![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Klavye Link | Arama | Bugünki Mesajlar | Okundu Kabul Et |
| Etiketler: populer |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Yine Yeni Yeniden :) ![]() Üyelik tarihi: May 2005 Nerden: MaviLerin Icınden :) Yaş: 23
Mesajlar: 4,678
Ruh Hali: Teşekkürler: 169
123 Mesaja 173 Teşekkür edildi
| Popüler Kültür ve Halk Kültürü Popüler Kültür ve Halk Kültürü Mart 1998’de Dil Tarih CoÇrafya Fakültesindeki konferanstaki sunum İrfan ErdoÇan ……. 1960 ve 70’lerdeki popüler ve popüler kültür tanımı ile günümüzdekinin farkı… Popüler’in illegalliÇi ve kapitalist pazarın popüleri gaspedişi… Halk kültürünün direnişi, yok edilişi, emilişi, yozlaştırılışı, sömürülüşü, marjinal biçime düşürülüşü….. Halk yere ve zamana baÇımlı ortaklıÇı anlatır. Halk’ta aynı zamanda sömürülme, hem materyal hem de ruhsal sömürülme ortaklıÇı vardır. Halkta egemenliÇe ve mücadeleye çeşitli biçimlerde katılma vardır. Halk kültürü yere ve zamana baÇımlının kendini anlatışı, kendini ifadesidir. Bu ifadenin anlamı ille ki kendisi için kendini anlatma deÇildir… DÜNÜN HALK KÜLTÜRÜ: … Aynı yer ve zamanda yaşayan insanların kendi için, kendini kendine ve dışına ifadesiydi… Yaratan kendindendi ve kendisiyle kalıyordu… Kendi oyunu ve oyuncaÇını… kendi eÇlencesini… kendi egemenlik ve mücadelesini… kendini kendisinin yaratması…. KENDİ YERİMİZ VE ZAMANIMIZ DIŞINDAN GELEN KÜLTÜRE GEÇİŞ: Halk kültürünün iÇfal edilmeye başlanması… Bir egemenliÇin yitirilip yeni egemenliÇin başlamasındaki geçiş dönemi… Elbette daha dün başlamadı Anadolu’da… İki egemenliÇin çatışması Örnek: Köy hocasının imiÇimizi sıkması ve bize “önce müslümanın, sonra Türküm” dedirtmesi… Kemalist devrimle gelen Batı kültürüyle Anadolu’daki Orta DoÇu Arap diniyle (ve çıkarıyla) etkilenmiş kültürün çatışması… HALK KÜLTÜRÜNÜN BUGÜNÜ; Yeni egemenlikte halk kültürüne ne oldu? a. Sermaye yapısının çıkarına uygun deÇilse, para yapamayacaksa, karşıtlıÇı ifade ediyorsa, halk kültürü (yapış ve ifade biçimi) yok edildi ve onun yerini dini ve laik ideolojilerin gerisindeki sermayenin malını satış kültürü oldu. ÇOCUK OYUNLARIMIZ VE OYUNCAKLARIMIZI biz yapmıyoruz artık; bizim yaşamımızın öyküsü deÇil; egemenliÇin ve sömürünün serüvenleri; üzerimizdeki sömürünün meşrulaştırma pratikleri… Artık halk kültürü fabrikadaki, iş yerindeki, bürodaki egemenlik ilişkileriyle yaratılanın ifadesi… b. Sermaye’ye faydalıysa, sermayenin popüler kültürüne dönüştürüldü: DüÇün, bayramlar.. c. Ya da direnişin kültürü biçiminde gericiliÇi, faşizmi, ilericiliÇi, sosyalizmi temsil eden marjinallikte mücadele vermektedir… ARTIK HALK KÜLTÜRÜ yeni egemenliÇin buzdolabı, çamaşır makinesi, cola, soda, moda, birahane, CINE 5’li kahvehanelerdeki post-modern egemenliÇe giden kültür oldu… POPÜLER KÜLTÜR, kapitalist üretim biçiminin kendini her saniye yapış ve bu yapışı anlatış biçimidir. Bu biçimde savunular ve saldırılar vardır. Walt Disney Çizgi filmlerindeki faşist yöntemin her saniye kullanıldıÇını anlattıÇımda, ona anlatmadıÇım halde, orada beni dinleyen küçük yeÇenimin “asıl faşist sensin” diye Walt Disney’i koruması ve bunun anlamı……. 1. İÇERİĞİ: Kapitalist ekonomik ve siyasal yapının günlük işleyişi…. meşrulaştırma ve satma… 2. ÜRETIM KARARI: Popüler kültürün üretimine, nerde, nasıl, hangi koşullarda ne kadar, kimin için ve ne tarzda üretileceÇine kim karar veriyor? Halk için ve halk tarafından?…. Elbette mal üretimi halk tarafından; fakat üretim kararı ve amaç, fayda halka raÇmendir. REVLON ÖRNEĞİ.. Neyin nerede ve nasıl üretileceÇine karar verme halkın kendi zamanı ve yerinde deÇil, gasp edilmiş zaman ve yerde olur. Popüler kültür ücretli maaşlı köleliÇin çalıştırma, ezme ve ezdirme kültürüdür. Kölelere verilen popüler seçenek, üretim kararında İŞ veya İŞSİZLİKtir.. 3. TÜKETİM KARARI: Neyin tüketileceÇine talep mi karar veriyor? MCDonald ekmek deÇil.. Neyin popüler olacaÇına karar veren halk mı oluyor? Halk almazsa? Alacak, çünkü popüler kültür ücretli maaşlı kölenin iş dışı zamanının kolonileştirildiÇi kültürdür. Popüler kültürün insanı üretim koşulları elinden alınıp üretimde ücretli köleliÇe düşürülmüş insan deÇil, tüketim kölesidir. KULLAN VE AT. 4. Popüler kültür alınıp satılan mal ve ilişkidir: Popüler kültür maldır. 5. Popüler kültür kölelikte aynı anda köleliÇe talim, alışma, alıştırılma, boyun sunma ve boyun sundurmadır. Sermayenin kar mücadelesine sermaye için katılmadır. 6. Popüler kültürün ideolojisi özel teşebbüs yapış biçimini meşrulaştırır ve evrenselleştirir. 7. Popüler kültür katılanların söyleminde cehaletin bilgiçlik taslamasıdır: Kölenin özgürlük iddiası 8. Popüler kültür burjuva bayaÇılıÇının kendini modern ve uygar olarak sunmasıdır 9. Popüler kültür sermaye düzeninin zorbalıÇının kendini demokratik olarak sunmasıdır. 10. Popüler kültür kendi materyal temelini yansıtır. Salı pazarındaki satıcıya taş çıkartacak kadar sahtekar ve dolandırıcıdır: Heterojenlikten, SEN’in SEN olduÇundan bahseder: sen sana baktıÇında, SEN senden geçerek oluşan moda homojenini görürsün. Standartlaşmada SEN standart oldukça sensin. Big Mac ancak BigMac’larla big Mac’tir. 11. Popular kültür mekaniksel ve elektronik çoÇaltmayla niceliksel fazlalık ve niteliksel yoksulluÇun kültürüdür. BAYİDEKİ KADIN DERGİLERİ. 12. Post-modern kültürün popülerliÇi, çok uluslu şirketlerin egemenliÇini heceler: Post-modernizmde post-emperyalizmin ve sömürünün sanatla, müzikle, siyasalla, ekonomikle satışı yapılır. 13. Popüler kültür günümüzdeki koşullarda kaybedilmiş bir alandaki egemenlik ve mücadeledir. Popüler kavramı işgal edilmişliÇi ve gasp edilmişliÇi anlatır. 14. Popüler kültür egemenlik ve mücadele alanıdır. KöleliÇimize katılarak egemenliÇi yürüttüÇümüz ve mücadele verdiÇimiz alan… KÜRESELLEŞME KARŞISINDA TÜRK HALK KÜLTÜRÜ Günümüzde, dünya genelinde tartışılan temel konulardan biri “küreselleşme”dir. Küreselleşme emperyalizmin diÇer bir adıdır. Küresel hiyerarşi içinde bir ülkenin konumu onun dünya pazarlarındaki rekabet kapasitesiyle tanımlanır. Rekabetin en büyük düşmanı ise tekelleşmedir. Küreselleşme kavramı ile birlikte “bölgeselleşme” de gündeme gelmiştir. Gerek küreselleşme ve gerekse bölgeselleşme kavramlarıyla birlikte “ulus-devlet” yapısı da sorgulanmaya, ne olduÇu veya ne olmadıÇı tartışılmaya, geleceÇi konusunda endişeler dile getirilmeye başlanmıştır. Küreselleşmenin tanımı bir çok şekilde yapılmıştır. Amerikan Ulusal Savunma Üniversitesi küreselleşmeyi “malların, hizmetlerin, paranın, teknolojinin, fikirlerin, enformasyonun, kültürün ve halkların hızlı ve sürekli biçimde sınır ötesi akışı” olarak tanımlamaktadır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu da küreselleşmeyi “sadece ekonomik olmayan, sosyal, siyasal, çevresel, kültürel ve hukuksal boyutları olan bir süreç” olarak belirtmektedir. Birkaç merkezli olan bugünkü dünya sisteminde, tekelin merkezleri anamalcı (kapitalist) ülkelerdir. Bu iki merkez, sosyalist bloÇun yıkılmasından önce de vardı. Bu merkezlerden birisi Amerika Birleşik Devletleri, diÇeri Avrupa BirliÇi’dir. Dünyada varlıklarını sürdürmek ve gelişmek durumunda olan, eski sosyalist bloÇun güçlü ülkelerinin bulunduÇu Asya ve Uzak DoÇu da üçüncü merkez olma uÇraşı içindedir. Bu Asya merkezli ülkeler de üretimlerini dünya çapında ve dünya piyasalarını göz önünde bulundurarak gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Ancak şu anda küreselleşmenin üçüncü merkezi olamamışlardır. Merkezlerin üreticileri, bütün dünyayı tek bir pazar olarak görmektedirler. Mevcut bugünkü iki merkez, küreselleşme adı altında "beş tekel” adını verdiÇimiz tekelleri ellerinde tutmaya çalışmaktadırlar. Eşit şartlara baÇlı bulunmayan rekabetçi dünyada, bu tekellerin aslında dünyanın geleceÇini tehdit ettiÇini söyleyenler de vardır. Bu “beş tekel” şunlardır: 1) Teknolojik tekel, 2) Dünya finans pazarlarının finansal denetimi, 3) DoÇal kaynakların tekelci kullanımı, 4) Medya, iletişim ve kültür tekeli, 5) Kitlesel yok etme silahları üzerindeki tekelleşme. Bu beş tekelden emperyalizm hiç vazgeçmez. Bu durum bugün vardır ama dün de vardı. Bu beş tekelden her biri başlı başına ve kendi içinde önem taşır. Bizler kültür adamları ve kültür kurumları olarak bunların içinde “medya, iletişim ve kültür tekeli” konusuna önem veriyor ve ön planda tutuyoruz. Dünyada bugün küreselleşme konusunda iki zıt görüş bulunmaktadır. Kimileri küreselleşmenin tabiatı gereÇi yıkıcı olduÇunu söylemektedir. Kimileri ise yaratıcı ve temiz bir çevre ile daha etkin bir hukuk sistemini ortaya koyabileceÇini iddia etmektedirler. Şükür ki; küreselleşme tanımı içinde bulunan halkların sınır ötesi akışı bugün şimdilik engellenmektedir. Bu iki zıt görüşten elde ettiÇimiz diÇer bir gerçek de şudur ki, küreselleşme sadece ekonomik boyutla sınırlı deÇildir. Yukarıda söylediÇim gibi bizi ilgilendiren yanı, kültürel tarafıdır. Küreselleşmenin gelişimi ve tarihî süreci nasıl olmuştur? Bu konu, aynı tanımın da olduÇu gibi tartışmalıdır. Bazı düşün adamları bu oluşumun 19. yüzyılda başlayıp 1920’lere kadar ilk aşamasını katetdiÇini iddia etmektedirler. Bazıları ise küreselleşmenin 15. yüzyılın sonlarında ortaya çıktıÇını söylemektedirler. Bize göre küreselleşme belki de tekerleÇin buluşu ile başlatılabilir. Bu bakış açısından başlarsak; ilk keşifler, ekonomik ilişkilerin ilk adımı olmuştur. 1490 yılında Batı’nın denizler ötesi keşiflere başlamasından önceki döneme I. Dönem Küreselleşme, 1890 yılında misyonerlik faaliyetlerinin ardından gelen ticaret şirketlerinin dünyaya yayılması II. Dönem Küreselleşme olarak düşünülebilinir. III. Dönem Küreselleşme ise 1890 yılından sonraki günümüze ulaşan oluşumlardır. Avrupa BirliÇinin 1951 yılında oluşumu ile küreselleşme ekonomik kimliÇinin yanında kültürel kimlik kazanma durumuna gelmiştir. “Ulus-Devlet” olmanın ön şartı; kendi kültürel deÇerleri korumak, tekelci kültüre karşı durmaktır. Küreselleşme bugün sihirli bir deynek olarak gösterilmektedir. Bu deyneÇin deÇdiÇi her yer güllük-gülistanlık olacaktır gibi düşünülmektedir. Oysa ki “ulus-devlet” olma iddiasında bulunan ülkelerin halkları, bu sihire kendilerini kaptırırlarsa; o devlet, uluslar arası emperyalizmin kucaÇındadır ve sömürülüyor demektir. Küreselleşmenin tekeline karşı uyanık olanlar ve direnenler; kendi kültürel deÇerleriyle, etnik varlıklarıyla, dilleriyle, toplumsal gelenek-görenekleriyle, etik kurallarıyla, tarihiyle, coÇrafi konumuyla “ulus-devlet” olmanın gereÇini yerine getiriyor demektir. Günümüzde küreselleşme ile birlikte bölgeselleşme de gündemdedir. Bu iki zıt olgu birbirini çaÇrıştırır. Dünya küreselleştikçe alt etnik gruplar kendi coÇrafyaları içinde, hatta parça coÇrafyalarda, bölgeselleşmeye doÇru giderler. Bölgeyi şöyle tanımlamak mümkündür: “Birim olarak bütünlük gösteren bir yeryüzü parçasının içinde yer alan kendine özgü coÇrafî, sosyal, ekonomik, siyasî, kültürel nitelikleri olan ve kendisini de küçük alt parçalara ayırabilen alanlardır. Burada bölgeselleşme ile federal ulus-devlet yapısını birbirinden ayırmak gerekir. Federal ulus-devlet, kendi kendini belirleme hakkına sahip siyasî bir oluşumdur. Ama üniter devlete, bölgesel yapı ve kendi kendine belirleme hakkı tek bir topluma tanınmıştır. O da millettir. Yalnız şu bir gerçek ki ekonomik bölgeselleşme, etnik ve kültürel bölgeselleşmeyi ön plana çıkarır. Üniter devletin yapacaÇı şey, bölgeler arasındaki ekonomik farklılıÇı ortadan kaldırmaktadır. Bu, sonuçta etnik ve kültürel farklılıÇı da ortadan kaldırabilir düşüncesindeyiz. Küreselleşmenin hızla yayılması, bölgesel etnik ve kültürel oluşumu da hızlandırmıştır. Teknolojiden, iletişimden, medyadan en çok bölgesel etnik oluşumlar yararlanmıştır. 1960 ve 1970 yıllarında özellikle alt kültür olarak konuyu incelediÇimizde, meselâ; İspanya’da Bask ve Bretor bölgelerinde olduÇu gibi azınlık dil ve kültürlerin yeniden gündeme geldiÇini görürüz. Bunlar kapitalist sistemin araçlarından faydalanarak dünyaya kendi kültür ve bakış açılarını yaymaya çalışmışlardır. Yakın dönemlerde Türk toplumuna baktıÇımızda bu yararlanmanın bazı bölge insanları için nasıl önem kazandıÇını görebiliriz. Azerbaycan’daki DaÇıstan halkları içinde Lezgiler bulunuyor. Azerbaycan’daki Lezgi nüfusu 171.000’dir. Lezgiler, DaÇıstan sınırına yakın yerlerde yaşarlar. Bunlar müstakil bir “Lezgi Devleti” kurmak için yakın geçmişte bir takım girişimde bulunmuşlardır. Bu kadar az bir nüfusa sahip olan Lezgilerin nasıl ayrı bir devlet olmak istediklerine tanık olmaktayız. Pek haklı olarak, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Mary Robinson; Stocholm’da düzenlenen ve 40 ülkeden 450 temsilcinin katıldıÇı “Uluslar Arası Hoşgörüsüzlük, Yahudi DüşmanlıÇı ve Irkçılık Formu”nun açılışında yaptıÇı konuşmada; kin ve önyargı mesajlarının yayımlandıÇı internetin bazılarının elinde ırkçılık silâhına dönüştüÇünü ifade etmiştir. Mary Robinson; küreselleşmenin de ırkçılıÇın yayılmasına katkıda bulunacak sonuçlar doÇurduÇunu söylemiştir. Küreselleşmenin yol açtıÇı bölgeselleşme, ekonomik veya kültürel bazda ayrımcı hareketlere de yol açmaktadır. Tüm alt gruplar; üniter devlet için de kendi alanlarını isteyen, burada üniter yapı içinde yaşamayı düşünen gruplar deÇildir, giderek ayrılıkçı hareketleri savunabilirler ve bunun mücadelesine girerler. Bunun örneÇini İspanya’da Bask bölgesinde gördüÇümüz gibi, Türkiye’de de yaşamaktayız. Avrupa BirliÇi, 1951 yılında kurulduÇundan bu yana, bu uluslar arası kuruluşa üye ülkeler yetkilerinin bir bölümünü bu üst kuruluşa ve kendi toprakları içindeki bölgesel kuruluşlara devretmişlerdir. Bizim gibi uniter devlet yapısında bulunan “ulus-devlet” olduÇunu iddia eden ülkelerde sıkıntı büyük olmuştur. Hukuk sisteminde, idarî yapıda yenilenme olmazsa olmaz hale gelmiştir. Yere göre sıÇdıramadıÇımız “küreselleşme”, Türk toplumu için henüz anlaşılmayan ve sonuçlarını göremediÇimiz bir kavram olarak ortada bulunmaktadır. BilindiÇi gibi ulus-devlet kavramı Avrupa kıtasından doÇmuştur. Şimdi onlar uniter yapılarını bozmadan Avrupalı üst kimliÇine sahip olmuşlardır. Alt kimlikleri ise mensup oldukları ülkenin ulus kimliÇidir. Biz ise ulus-devlet kavramı içinde Türk kimliÇini üst kimlik olarak halkımızın bir bölümüne kabul dahi ettirememişiz. Sıkıntı alt kimliklerin ön plana çıkarılmış olması sorunudur. Türk topraklarında derlenen halk kültürüne ait her ürün, Türk kültürüne aittir. Bunu böyle bilmekle beraber, küreselleşmenin ve bölgeselleşmenin olumsuz etkilerini göz ardı edemeyiz. Şu unutulmamalıdır ki, 1980’li yıllarda hız kazanan 1990’lı yıllarda “yeniden yapılanma, yeni dünya düzeni, serbest piyasa, pazarın egemenliÇi, bilgi toplumu” gibi deyimlerle belirlenen küreselleşme olgusu, özellikle Türk devlet yapısını sarsmakta, milletimizin halk kültürünü derinden etkilemektedir. Bu etkilenmeler belki de en belirgin yansımasını dilde bulmaktadır. Dünya deÇişiminin gücü, dünya dili olarak İngilizce’ye gittikçe artan bir gerçeklik kazandırmaktadır. Türk dili ise, küreselleşme içerisinde bölgesel bir önemsizliÇe doÇru itilmektedir. Bölgeselleşme ise, topraklarımız üzerinde yaşayan bazı grupların mahallî yapıdaki lehçelerini öne çıkartmaktadır. Bu Türk halk kültürü ve millî dil açısından son derece olumsuz bir gelişmedir. Sonuç olarak; millî olanı, tekelci zihniyetlerin dayatma kültüründen ayırt eden bir devlet, ancak hayatta kalabilir. Bu da her haliyle millî kimliÇimizi taşıyan halk kültürüne ve dilimize sahip çıkılmasıyla, bir an önce derlenip-toparlanıp millî karakter ve kimlik haline getirilmesiyle mümkün olabilir. Şurası unutulmamalıdır ki; uluslararası sermayenin milliyeti ve dili yoktur. Vahşi kapitalizmin küreselleşme senaryosu ortadadır. Emperyalizmin birkaç merkezli aÇababaları; kendi “millî hedefleri”ne “önceliklerini” dünyanın bizim gibi ortada kalmış milletlerine dayanmakta ve “eşitsizlikte” eşitlik kaftanı biçmektedirler. Atatürk’ün kurduÇu bir “ulus-devlet” olan Türkiye Cumhuriyeti’nde toprak bütünlüÇümüz ve millî kimliÇimiz içinde, küreselleşmenin erdemlerinden söz ederken uzun süre düşünülmektedir. KÜRESELLEŞME VE KÜLTÜREL FARKLILIKLAR ÇERÇEVESİNDE ULUSAL KÜLTÜR Küreselleşme ya da yabancı terminoloji ile "globalleşme", biri siyasal, biri ekonomik, biri de kültürel olarak üç boyutu olan bir kavramdır. Küreselleşmenin siyasal ayaÇı, Amerika Birleşik Devletleri'nin siyasal egemenliÇi ya da dünya üzerindeki siyasal jandarmalıÇı anlamına gelmektedir. Bu durum, bir anlamda Sovyetler BirliÇi'nin daÇılmasından sonra, dünyanın tek kutuplu hale gelmesini de belirtmektedir. Küreselleşmenin ekonomik ayaÇı, uluslararası sermayenin egemenliÇine işaret etmektedir. Bu egemenlik bütün ülkeleri, örneÇin Birleşik Amerika'yı da aşan bir biçimde gelişmiştir. Kendi mantıÇı içinde, sermaye ve onun simgesi olan marka bazında dünyayı, tüketiciyi ve tüm insanları yönlendirmektedir. Ekonomik olarak uluslararası sermayenin egemenliÇi bir yandan günlük yaşam açısından dünyayı "birörnekleştirirken" öte yandan, ekonomik verimliliÇin, yani üretim verimliliÇinin, dünya ekonomisindeki en belirleyici ölçüt olarak ortaya çıkmasına yol açmıştır. Böylece, gittikçe bütünleşen dünya ekonomisindeki rekabetin belirleyici sonucu, üretim verimliliÇi kavramına baÇlanmıştır. Mikromilliyetçilik Küreselleşmenin kültürel ayaÇı, birbirinden farklı, hatta biri ötekine zıt iki ayrı sonuca işaret eder. Birinci sonuç "mikromilliyetçilik" biçiminde ortaya çıkmıştır. Son örneÇini Yugoslavya olayında gördüÇümüz, "mikromilliyetçilik" akımları, ulusal devleti aşan ve onu daha küçük parçalar halinde algılayan bir yapıya sahiptir. Küreselleşme, en küçük bir kültürel farklılıÇı bile vurgulayarak, elektronik medya aracılıÇı ile bunu tüm dünya kamuoyunun dikkatine sunan, ayrıca siyasal açıdan, kültürel farklılıkların korunması ilkesini demokratik hak ve özgürlükler alanının ayrılmaz bir parçası olarak gören bir anlayışı yaygınlaştırmaktadır. Küreselleşmenin kültürel ayaÇının ikinci sonucu, özellikle tüketici davranışını etkileyerek, dünya çapında kültürel birörnekliÇin önünü açmış olmasıdır. Küreselleşme olgusunun özellikle ekonomik ayaÇı, yani uluslararası sermayenin egemenliÇi, bir yandan "marka cazibesi", öte yandan günlük tüketim alışkanlıklarının denetlenmesi yoluyla, tüm dünyayı benzer davranış kalıpları içine sokmaya yani tek boyutlu bir kültürel kimliÇe sahip olmaya doÇru zorlamaktadır. Küreselleşme bir süreç, bir olgudur. İyiliÇi ya da kötülüÇü belki tartışılabilir ama, kaçınılmazlıÇı ortadadır. Bu çerçevede, bütün dünyayı etkileyen bu oluşumun sonuçlarını iyi kestirmek ve ona göre davranmak çaÇdaşlıÇın ve güncelliÇin bir gerekliliÇi olarak ortaya çıkmaktadır. Çokkültürlülük Bir toplumu oluşturan bireylerin ve grupların dil, din, ırk, tarih, coÇrafya açısından farklı kökenlerden gelmesine dayanan çokkültürlülük, tek bir siyasal birim halinde ve ortak sınırlar içinde yaşayan toplumlarda söz konusudur. Bu farklılıklar kimi zaman, çöken Sovyetler BirliÇi'nde ya da bugünkü Amerika Birleşik Devletleri'nde olduÇu gibi, deÇişik milletlere mensup insanların bir arada yaşaması biçiminde de görülebilir. Bu iki ülkedeki deneyimler, aslında çokkültürlülük kavramının siyasal sonuçları açısından da oldukça öÇretici olmuştur. Toplumdaki çokkültürlülük olayını, bireysel özgürlükler bazında genel toplumsal ve siyasal yapının bir parçası olarak algılayan ABD oldukça başarılı bir uygulama ile, hem siyasal kimliÇini hem de özgürlükleri koruyan bir çizgi izlemiştir. Buna karşılık Sovyetler BirliÇi, bireysel özgürlükleri hemen hemen yok sayarak giriştiÇi deneyim çerçevesinde, sistemin karşılaştıÇı başka tür zorlukların sonunda, daÇılıp gitmiştir. Sovyetler BirliÇi ve Yugoslavya deneyimleri bize, bireysel özgürlüklerin güvencede olmadıÇı sistemlerde farklı kültürel kimliklerin korunmasının ve geliştirilmesinin ister üniter ister federal devlet yapıları çerçevesinde olsun, olanaklı olmadıÇını göstermiştir. Bireysel özgürlüklerin güvence altına alınarak, "anayasal bir vatandaşlık baÇı" çerçevesinde geliştirilemediÇi siyasal varlıklar, bütünlüklerini koruyamamaktadır.
__________________ ~~ вℓα¢к яσѕє ~~ |
| | |
| Sponsored Links |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Osmanlı'da Ev Kültürü | Rosita | Türk Kültürü | 0 | 08-26-2007 17:46 |
| TÜrk KÜltÜrÜ Ve Temellerİ | mRv | Türk Kültürü | 1 | 02-25-2007 10:12 |
| Popüler Kitaplar | FeLiX | Kitap Arsivi ve Elestirileri | 0 | 01-09-2007 21:20 |
| Klavye.com da Yenimisiniz? | Yardıma mı ihtiyacınız var ? |