi olaÇanüstü güçlerle de savaşır. " Aşkar Devzâde" isimli atı da kendisi gibi kahramandır. Arap, Fars ve Türklerin X-XX. yüzyıllar arasında oluşturdukları ortak islâm kültür dâiresinin ürünlerinden biri olmakla beraber Orta Asya'da yaşayan Türk guruplar arasına da yayılarak Türk kabul ve deÇerleriyle kaynaşmıştır. Dânişmendnâme Anadolunun fethini ve bu mücadelenin kahramanlarını anlatan, X11. yüzyılda sözlü olarak şekillenen X111. yüzyılda yazıya geçirilen islâmî Türk destanlarındandır. Danişmendnâme'de hikâye edilen olayların tarihi gerçeklere uygunluÇu, kahramanlarının yaşamış Türk beyleri olmalarından, Anadolu coÇrafyasının gerçek isimleriyle anılmasından dolayı uzun süre tarih kitabı olarak nitelendirilmiştir. KöroÇlu metni destan adıyla anılmakla ve bazı destanî niteliklere de sahib olmakla birlikte XX. yüzyılda Anadolu'dan derlenen örnekleri daha çok halk hikâyesi geleneÇine yakındır. Anadolu'da hikâyeci âşıklar tarafından 24 kol halinde anlatılan hikâyesinin özeti kısaca şöyledir : KöroÇlu Destanı Bolu beyi, güvendiÇi seyislerinden biri olan Yusuf'a : " Çok hünerli ve deÇerli bir at bul ." emrini verir. Seyis Yusuf, uzun süre Bolu beyinin isteÇine uygun bir at arar. Büyüdüklerinde istenen niteliklere sahip olacaÇına inandıÇı iki tay bulur ve bunları satın alır. Bolu beyi bu zayıf tayları görünce çok kızar ve seyis Yusuf'un gözlerine mil çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve işinden kovulan Yusuf, sıska taylarla birlikte evine döner. OÇlu Ruşen Ali'ye verdiÇi talimatlarla tayları büyütür. Babası kör olduÇu için KöroÇlu takma adıyla anılan Ruşen Ali, babasının isteÇine göre atları yetiştirir. Taylardan biri olaÇanüstü bir at haline gelir ve Kırat adı verilir. Kırat da destan kahramanı KöroÇlu kadar ünlenir. Seyis Yusuf, Bolu beyinden intikam almak için gözlerini açacak ve onu güçlü kılacak üç sihirli köpüÇü içmek üzere oÇlu ile birlikte pınara gider. Ancak, KöroÇlu babasına getirmesi gereken bu köpükleri kendisi içer, yiÇitlik, şâirlik ve sonsuz güç kazanır. Babası kaderine rıza gösterir ancak oÇluna mutlaka intikamını almasını söyler. KöroÇlu Çamlıbel'e yerleşir, çevresine yiÇitler toplar ve babasının intikamını alır. Hayatını yoksul ve çaresizlere yardım ederek geçirir. Halk inancına göre silâh icat edilince mertlik bozuldu demiş kırklara karışmıştır. Çeşitli dönemlere ve farklı siyâsî birlikler sahip Türk gurubları arasında tesbit edilen Türk destanlarının kısaca tanıtımı ve özeti bu kadardır. Bu destan metinleri incelendiÇinde hepsinde ilk Türk destanı OÇuz KaÇan destanının izleri bulunduÇu görülür. Bu destan parçaları Türk dünyasının ortak tarihî dönem hatıralarını aksettiren ilk edebî ürünler olarak da önem ve deÇer taşırlar. Bir gün bu parçalardan hareketle Fin destanı Kalavala gibi deÇerli mükemmel bir Türk destanını yazılabilirse çeşitli kaynaklarda daÇınık olarak bulunan malzeme daha anlamlı hale gelebilir kanaatindeyim.
__________________ ![]() ![]() |
| | |
| Sponsored Links |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| türk kızları | PandoRa | Serbest Kürsü | 31 | 10-13-2007 16:26 |
| Tedavisiz Türk HastaLıkLarı :D | KaranLiK | Komik Yazılar | 0 | 03-11-2007 00:51 |
| TÜrk Tİyatrosu | chilavert | Tiyatro Bölümü | 0 | 03-09-2007 04:38 |
| Türk Edebiyati | eFKaRLı | Edebiyat | 0 | 02-22-2007 22:40 |
| Türk Milletimiz=) | eFKaRLı | Komik Resimler | 2 | 02-03-2007 18:09 |
| Klavye.com da Yenimisiniz? | Yardıma mı ihtiyacınız var ? |