![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Klavye Link | Arama | Bugünki Mesajlar | Okundu Kabul Et |
| Etiketler: ataturk |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Yine Yeni Yeniden :) ![]() Üyelik tarihi: May 2005 Nerden: MaviLerin Icınden :) Yaş: 23
Mesajlar: 4,678
Ruh Hali: Teşekkürler: 169
123 Mesaja 173 Teşekkür edildi
| Atatürk ve Sanat Atatürk ve Sanat Genç Mustafa Kemal Samsun'a çıktıÇında ve Kurtuluş Savaşı için başlama gongunu çaldıÇında ne arkasında donanımlı, tam teçhizatlı bir ordu, ne bir büyük rütbe, ne bir dini sıfat, ne de tonlarca külçe altın vardı. O yalnız bu büyük manevrayı beraber örgütleyeceÇi halkına güveniyordu. Onlarla beraber adım adım, tırnaklarıyla topraÇı kazarak, tarihin akış yataÇını deÇiştireceÇi unutulmaz hamleleri hazırlayacaktı. Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919'dan Cumhuriyet’in ilan edildiÇi 29 Ekim 1923 tarihine kadar geçen o kısa sürede halkıyla beraber yükseldi ve onlarla birlikte tarih yarattı. Cumhuriyet’in kurulması yolunda seve seve canını veren bu isimsiz kahramanlar halkın ta kendisiydi. Cumhuriyet’in temel harcını koyan bu insanlarla Mustafa Kemal arasında oluşan bu güven ve dayanışma paha biçilmez bir zenginlikti. Belki bu yüzden de Ulu Önder dünyada başka hiçbir devrimcinin girişemeyeceÇi boyutta deÇişimleri inanılmaz kısa sürede yaşama geçirmeyi başardı. Kıyafet Devrimi, Harf Devrimi, Medeni Kanun, Anayasa bu inanılmaz atılımın ilk akla gelen öÇeleri oldu. Zaten Mustafa Kemal her kararını, her eylemini, her devrimini de kurduÇu mecliste halkın temsilcileriyle tartışarak, oylayarak, demokratik olarak kabul ettirerek gerçekleştirdi. 2. Cumhuriyetçilerin iddia ettiÇi gibi hiçbir atılım tepeden inme ve zorlamayla olmadı. “Fuad, eÇer matematiÇin üzerinde durduÇum kadar şiir ve resmin üzerinde dursaydım, Harbiye'de dört duvar arasında kapanıp kalmazdım. Mehtaplı gecede okuldan kaçıp buraya gelir ve şiir yazardım. Sabahleyin ortalık aydınlanır aydınlanmaz da resim yapmaya başlardım” Lord Kinross'un kitabından yaptıÇımız bu alıntı, Mustafa Kemal'in her şeyden önce bir birey olarak sanata ne kadar yakın durduÇunu bize en iyi anlatan verilerden biridir. M. Kemal içinden çıktıÇı Osmanlı İmparatorluÇu'nun düşüş nedenleri arasında kültürel temele dayalı olanları çok iyi görmüştür. “600 yıllık Osmanlı döneminin son 300 yılı yenilgi ve çöküntülerle geçmiştir. Osmanlı İmparatorluÇu'nun 600 yıl boyunca egemenlik kurması hep onun büyük örgütlenme gücünde ve hukuk düzeninde görülür. Ama Osmanlı'nın o görkemli fütuhat döneminde Avrupa'nın ortaçaÇ düşüncesi içinde olduÇu, yani Osmanlı karşısında güçsüz kaldıÇı düşünülmez; Rönesans'la birlikte Avrupa uyanıp bilim, sanat ve teknik alanda büyük ilerleme yaparak güçlenince, ona ayak uyduramayan Osmanlı Devleti'nde de yenilgi ve çöküntüler başladıÇı nedense görülmez. Avrupa'da bilimsel düşünüş daha önce başlamış olsaydı, o ‘mükemmel teşkilat’ işe yarar mıydı acaba? Avrupa'nın teokrasi içinde olması yüzünden bilimsel düşünüşü gerçekleştirememesi ve bilimin gelişmemiş olması Osmanlı fütuhatlarına karşı durmasını engelleyip geciktiriyordu. Ancak yeniden doÇuşla birlikte uyanan Avrupa, bilimsel kültürel gelişmesiyle Osmanlı egemenliÇini kırabilmiştir”.[1] M. Kemal her şeyden önce büyük bir asker, devlet adamı, diplomat olmanın ötesinde, büyük bir kültür devrimcisi ve gerçek medeni bir ‘rafine sanatsever’, mükemmelliyete erişmiş bir ‘Aydınlanma Dehası’dır. Hayatının her noktası ve vücudunun her zerresiyle Atatürk ömrü boyunca her fırsatta sanata ve sanatçıya yakınlıÇını en açık şekilde ortaya koymuştur. 1919'da Ankara'da yerleştiÇi baÇ köşkünün oturma odasında Molteke'nin alçıdan bir büstü ve Bonaparte'ın aynı büyüklükte yarım bir heykeli vardır. Kendisi cephede bile her fırsatta Alphonse Daudet, Rousseau ve Tevfik Fikret gibi birçok Türk ve yabancı yazarı okuyacak kadar kendini edebiyatla ve kitaplarla geliştirmeye açık tutmuştur. Ayrıca, hangi zor şartlar içinde yaşarsa yaşasın, Mustafa Kemal daima bulunduÇu ortamın en şık giyinen insanı olmuştur. Adeta bir moda tasarımcısı veya bir karizmatik manken gibi iddialı ve temiz giysilerini taşır. [2] Sürekli olarak kütüphanesi ve ansiklopedileri, dil kitapları ile kendini geliştirmesi, dansı ve güzel içkileri, sohbeti sevmesi onu bir yaşam artisti haline getirmektedir. Paris, Berlin, Viyana ve Sofia'da bulunmuş olmak, ileri uygar toplumların yaşayış stilini yakından görmek, Mustafa Kemal'de büyük bir imrenmeyle beraber, bu toplumların seviyesini Türkiye'de aşma arzusu yaratmıştır. Dolayısıyla Alman şehirci Jantsen'i getirterek Ankara'ya çaÇdaş bir görünüm veren M. Kemal, ayrıca daha Cumhuriyet’in ilanından bile önce, 1 Mart 1923'de bu konuda hedeflerini ortaya koymuştur: “Vatanın önemli merkezlerinde modern kitaplıklar, konservatuvarlar, müzeler, güzel sanatlar sergileri kurmak, bütün ülkeyi basımevleri ile donatmak”. Bu önemli karar lafta kalmadı ve uygulamaya hemen geçildi. Sonucunda da 1923'de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi kuruldu, bunu Antalya, Bursa ve Edirne Arkeoloji müzeleri izledi. 1 Nisan 1924, Topkapı Sarayı eşyaları ile müzeye çevrildi. 24 Kasım 1934'de Ayasofya, 1925'de Eski Şark Eserleri Müzesi, 1926'da Konya Mevlana, Tokat, Amasra ve Sinop Müzeleri, 1927'de İslam Eserleri Müzesi, İzmir, Sivas, 1929'da Kayseri, 1931'de Afyon Müzesi, 1934'de Efes, Diyarbakır, 1935'de Manisa, Silifke, Isparta, 1937'de Dolmabahçe Sarayı'nın bir bölümü Resim ve Heykel Müzesi olarak düzenlendi. Oldukça tutucu bir yapıda olan o günkü toplum yapısını çaÇdaşlaştırmaya gayret ettiÇi günlerde, ilk meclisinde bir hoca mebus “Bu asri kelimesi ne demektir?” diye sorunca, reis yerinde bulunan Mustafa Kemal “Adam olmak demektir hocam, adam olmak” der. Birçok ressamla tanışmış, onlarla yakın dostluklar kurmuştur. “Büyük Sanatçı” olarak nitelediÇi İbrahim Çallı'yı defalarca sofrasına davet etmiştir. Mihri Müşfik hanım ise, en sevdiÇi portresini yapan ressamdır. M. Kemal sanatçının neyi nasıl yapması veya yapmaması konusunda hiçbir baskı veya tavır koymaz. Onun kafasındaki sanatçı, tabii ki dokunulmazlıÇı olan ve her şeyden önce özgür olan bir yapıdadır. Bir istisna anektodu ise şudur: Bir Yunanlı'nın göÇsüne süngüsünü saplayan Mehmetçik'i betimleyen bir tablonun kendisine gönderilmesi üzerine “Kapatın ve kaldırın şunu… Ne iÇrenç bir manzara, gönderenin şaşarım aklı perişanına” diye tepki gösterir. O bir sanat eserinin bile uluslararası dostluklara ve barış kavramına karşı gelmesine müsamaha gösteremeyecek kadar temiz ve tutarlı bir çizgide kalacaktır. Cumhuriyet’in 10. Yılı’nda Anadolu'ya “Yurt Gezileri” adı altında ressamlar gönderilir. Yapılan resimler, Ulus'ta 1947 yılında yanan Eski Maarif Vekaleti binasının çatı katında “Türk İnkılap Sergisi” adı altında sergilenir. Açılışı bizzat kendi yapar. Saatlerce sergide kalır. Tüm resimleri dikkatle inceler. Sergide Çallı İbrahim de vardır. O'na “Efe hiç böyle örtü üzerine oturur mu” ya da “Nerede bu üçünün (efelerin) atları?” gibi sorular yöneltir. Aslında sanatçıların işlerine hiç karışmaz.[3] Amaç, onların şevkle çalışmasıdır. Sergilerdeki yapıtların alınması için çevresine önerilerde bulunur. O'nun yarattıÇı yeni Ankara, sanatçıların uÇraÇı olur ve sonunda 1929'lardan bu yana bu yeni bozkır kentine yerleşmeye başlarlar.[4] Atölyelerin harıl harıl çalıştıÇı görülür. Yabancı heykelciler de çaÇrılır.[5] Yarışmalar düzenlenir. Binalara sanat yapıtları girmeye başlar. Cadde ve meydanların heykellerle donandıÇı görülür. Sanat sergileri başkentte birbirini izler. Bütçesi 198 milyon iken, 1927'de 4. Ankara Sergisi'nde “Maarif Vekaleti”nin aldıÇı 34 tablo karşılıÇı 2300 TL. ödenmiştir. Bugünkü bütçeyle oranlarsak 2 trilyon eder. Ülke, savaştan çıkalı henüz 5 yıl olmuştur.[6] Bunu günümüzün sanata ve sanatçıya tek kuruşluk bir katkı yapmaktan kaçmak için olmadık kılıflara bürünen çaÇdaş (!) devlet anlayışı ile Büyük Önder'in tavrını kıyaslayabilir misiniz? Atatürk'ün özel ilgi alanlarından birisi de arkeoloji olmuştur. Türk kültür varlıklarının kazılarla gün ışıÇına çıkarılması, korunup sergilenmesine, tarih için bir belge olarak kullanılmasına büyük önem vermiştir.[7] Alacahöyük, Eti Yokuşu gibi kazılara bizzat katılmış, tiyatro, müzik, Karagöz, halkoyunları gibi güzel sanatların bütün alanlarıyla yakından ilgilenmiştir. Tiyatroya ve sinemaya verdiÇi önem de son nefesini verdiÇi yıla kadar hep gündeminde kalmıştır. Muhsin ErtuÇrul, Bedia Muvahhit gibi isimlerin birçok oyununu takip eden Atatürk, sinemanın da parlak geleceÇini keskin zekasıyla en başında tespit etmiştir: “Sinema, dünyanın en uzak köşelerinde oturan insanların birbirlerini tanımalarını, sevmelerini temin edecektir. Sinema, insanlar arasındaki görüş ve düşünüş farklarını silecek; insanlık idealinin tahakkukuna en büyük yardımı yapacaktır. Sinemaya layık olduÇu ehemmiyeti vermeliyiz…” Cumhuriyet’in kurulduÇu yıl, 1923'de Bursa'da yaptıÇı bir konuşmada, kelimelerin üstüne basa basa heykelin ülkenin sanatla olan ilişkisindeki yerini vurgulamış, dinimizin canlı tasvir yapmaya ve heykel dikmeye karşı olduÇunu öne sürenlerin yanılgı içinde bulunduÇunu vurgulamıştır: “Dünyada medeni, ileri ve olgun olmak isteyen herhangi bir ulus, mutlaka heykel yapacak ve heykeltraş yetiştirecektir. Anıtların şuraya buraya tarihi anılar olarak dikilmesinin dine aykırı olduÇunu iddia edenler, din hükümlerini gerektiÇi gibi araştırıp incelememiş olanlardır. Bir ulus ki resim yapmaz, bir ulus ki heykel yapmaz, fennin gerektirdiÇi şeyleri yapmaz, itiraf etmeli o ulusun ilerleme yolunda yeri yoktur. Halbuki ulusumuz, gerçek araçlarıyla ve ileri olmaya layıktır ve olacaktır” tezini büyük bir ustalık ve ciddiyetle ortaya koyan Atatürk, fikir hareketlerini sistemleştirmiş ve sanatı başlıca görevleri arasına almıştır. 3 Mart 1924'de çıkarılan üç yasayla (HalifeliÇin kaldırılması, Din işleri ve Evkaf BaşkanlıÇı'nın kaldırılması, EÇitim ve ÖÇretim BirliÇi) ulusun önünü açan M. Kemal'in girişimleriyle, 1931'de Türk Tarih Kurumu, 1932'de Türk Dil Kurumu kuruldu. Üniversite reformu 1933'da yapıldıktan sonra 1936'da Dil Tarih CoÇrafya Fakültesi ve Devlet Konservatuvarı da hayata geçebildiler. Bu 1924 tarihli üçlü yasanın en önemlisi “Tevhid-i Tedrisat” yani “öÇretmi birleştirme” yasasıydı. Mustafa Kemal eÇitim için “EÇitimdir ki bu ulusu ya özgür, baÇımsız, ünlü ve yüce bir toplum olarak yaşatır, ya da tutsaklıÇa sürükler” demişti. Özellikle Hasan Âli Yücel'in bakanlıÇı döneminde eÇitimde birçok hamle yapıldı. 17 Nisan 1940'da Köy Enstitüleri Yasası devreye girdi. Ülke, 21 eÇitim bölgesine ayrıldı ve biner öÇrencilik yatakhaneli, eÇitim, kültür ve sporu ön plana çıkaran aydınlık siteleri kurulmuş oldu. Köy Enstitüleri ve Halkevleri genç Cumhuriyet’in yüz akı oldular. Edebiyat, resim, folklor, el işleri ve her türlü sanatsal faaliyet yurdun her noktasından başlayarak vatandaşların buluşup beraberce kendilerini geliştirebildikleri kültürel kozalar haline geldi. Şayet Köy Enstitüleri ve Halkevleri büyüyerek varlıklarını sürdürebilselerdi bugün çaÇdaş sanat, jazz, klasik müzik, dünya edebiyatı gibi konular herhalde 3-5 milyonun deÇil, 30-40 milyonun ilgi alanı içine girerdi. Türkiye'nin yetiştirdiÇi dünyaca ünlü sanatçı sayısı çok daha fazla olurdu. Ve toplum bugün olduÇu gibi medyanın dayattıÇı yoz bir kültür anlayışına esir düşmezdi. İstememesine karşın kendi heykellerinin dikilmesine izin vermesi, heykel ve resim yapmanın günah olduÇu düşüncesindeki bir toplumun yaşamına sanatı sokma amaçlarından biri olarak deÇerlendirilmelidir.[8] O tutucu ortamda meydanlara anıt diktirebilmenin anlamını, heykellerin kırıldıÇı ve kaldırıldıÇı, sanatın içine tükürenlerin ülkeyi idare eder duruma geçtiÇi bugünkü ortamda daha iyi kavrayabiliyoruz. Ne de olsa sonuçta sanatla ilgili en meşhur sözleri, “Efendiler, herkes mebus olabilir, başvekil olabilir ve hatta reisicumhur olabilir ama sanatkar olamaz, sanatkar el öpmez, eli öpülür” “Sanatkar, cemiyette uzun ceht ve gayretlerden sonra alnında ışıÇı ilk hissedendir” ve “Sanattan uzaklaşmış bir toplumun en önemli hayat damarlarından biri kopmuştur” gibi iddialı olanlardır. TutuculuÇu yenmek için kendi karizmatik görüntüsünü “kullanıma açmaya” izin verecekse, bu fazlasıyla deÇer ve “amacına hizmet eden” bir ödündür! Umalım ki 21. yüzyıldan itibaren bu ülke, artık geçen yüzyılda başaramadıklarının acısını içinde taşıyarak sanata hizmet etmeyi gerçek anlamda içinde hissederek sorumluluk alan yeni devlet adamlarıyla tanışsın. Yine umalım ki, sahte demokrasi yorumlarıyla Mustafa Kemal'e sinsi düşmanlıklar planlayan kimi medyatik yazarlar çizerler de bugün sanat ve yazın alanında kullandıkları tüm özgürlükleri büyük öndere borçlu olduklarını anlasınlar ve şer odaklarının küçük maşaları olmaktan vazgeçsinler.
__________________ ~~ вℓα¢к яσѕє ~~ |
| | |
| Sponsored Links |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sanat mı, ahlaksızlık mı? | Haberci | Son Dakika Haberleri | 0 | 09-05-2007 18:40 |
| Çikolatadan Sanat | PaMuK | Ekran Görüntüleri / Resimleriniz (Screen Shots) | 5 | 08-08-2007 18:08 |
| Sanat Felsefesi | Rosita | Kültür Sanat Etkinlikleri... | 0 | 07-17-2007 20:11 |
| Sanat Akımları | Rosita | Kültür Sanat Etkinlikleri... | 0 | 07-17-2007 20:10 |
| Sürrealist Sanat | funda | Ekran Görüntüleri / Resimleriniz (Screen Shots) | 1 | 02-02-2007 08:57 |
| Klavye.com da Yenimisiniz? | Yardıma mı ihtiyacınız var ? |