![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Klavye Link | Arama | Bugünki Mesajlar | Okundu Kabul Et |
| Türk Kültürü Zengin Türk Kültürü'nün tarihi , gelenek ve görenekler , dil ve edebiyat ve daha neler neler |
| Etiketler: kulturu, temelleri |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Yine Yeni Yeniden :) ![]() Üyelik tarihi: May 2005 Nerden: MaviLerin Icınden :) Yaş: 23
Mesajlar: 4,678
Ruh Hali: Teşekkürler: 169
123 Mesaja 173 Teşekkür edildi
| Tarihte insanlıÇın ilerlemesini, üç öÇe saÇlamıştır. Hız'a sahip olma, hukuk fikri ve demirin işlenmesi. İlk iki unsur insanlıÇa manevi ilham kaynaÇı, sonuncusu da uygarlıÇın önde gelen malzemesi olmuştur. İnsan kültürünün bu iki önemli unsuru, varlıÇını Türklere borçludur. Bir bozkır kavmi olan Türkler, tabiatın çok kısır olduÇu bu bölgede geçimlerini uzak mesafelerden saÇlayabilmek için vahşi hayvan olan atı terbiye ederek insanlıÇın emrine vermişlerdir. "At sırtında geçen bir hayat, baş döndüren bir sür'at, yayladan kışlaÇa ve kışlaktan yaylaya doÇru sürüp giden bir kovalamaca, onların günlük ve olaÇan hayatları idi. Onlar için olaÇan olmayan şey, ufuktaki daÇlar ile vadilerin ötelerinde, uzanan ülkeleri görememe ve çeşitli zenginlikleri elde edememe idi[1]. Kısacası "göçebe Türkler tarafından, en eski çaÇlardan beri yetiştirilen at, tüm kültüre yön veren, en önemli tesirdir. Atın ehilleştirilmesi olmadan eski çaÇ ve erken orta çaÇın büyük ölçüdeki kavim göçü tasvir dahi edilemez"[2]. Geniş bozkırlarda büyük ve daÇınık sürüleri sevk ve otlakları koruma mücadelesi Türkleri devlet yönetiminde tecrübe sahibi yapmış ve bu durum, o bölgede bütün insanlara hükmetme duygusunun da doÇmasına sebep olmuştur. Böylece, yanyana ve bir arada huzurla yaşayabilmek için fertler arasında asabiyet baÇının oluşmasının zorunlu olduÇu inancı ilk olarak eski Türk kavimlerinde hissedilmiştir. "Bundan dolayı yeryüzünün ilk devletleri Türkler tarafından kurulmuş, yani Türkler dünyada `amme hukukunu' vaz eden ilk millet olmuştur"[3]. Bu geçmişten geleceÇe bütün Türklerin sosyal hayatlarını düzenleyen, onlara kural koyan, devletin gücünü de temsil eden Türklerin töre dedikleri devlet düzenidir. Ziya Gökalp de töreyi şöyle tanımlar: "Atalardan kalan bütün kuralların toplamı". Töre yazılı yasaları kapsadıÇı gibi alışkıları (teamülleri) de içine alır. Töre; hukuksal töre, dinsel töre, ahlaksal töre gibi birkaç bölümden oluşmaktadır"[4]. "Türk töresini kaybetme", Türk milleti için de söz konusuydu. Devletsiz, kaÇansız kalmış bir millet, töresini de kaybetmiş oluyordu. Nitekim Bilge KaÇan, Orhun Abideleri'nde Türk töresini şöyle tarif eder; "... (Türk Milleti'nin) kaÇan olarak oturdum. "Ölecek miyiz?" diye düşünüp üzülen Türk begleri ile Türk beyleri (bana) dönüp, sevindiler! "Bulanmış gözleri" canlandı! Beni gördüler! (yani bana baÇlandılar). "AÇır töreleri", (düzenledim), yürürlüÇe koydum. (Dünyanın) dört bucaÇındaki "milletleri" de (düzene koydum)!...[5] Bilge KaÇan Yazıtları'nda da ifade edildiÇi üzere, "Eski Türk devlet geleneÇinde Töre ilahi kaynaklı hakimiyetten (kuttan) ayrılamazdı. Özellikle devlet kuran her KaÇan mutlaka bir töre koyardı. Töre, Türk örf ve geleneklerinin kesin bir hükümler birliÇidir. Töresiz bir ilin ya da devletin varlıÇı mümkün deÇildir"[6]. Türk kültür yapısının en hassas ve ince dokusunu "Türk Töresi" oluşturur. "Töre, milli toplumda ferdi ve sosyal ilişkileri düzenleyen, ferdi disiplin ve otoriteye baÇlayan, milli barış, dayanışma ve beraberliÇi saÇlayan bir kültür kurumudur. Yabancı kültürler önce bu deÇer sistemini yıkmak isterler"[7]. Türk töresi rastgele, tesadüfen meydana gelmiş şeylerden ibaret deÇildir. Bunlar ayrılmaz bir şekilde milletin varlıÇına milletin ortak düşünce, duygu ve kanaatlerine baÇlıdır. Töre, Türk milleti ile birlikte doÇar, milletle gelişir ama asla milletle yok olmaz. Kısacası "İl gider, töre kalır". Türk kültürünün temelini oluşturan, sonuncu unsur ise, "demir"dir. Bu maddenin ilk defa eski Türk yurdu olan Altay DaÇları'nda bulunduÇu ve yeryüzüne daÇıldıÇı artık bilinen bir gerçektir. Türkler dünyanın ilk demirci kavmi olarak bilinir. Demirin eritilip istenilen şekil verilmesiyle birlikte, insanlık aleminde uzun ve parlak bir dönem açılmış oluyordu. Demir Türk uygarlıÇının ilk simgesidir. "Göktürkler ile OÇuzlar'ın ataları demirci idiler. Demirciye MoÇollar "Darhan" derlerdi. Dokuz atası demirci olan adam şaman olurdu. Şamanların büyüklerine Tarhan adı verilirdi. Bundan anlaşılır ki demircilik eski Türklerce sanatların en saygınıydı"[8]. "Demircilik ile ilgili bir takım merasimler de eski Türkler arasında önemli bir yer tutardı. Her yıl belli bir günde İlhan, demir merasimi için bir demir parçasını akkor haline gelinceye kadar ocakta ısıtırdı. Demir, bu hale geldikten sonra, İlhan'a ait "altın örsün" üzerine konulur. İlhan, altın çekici alarak, bunun üstüne vururdu. Bundan sonra, koşullar, toylar, şölenler yapılırdı. Bu merasimler hudutta da yapılır. Ülkeye dışardan girmek isteyen bir yabancı elçi, bu merasimi yapmadan giremezdi"[9]. Demircinin Türk toplumunda ne kadar önemli konumda olduÇunu tarihe ışık tutan bütün Türk destanlarında görmek mümkündür. Nitekim, Türk sosyo-kültürel yapısını en iyi işleyen destanlardan biri olan Manas Destanı'nda da anlatıldıÇı üzere; "Her akına çıkmadan önce Manas kendi demircisine gider, kılıçlarını biletir, silahlarını tamir ettirir ve öyle yola çıkardı. Nogay-Han'ı Yoloy'u maÇlup ettikten sonra, onun iki kızını esir ederek yurduna getirmiştir. Bu Han kızlardan birini, teşekkür ifadesi ile demircisine vermiş ve diÇerini de oÇluna nikahlamıştı. Manas, demircisini Darkan yani Tarkan, saygı deyimi ile çaÇırırdı. Çünkü Tarkanlık hükümdar tarafından verilmiş çok yüksek bir üstünlük unvanı idi. Onların bu rütbesi de nesilden nesile sürüp giderdi"[10]. Bu açıklamalarda demirciliÇin hem dini ve inanç sistemleriyle ilgisi bulunması hem de rütbelerin babadan oÇula geçmesi, Osmanlılar'ın ilk dönemlerinde kurulan lonca yani esnaf teşkilatlarının izlerini taşımaktadır. Nitekim, ahilik teşkilatı üzerine araştırma yapan bazı ilim adamlarına göre, kelimenin kökeni Orta Asya kaynaklıdır ve taşıdıÇı mertlik, alplik, yiÇitlik, eli açıklık, konukseverlik hasletlerinin ifade ettiÇi sanat ve ticaret kurallarının Orta Asya Türkleri arasında çok yaygın oluşunu göstermektedir[11]. Belirtmek gerekirse, toplumları uygarlıÇa yöneltme yolunda en kesin tesirler yapmış olan bu üç temel unsurun Türk kültürüne özgü özellikler olduÇu görüşü bütün dünyada genel kabul görmüş bir mütalaadır. "W. Koppers, O. Menghin başta olmak üzere, bir kısım batılı bilginlerce "Altaylılar" tarafından yaratıldıÇı ifade edilen ve dünyanın ilk yüksek kültürü olarak tanınan bu Türk (Bozkır) Kültürü, taşıdıÇı beşeri deÇerler sebebiyle süratle etrafa yayılarak kısa zamanda doÇuda MoÇolları ve Kuzey Çinlileri, batıda Hind-Avrupalıların bazı kollarını tesir altına almış ve bir medeniyet vasfı kazanmıştır. Böylece milattan önceki binlerden, milattan sonra XIV.-XV. yüzyıllara kadar Avrupa ve Asya'nın step bölgelerinde hakim olan ve son Avrupa ilmi literatüründe "La civilisation des Steppes" tabiri ile yer almaya başlayan Bozkır Medeniyeti, adları geçen Batılı araştırmacılara göre, dünyada mevcut ilk medeniyettir. Daha da mühimi batı medeniyetinin doÇuşunda birinci derecede amil oluşudur[12]. [1] Ögel, Bahaeddin, "Türk Kültürünün Gelişme ÇaÇları", Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yay., İstanbul 1988, sh. 1. [2] TürkdoÇan, Orhan, "Türk Tarihinin Sosyolojisi", Turan Yay., İstanbul 1996, sh. 131. [3] KafesoÇlu, İbrahim, "Türk MilliyetçiliÇinin Meseleleri", Hamle Yay., İstanbul 1995, sh. 59. [4] Gökalp, Ziya,"Türk Töresi", (Haz..: Yusuf Çotuksöken), İnkılap Yay., İstanbul 1977, sh. 12-13. [5] Ögel, Bahaeddin, "Türk Kültürünün Gelişme ÇaÇları", Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yay., İstanbul 1988, sh. 474-475. [6] Taşdelen, H. Musa, "Siyaset Sosyolojisi", Turan Yay., İstanbul 1996, sh. 35. [7] Karaca, Kurt, "Milliyetçi Türkiye", Emet Matbaacılık, Ankara 1976, sh. 51. [8] Gökalp, Ziya,"Türk Uygarlık Tarihi", (Haz..: Yusuf Çotüksöken), İnkılap Yay., İstanbul 1981, sh. 9. [9] TürkdoÇan, Orhan, a.g.e., sh. 148. [10] Ögel, Bahaeddin,"Türk Mitolojisi I", Türk Tarih Kurumu Basımevi Yay., Ankara 1993, sh. 69. [11] TürkdoÇan, Orhan, a.g.e., sh. 151. [12] KafesoÇlu, İbrahim, a.g.e., sh. 66.
__________________ ~~ вℓα¢к яσѕє ~~ |
| | |
| Sponsored Links |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
| Klavye.com da Yenimisiniz? | Yardıma mı ihtiyacınız var ? |