![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Klavye Link | Arama | Bugünki Mesajlar | Okundu Kabul Et |
| Tiyatro Bölümü Türk ve Dünya Tiyatrosu Uzerine Güncel Haberler, Yazarlar, Kulis, "Duyurular", Festivaller, Ödüller, Oyun Eleştirileri, Sahne İnsanları, Tiyatro Eğitimi, "Tiyatro Kitaplığı", Tiyatro Teknii, Tiyatroda Efekt, Tiyatro Terimleri ,İnceleme, Tezler ve Koservatuarlar. |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Klavye Üye ![]() Üyelik tarihi: Sep 2007 Nerden: ?stanbul Yaş: 20
Mesajlar: 246
Ruh Hali: Teşekkürler: 10
24 Mesaja 44 Teşekkür edildi
| Gölge ve Orta Oyunu Gölge ve Orta Oyunu Gölge oyununun ilkin nerden çıkmış olabileceÇi konusunda iki ana görüş vardır, birinciye göre gölge oyunu ilk olarak Asya'dan çıkıp Batı'ya doÇru yönelmiş ve yayılmıştır. İkinciye göre ise Batı'dan DoÇu'ya ve Asya'ya geçmiştir. Asya'nın çok zengin bir gölge oyunu geleneÇi olduÇuna göre ister Hindistan'dan, ister Cava'dan isterse Çin'den çıkmış olsun, gölge oyununun Asya'dan Batı'ya yayıldıÇı görüşü daha güçlüdür. (Metin And, Dünyada ve Bizde Gölge Oyunu, Ankara 1977 ) İslam ülkelerinde görülen gölge oyununun Cava'dan gelebileceÇini kabul edebiliriz. 1300 ile 1750 yılları arasında, Malaya ve Bali dışında Endonezya İslamlıÇı kabul etmişti. Bundan önce de Arap gezginlerinin Kızıldeniz, Çin kıyılarında dolaştıkları, GüneydoÇu Asya kıyılarında küçük yerleşmeler olduÇunu biliyoruz. VII. Ve X. yüzyıllarda Arap tacir ve gezginleri İslamlıÇı buraların yerlilerine kabule zorlamamışlardı. İslamlık daha çok Hintliler yoluyla gelmişti. Bu bakımdan, İslamlık etkisinden önce Arapların bu bölge ile tanışıklıÇı bulunduÇuna göre, bu deÇinmeden önce Arapların Cava gölge oyununu da öÇrenmişlerdir. (Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, İstanbul 1985 ) DoÇu ülkelerine özgü bir sanat olduÇu anlaşılan gölge oyununun ilk Çin'de çıktıÇı söylenir. Söylentiye göre, İmparator Wu (hük. M.Ö 140 - 87 ) çok sevdiÇi karısının ölümü üzerine derin bir üzüntüye kapılır; Şav - Wöng adlı bir Çinli imparatorun üzüntüsünü hafifletmek için, ölen kadının hayalini bir perde arkasından gösterebileceÇini söyler; sarayın bir odasına gerdiÇi bir perdenin üzerine karısına benzeyen bir kadının gölgesini düşürür ve bu gölgeyi ölen kadının hayali olarak imparatora sunar. (M.Ö 121) Bir başka söylenti ise gölge oyununun IV. Yüzyılda Hint'ten çıktıÇını, V. Yüzyılda ise Cava'ya geçtiÇini söyler. Cava'da Wayang adı verilen ve gerek şekilleri, gerek konuları bugüne deÇin korunan bu oyunlarda Hint efsanelerinin etkisi açıkça görülmektedir. Cava edebiyatında, evren bir Wang sahnesine, insanlar ve doÇa da Wayang tasvirlerine benzetilmiştir. İslam dünyasında bu oyuna hayal -el -zıll ( gölge hayali), zıll -el -hayal (hayal gölgesi), hayal -el -sitare (perde hayali) vb. adları verilmiştir. İslam dünyasında çeşitli kelamcı ve tasavvufçuların eserlerinde hayal sahnesi evrene, insanlar ve tüm varlıklar, perdedeki geçici hayallere benzetilmiş, oyundaki hayaller nasıl perde arkasındaki görülmeyen bir sanatçı tarafından oynatılıyorsa, evrendeki varlıkların da görünmeyen bir yaratıcı tarafından hareket ettirildiÇi anlatılmıştır. (Cevdet Kudret, Karagöz, Ankara 1968 ) Ayrıca İbni Batuta 1345'te Cava'ya uÇramış ve Cava gölge oyununu bir çok bakımlardan Arap ve Türk gölge oyununa benzetmiştir. Her ikisinde de beyaz bir perde vardır, oynatanla perde arasına yaÇ kandili konulur. Görüntüler deridendir; Cava kuklasında, kuklalara destek olarak muz dallarından "Gedeborg pisang", bizdeki Hayal aÇacı denen çatal desteklere benzer; tıpkı Karagöz'deki göstermelikler gibi perdenin ortasına yaprak biçiminde bir görüntü konulur. Bunun adı "Gunungan"dır; bu toprak, deniz, hayvan gibi evreni canlandırır;oyundaki görevi bakımından da bizim göstermeliklere benzer. Oyunun başladıÇına işaret olduÇu gibi, kimi zaman dekor yerine de geçmektedir. Gene aynı oyunlarda oynatıcı Dalang, Karagöz'de olduÇu gibi, alışılmış basmakalıp sözleri müzikle söyler; Allah'a bir yakarış vardır. Bunda belirli bir Arap etkisi görülür. Bunu Karagöz muhaveresi gibi bir söyleşme izler, her iki gölge oyununda da görüntüler yandandır.Yalnız Wayang Kedek'te kadın görüntüleri öndendir. (Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, İstanbul 1985 ) Gölge oyununun Türkiye'ye nerden,nasıl ve ne zaman girdiÇine gelince, Birçok yazar ve incelemecinin daha sonra çürütülen görüşlerine bakılırsa, gölge oyunu Türkiye'ye Ortaasya'dan İran yoluyla gelmiştir. Ve XVI yüzyıldan çok öncedir. Kimi de Evliya Çelebi'deki hiçbir temeli olmayan söylentiye kanarak bunu Selçuklu çaÇına uzatmaktadır.Bu incelemecileri yanıltan herşeyden önce "hayal" sözcüÇü olmuştur. Orta Asya'daki ipli kukla türü olan "Çadır Hayal"i gölge oyunu sanmışlar, XVI yüzyıldan önce eski metinlerde sık sık rastlanan ve kukla anlamında kullanılan "hayal" sözcüÇünün gölge oyununa bir anıştırma olduÇunu sanmışlardır. (Metin And, 100 Soruda Türk Tiyatrosu Tarihi, İstanbul 1970 ) XVI. yüzyılda Mısır'dan gelmiş olduÇu üzerine kesin bir kanıt vardır. İlk kez profesör Jacob'un ilgimizi çektiÇi bu kanıt, Arap talihçisi Mehmed bin Ahmed bin İlyas-ül Hanefi'nin "Bedayi-üz-zuhür fi vekaayi-üd-dühur adlı Mısır tarihindedir. Bu eserin birkaç yerinde gölge oyunuyla ilintili yerler vardır. Mesela; Sultan Melik-ün Nasirüddin Muhammed'in gölge oyuncusu Ebul-Şer'in gösterisiyle eÇlendiÇi belirtilmektedir. Bir başka yerde de, yalnız Ramazan'da olmayıp bütün yıl boyunca oynatılan gölge oyununun 9 Zilhicce 924'te yasak edildiÇi bildirilmiş, bunun gerekçesi olarak Osmanlı askerlerinin bu temsillerden dönen seyircileri soydukları, aralarındaki kız ve erkek çocuklarını kaçırdıkları gösterilmiştir.Bu kaynaÇın konumuzla ilintili yerine gelince, 1571'de Mısır'ı ele geçiren Yavuz Sultan Selim,Memluk Sultanı II. Tumanbay'ı 15 Nisan 1517'de astırmıştı. Cize'de, Nil üzerinde,Roda Adası'ndaki sarayda bir gölge oyuncusu, Tumanbay'ın Züveyle kapısında asılışını ve iki ipin,iki kez kopuşunu canlandırmış,sultan bu gösteriyi çok beÇenmiş, oyuncuya 80altın ve işlemeli kaftan armaÇan ettikten sonra "İstanbul'a dönerken sen de bizimle gel, bu oyunu oÇlum da görsün,eÇlensin" demiştir. Bunu destekleyen başka kanıtlara geçmeden önce Mısır'daki gölge oyununun XVI. yüzıldaki Türk Gölge Oyunuyla ortak noktalarının bulunup bulunmadıÇını görelim. Mısır'da XI.,XII. Ve XII. yüzyıllarda gölge oyunu bulunduÇunu biliyoruz. XIII. yüzyıldan Mehmed bin Danyal bin Yusuf'un yazdıÇı manzum ve uyaklı nesirle üç gölge oyunu metni bulunmaktadır. Bunlardan birisinin adı Tayf-ül-hayal'dir. Başı tıpkı Karagöz'de olduÇu gibi şarkı,seyircilere teşekkür,Tanrı'ya yakarış ve hükümdar için dua bölümlerini içine alır. Oyunun konusu Şinasi'nin "Şair Evlenmesi"ni çaÇrıştırdıÇı gibi, Karagöz daÇarcıÇının çok tanınmış oyunlarından "Büyük Evlenme"ye de yakınlıÇı vardır.Oyunun baş kişileri Garib ile Acib'dir.Garib kurnaz, yoksul! Acib ise Allah'a şarabı yarattıÇı için dua eden, dilencileri isteklendiren bir sözendir. Bunlar tıpkı Karagöz ve Hacivat gibi karşıt kişilerdir. Mısır gölge oyununda belirli kalıplaşmış kişilere, tiplere pek rastlanmaz. Nitekim XVI. yüzyılda Karagöz ve Hacivat'ın adını duymayız. Böylece, Mısır'dan alınmış olan bu yeni oyuna zamanla Türk yaratıcılıÇı katılmış; çok renkli, hareketli, özgün bir biçim verilmiş, kesin biçimini aldıktan sonra da Osmanlı İmparatorluÇu'nun etki alanı ve çevresinde yayılmıştır. Böylece "Gölge Oyunu" Mısır'a yani geldiÇi yere bu yeni ve gelişmiş biçimiyle dönüp yerleşmiştir. Nitekim birçok gezgin ,XIX yüzyılda Mısır'daki gölge oyununu anlatırken, bunun Karagöz olduÇunu, Mısır'a Türkler tarafından sokulduÇunu ve çoÇunlukla Türkçe oynatıldıÇını belirtmişlerdir. Gölge oyununu en geniş ve ayrıntılı bir biçimde anlatan belgelerden biri 1582 şenliÇini anlatan Surname-i Hümayun'dur.Bu esein birçok yerinde "hayalbazan" deyimi geçer. Bu deyim;belki kukla,belki de bir başka oyunun adıydı.Profesör Jakob bu kaynaÇı bilmemekle birlikte aynı şenliÇin görgü tanıklarından bir yabancının anlatılarına yer vermiştir. "Biri altı tekerlek üzerinde tahtadan bir küçük baraka veya sahneyi ortaya getirdi. Bunun önünde keten bezinden bir perde, içinde ise birkaç ışık vardı, birisi görüntüleri ışıklarla perdeye yansıtarak bunları oynatıyordu. Bunlardan başka, iki kişi parmaklarıyla dilsiz gibi işaretleşip konuşuyorlar, buna yakın şeyler yapıyorlardı. Biri kovalıyor ve koşuyordu vb. Bunların tümünü seyretmek, bu görüntüleri oraya buraya çeken ipler gözükmese,çok hoşa gidecekti" Metinde görüntülerin iple oynatıldıÇı belirtilmektedir. Ancak tanıklar bunları oynatan sopaların gölgesini ip sanmış olabilirler. Gölge oyununun 1517 yılında Türkiye'ye girdiÇini kabul edersek, 1582 şenliÇine deÇin bizde de bu alanda sanatçı yetişecek elli yılı aşkın bir süre geçmiştir. XVII yüzyılda ise artık Karagöz'ün kesin biçimini aldıÇını biliyoruz. Bu yüzyılda Evliya Çelebi gölge oyunu üzerine kesin bilgi verdiÇi gibi, Türkiye'ye gelen gezginler de Karagöz oyununu anlatmaktadırlar. Bunlardan Pietro della Valle, Ramazan'da kahvelerde, çeşitli soytarı ve oyuncuların yanısıra, geriden aydınlatılmış bir perde veya boyanmış bir kaÇıt üzerinde gölgelerin oynatıldıÇını, bunların kendi ülkesi İtalya'da ,Napoli'deki saray önündekilerden veya Raoma'da Navone Meydanı'ndakilerden deÇişik olarak sözlü olduklarını, bunları oynatanın sesini deÇiştirerek çeşitli dilleri ve aÇızları taklit ettiÇini, kadın-erkek ilişkilerinin büyük bir açık-seçiklikle gösterildiÇini,bu konuların böyle bir dinsel bayramda ve genel yerler için aşırı utanmasız olduÇunu belirtiyor. Bu yüzyılda en çok bilgi Evliya Çelebi'de buluyoruz. Onun kitabında ilk kez Karagöz ve Hacivat'ın adları anıldıÇı gibi, oyun konuları, oyunun özellikleri, perde gazelleri,çaÇın ünlü oyuncuları üzerine bilgiler de buluyoruz. Evliya Çelebi iki çeşit gölge oyunu oynatıcısı sayıyor: "Pehlivan-ı şebbaz" yani "Hayal-i zılciyan" ve "Hayal-i zıll-i tasvirciyan" Ancak bunların tanımlamasını yapmıyor. Bu bakımdan Evliya Çelebi'nin 1834'te yayımlanmış İngilizce çevirisi belki yardımcı olabilir. Bu çeviri kesin olarak kabul edilmese de bir ipucu verebilir. Çeviri "Hayal-i zılciyan"ı , "Hayal-i zıll-i tasvirciyan" ı ise < geceleyin ombresgic lantern ile gösterenler > diye karşılıyor. Çeviri doÇru ise, birincisi Karagöz gibi perde arkasından oynatılmış oluyor, ikincisi ise sinema gibi karşıdaki perde üzerine yansıtılıyor. Bir tartışma konusu da, Karagöz ve arkadaşı Hacivat'ın yaşamış gerçek kişiler olup olmadıÇıdır. Gölge oyununun bu iki kahramanı halkın gönlünde yüzyıllarca öyle yerleşmişlerdir ki, halk onları gerçekten yaşamış kişiler olarak görmek istemiştir.Bu bakımdan bir takım söylentilerde onların gerçekten yaşadıkları ileri sürülmüştür. (Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, İstanbul 1985 ) Bu söylentilerden birine göre; Sultan Orhan (hük.1239-1254) devrinde Bursa'da bir camii yapımında Karagöz demirci, Hacivat da duvarcı olarak çalışıyormuş. İkisi arasında her gün sürüp giden nükteli konuşmaları dinlemek isteyen işçiler, işlerini güçlerini bırakıp onların çevresinde toplanır, bu yüzden de yapım işleri ilerlemezmiş. Bunu öÇrenen Sultan Orhan, Karagöz ile Hacivat'ı öldürtmüşse de, bir süre sonra iç acısı çekmeye başlamış; padişahın acısını dindirmek isteyen Şeyh Küşteri bir perde kurdurmuş, Hacivat'la Karagöz'ün deriden yapılmış tasvirlerini perde arkasında oynatıp onların şakalarını tekrarlayarak padişahı avutmuş. ( Çin söylentisinde, ölen karısına acınan imparator Wu'yu avutmak için perde arkasından bir kadın geçirme olayı ile bu Türk söylentisi arasındaki benzerlik, ayrıca dikkate deÇer.) (Cevdet Kudret, Karagöz, Ankara 1968 ) İkinci söylentiyi Evliya Çelebi'de buluyoruz: Ona göre, EfelioÇlu Hacı Eyvad, Selçuklular çaÇında Mekke'den Bursa'ya gidip gelen Yorkça Halil diye tanınmış biridir. Bu yolculuklardan birinde kendisini Eşkıyalar öldürmüştür. Karagöz ise İstanbul Tekfuru Konstantin'in seyisi olup Edirne dolaylarında Kırk Kilise'den Kıpti Sofyozlu Bali Çelebi'ydi, yılda bir kez Tekfur kendisini Alaeddin Selçuki'ye gönderdiÇinde Hacivat ile buluşup konuşurlardı. Hayal-i zıll sanatçıları onların söyleşmelerini gölge oyunu olarak oynatırlardı. Evliya'nın kendi çaÇından şöyle bir dört yüz yıl öncesinin olayları üzerine vereceÇi bilgi ne denli doÇru olabilirse, bu söylenti de o denli güvenilebilir.Elde güvenilir bir kaynak olmadıkça Karagöz ve Hacivat'ın ne yaşadıÇı, ne de yaşamadıÇı yolunda bir sonuca ulaşabiliriz. Netekim günümüze dek Karagöz'ün gerçek veya yapıntı bir kişi olup olmadıÇına dair basında uzunca tartışmalar olmuş. Bu tartışmalardan birinde Filibeli Mithat Beyin Bursa Belediye Başkanı Muhittin Beye bir mektubu yayınlanmıştır. Mektup sahibi 1333 yılında Hisar'daki Ortapazar medresesi kitaplıÇında, "Hayat ve menakıb-i Kara OÇuz ve Hacı Ehvad" adında bir kitabın bulunduÇunu, sonra bir yangında yanmış olduÇunu, Bursa'da Sahaflar Çarşısı'nda oturan kahveci Şeyh Hakkı Efendi'nin Karagöz'ün Orhaneli ilçesinde Karakeçili aşiretinden < Kara OÇuz > adını taşıyan bir köylü olduÇunu söylediÇini, fakat bu adın daha sonra < Kara Öküz > e çevrildiÇi, arkadaşı < Hacı Ahvad > ile birlikte düzenledikleri oyunların Şeyh Küşteri'nin ilgisini çektiÇini ve ü "Karagöz"e çevirdiÇi ileri sürülmüştür. ORTAOYUNUNDA YABANCILAŞTIRMA KAVRAMI (3) Ödüllü oyunundan: Pişekar: Ah HamdiciÇim, onu hiç sorma; valide de peder de pek az bir ara ile irtihâl etti Kavuklu: Aman İsmail olur şey deÇil, zorları ne idi? Pişekar: Ne anladın birader, acele zor ister mi ya? Kavuklu: Öyleyse, acele aceledir, zor olmaz ya? Pişekar: A birader neler söylüyorsun anlayamıyorum. Yoksa yanlış mı anladın? Kavuklu: Yoooo! İntihar ettiler demedin mi? Baban mı, annen mi evvela? Pişekar: İntihar deÇil, irtihâl. Yani ahirete rihlet ettiler a canım. Peder evvela göçtü. Kavuklu: Hiçbir aklı eren ahbabın yok mu idi İsmail? Haydi sen bilemedin. Pişekar: İnsanın bin türlü ahbabı olur ve bilemediÇini öÇrenir. Fakat burada benim bilemediÇim bir iş yok birader. Kavuklu: Nasıl yok. Evvela ana direklerini saÇlam koya idin hiç göçmezdi. Pişekar: Haydi sen de münasebetsiz. Ben pederden bahsediyorum, sen bir çukur göçmüş farz ediyorsun. Kavuklu: Ulan adam göçer mi be? Pişekar: Be canım bilmez misin, göçtü, yürüdü, çöktü gibi tabirler daima kullanılır. Ben de sana göçtü dedim, yani vefat etti. Eskici Abdi oyunundan: Pişekar: Allah başka acı keder göstermesin. Valde saÇdır inşallah. Bende çok emeÇi vardır o kadının Kavuklu: Onları kapayalım İsmail Pişekar: Canım neden kapayalım, berhayat deÇil midir yoksa? Ona çok hörmetim vardır. Söyle bakalım ne oldu? Kavuklu: Sorma dedim ya. Pişekar: Canım birader beni meraktan kurtar ne oldu söyle? Kavuklu: Göçtü İsmail Efendi göçtü. Pişekar: Ah Vah Vah, canım birader göçtüÇünü anlamadınız mı? Kavuklu: Anladık, ama elimizden bir şey gelmedi. Hiçbir şey yapamadık. Pişekar: Amma tuhaf yahu, insan onun göçeceÇini anlar anlamaz derhal bir usta getirir Kavuklu: Evet onda hata ettiÇimizi anladık, ama ne çare ki bir iştir oldu. Pişekar: Peki şimdicene öyle çökük bir halde mi duruyor? Yukardaki parçalarda genel olarak metne yabancılaşmanın yanı sıra, sözcükler de yabancılaştırılmaktadır: “göçtü” sözcüÇü bu sorulu-yanıtlı bölümde gittikçe abes bir durum almakta ve sonunda kişi o sözcüÇe uzaktan bakmaktadır. Başka bir yabancılaştırma da, konuya olan yabancılaşmadır ki bunun üzerinde ilerde duracaÇım. 2.Oyun Düzeninde: Genel olarak Orta oyununun bütününde ve oynanan yerde “yabancılaştırma” vardır. Açık havada gün ışıÇında, boş bir alan üzerinde iki dekor parçası ile günün her saati, yılın her dönemi ve dünyanın her yeri gösterilir. Gün ışıÇı altında sabah, öÇle, ikindi, gece yaratılır. Seyirciler, mavi bir gök ve parlak bir güneş altında bir sokakta ya da evde geçen bir olayı seyrederler. O alan bazen bir faytonun içi, bazen sallantılı bir tramvayın yolcu yeri, bazen de dalgaların bir aşaÇı bir yukarı kaldırdıÇı bir kayık oluverir; bir bakarsınız aynı yer salıncakların sallandıÇı, atlıkarıncaların döndüÇü bir bayram yeri ya da külhanbeylerin nâra attıÇı ıssız bir sokaka durumuna giriverir. Oyunculukta: 2.a:Oyunucu ile konu arasındaki “yabancılaştırma” kavramı için önce bir örnek verelim: Pişekar:Bak birader tramvay da geldi. Azıcık hızlı yürüyelim de yetişelim. (sürükler) Hah yetiştik, atla birader atla (sıçrayarak) hop haydi birader, ne duruyorsun atlasana, aman kondüktör efendi sakın düdükleme, hop. (Oldukları yerde tramvaya atlama taklidi yaparlar) Haydi bindik, düdükle de gidelim. (düdük çalar gibi yapar) Haydi oÇlum bize iki bilet kes Şehremine. (Kavuklunun elini tutarak) yo vallahi verdirmem sen benim misafirimsin. (Elini tutar) Sana katiyen masraf ettirmem. Haydi oÇlum sen oan bakma iki bilet kes, al şu paranı da. (Boyuna döner dururlar) Kavuklu: İsmail, tramvay beni pek sarsıyor, ben ineceÇim, (İsmail’in elini bırakır) Hop! (Diyerek tramvaydan atlar gibi yapar ve oturur) Of...Of... (...) Tımarhaneye oÇlum tımarhaneye. Ulan bir saatte şurasını dört döndük, olduÇumuz yerden bir karış bile ayrılmadık. Çıldırdın mı yoksa eÇleniyor musun? Bu bölümde Kavuklu, tramvayla yaptıkları yolculuÇun oyun alanında dört dönmekten başka bir şey olmadıÇını söyleyerek kendini ve seyirciyi konuya yabancılaştırır. Seyirci, bir Orta oyunu temsilinde hiçbir an kendini ortadaki olaya ve seyrettiÇi kişilere özdeş saymaz; duygusal bir yolda kapılmaz ortadaki oyuna. Ayrıca, konuya yabancılaşma eylemi, Pîşekâr’ın hem kendini, hem de vatmanı göstermesi ile ortaya çıkar. Kavuklu ise tramvaya binme ve tramvaydan atlama yansılamasını “yabancılaştırma” yoluyla verir. 2.b: Oyuncu ile rolü arasındaki “yabancılaştırma”, oynayanın rolü ile kendi arasına uzaklık koyması ile varolur. Oyuncu, gösterdiÇi rolün gizemcisidir. Yukarıdaki örnekte Pîşekâr’ın aynı anda vatman gibi, Gülme Komşuna oyununda Pîşekâr hem kendini hem arabacıyı gösterirken, Kavuklu da hem kendini hem de arabanın atını yansılar. Oyuncu, üstüne aldıÇı rolün özelliklerini ve bu özellikler yoluyla insansal eÇilimleri gösterir. Bu eÇilimler yoluyla da “toplumsal jest”leri saÇlar. Bunun için de, bu tür oyunculukta her an gelişen bir ruhsal yaşama deÇil, ama ruhsal durumların temelini gösteren hareketler yer alır. 2.c: Orta oyununda, ön düzeyde hareketler vardır; hareketler yoluyla psikolojik sonuçların görünümü getirilir. Bu da, Batı tiyatrosunun genel özelliÇi olan psikolojiden harekete yönelme sisteminin tam tersidir. Bu tür göstermeci tiyatroda oyuncular, sanki hareketlerinin içinde deÇil de yanında gibidirler. Gülme Komşuna oyunundan bir örnek alalım: PîşekârArabacıyı çaÇırır gibi yaparak) Arabacı, arabacı...Bizi Şehzadebaşı’na kaça götürürsün? (Sesini deÇiştirerek) On beş kuruşa, (Kendi sesiyle) On kuruşa idare etmez mi? Kavuklu: (Bu esnada Pîşekâr’a bakmaktadır) Çıldırdın mı yahu kiminle konuşuyorsun? Pişekar: Görmüyor musun arabacıyı? Kavuklu: Alimallah seni baÇlar tımarhaneye yollarım, araba nerede? Pişekar: Önünde duruyor. Çok söylenme. Bak ben biniyorum. (Arabaya biner gibi yapar. Kavuklu da onu taklit eder) Şöyle öne geç bakayım. Kavuklu: Bunun önü arkası nerede? Pişekar: Ömründe araba görmemiş gibi yapıyorsun. (Pastavı Kavuklu’nun kafasına vurarak “Deh! Deh!” diye arabayı sürer ve meydanı iki defa devreder) Eh geldik. Kavuklu: Ne insafsız arabacı bu! Durmadan hayvanı kamçıladı. Sanki bana vuruyormuş gibi de acısı yüreÇime çöktü. ORTAOYUNUNDA YABANCILAŞTIRMA KAVRAMI (2) Orta oyunu, Türk toplumunun yüzyıllardan beri kişilik verdiÇi bir halk tiyatrosu türüdür. Kendi özelliklerimizden yeşermiş olan bu tür, kendi toplumunu, çevresini ve sorunlarını yansıtır. Orta oyunu’nda insansal açı güldürü yoluyla saÇlanır. Orta oyunu geleneÇi içinde asık yüzlü, iç ezici, duyguları gıcıklayan tek bir tragedya, dram ya da bu anlamda bir oyun yoktur. Nedir bunun gerekçesi? Neden hep güldürü? Burada güldürü, “boş bir şekilde güldüren” olarak anlaşılmamalıdır. Orta oyununda güldürünün önemli toplumsal bir görevi vardır. Güldürü yoluyla doÇruyu yanlıştan ayırmak, yapılacak ve yapılmayacak işleri göstermek, kötülüÇe, zorbalıÇa, haksızlıÇa karşı halkı uyarmak... Bu tür oyunda “kıssadan hisse” çıkarmak niteliÇi, Orta oyununun görevci açısını açık ve seçik bir yolda önümüze serer. Üstelik, Orta oyununda yalnızca teknik özellik sanılan bazı gülünç hareketlerin bile birer toplumsal jest olduÇunu söyleyebiliriz. “Kavuk Devirme”, “Pabuç Sektirme”, “Çene Yarıştırma”, “Etek Savurma” gibi kalıplaşmış ve bir hüner durumuna getirilmiş olan hareketlerin ülkemizin tarihsel gelişimi içindeki olayları, yabancılaştırarak ve üsluplaştırarak seyirciye ilettiÇini savunabiliriz. Bunlar Türk tarihi içindeki bazı önemli evreleri gösteren simgelerdir; Yalnızca birer hüner olarak kabul edilemez. Öyleyse, Orta oyunundaki güldürü öÇesi, seyirciye bir “yabancılaştırma” eylemi ile verilmektedir. Orta oyunu tiplerinin, özellikle Pîşekâr ile Kavuklu’nun hareketlerinin, belli bir toplumsal yaşayışa oturtulmuş, töresel ve siyasal gelişimlerin birer soyutlaması olduÇu düşünülmelidir. İşte bu özellik içinde güldürü türünün halk tarafından sevilmesi, halka bir yargılama olanaÇı ortaya çıkarmasındandır. Orta oyunundaki “yabancılaştırma” yoluyla Türk toplumu içindeki iyilik, kötülük, sevgi, çatışma, acı, umut gibi kavramlar seyirciyi akıl yoluyla etkilemekte olan rasyonel bir çalışmaya götürmektedir. Seyirci, farkında olmadan, aklın önüne perde çeken duygusallıktan kurtulur, kendini, çevresini ve toplumun niteliklerini akıl aracıyla karar vererek deÇerlendirir. Orta oyununda izlediÇimiz “yabancılaştırma” kavramını yalınlaştırarak vermek gerekirse bunu birkaç düzeyde ele almak gerekir: 1.Metinde: DoÇmaca yoluyla metne yabancılaşma 2.Oyun düzeninde 2-a. Genel olarak bütün düzende; oyunun oynadıÇı yer ve oynayışın tümü. 2-b. Oyunculukta Oyuncu ile konu arasında Oyuncu ile rolü arasında Oyuncu ile hareketleri arasında Oyuncu ile aksesuarı arasında 3.Dekorda: biri büyük, biri küçük iki paravanın her durumda kullanılması 4.sahne ile seyirci arasında Şimdi, bu çizelgeye göre “yabancılaştırma” öÇesini inceleyelim 1.Metinde: Orta oyunu, doÇmacaya (tulûata) dayanan bir oyun olduÇu için, temel niteliklerin ilki doÇrudan doÇruya metne yabancılaşmasıdır Gerçi her oyun için hazırlanan bir senaryo vardır, ama bu senaryo üzerinde her sanatçı kendine göre deÇişiklikler yaptıÇı ve sözler eklediÇi için senaryo metni daha çok oynanışın yolunu çizen bir plandır. Bir örnek verelim: Başlangıçtan sonra gelen bölümde (“arzbar” denilen, Pîşekâr ile Kavuklu’nun ilk kez karşı karşıya geldikleri bölüm) çoÇu kez Pîşekâr ve kavuklu karşılaşırlar ve Kavuklu Pîşekâr’ı tanımaz. Pîşekâr kendini tanıtmaya uÇraşırken, Kavuklu’da kelime oyunları ve halkın güleceÇi nüktelerle Pîşekâr’ı yanıtlar. Şimdi Ödüllü oyunu ile Büyücü Hoca oyunlarının senaryo yönünden aynı olan, ama doÇmaca konuşmalar açısından birbirinden çok ayrı olan Pîşekâr ile Kavuklu’nun karşı karşıya geldikleri bölümden birer parça aktaralım: Ödüllü oyunundan: Pişekar: Aman iki gözüm galiba dalgınlıkla tanımadınız Kavuklu: Evet öyle oldu. ama sen beni tanıdın mı da aşinalık ediyorsun? Pişekar: Hakkınız var iki gözüm, aradan seneler geçti, her şey gibi biz de deÇişmiş olacaÇız ki kendimizi tanıtamadık, affedersiniz. Demek ki bizde tebeddül etmiş bulunuyoruz Kavuklu: Anlayamadım, tebevvül mü etmişiz? Pişekar: EstaÇfurullah! Tebevvül deÇil, tebeddül, yani deÇiştik demek istedim. .................................................. .......... Kavuklu....) Ne söylüyorsun be adam allasen. Sen burada gelen geçene söz söylemek için mi duruyorsun? Pişekar: ne münasebet a canım, Hiç insan bilmediÇi bir kimseye aşinalık eder mi? Bir kere alıcı gözüyle bana bak, herhalde tanıyacaksın birader. Kavuklu: (Dikkatle bakarak) Buyur baktım Pişekar: Tanıyamadın mı? Pişekar: Aman Hamdi efendi, nasıl olur da tanımaz olursun? Zihnime dokunur. Kavuklu: Bir müshil alırsın geçer Pişekar: Midemden zorum yok a canım. Senin beni tanımayışın âdeta garaibimi mucib oldu Kavuklu: Anlayamadım Pişekar: Canım beni tanıyamadıÇına hayret ediyorum Kavuklu: Zorla mı kendini tanıtacaksın onu anlayalım da ben de ona göre davranayım. Büyülü Hoca oyunundan: Pişekar: Galiba beni tanımadınız birader? Kavuklu: Hayır tanımadım Pişekar: Canım bir kere yüzüme iyice bak Kavuklu: Canım tanımadım, zorla mı tanıtacaksın? Çekil de yoluma gideyim diyorum, buralarda duracak halde deÇilim. Ona da sen sebep oldun. Bir de yolumdan ala koymak istiyorsun .................................................. .. Pişekar: İki gözüm acele etme kendimi tanıtayım Kavuklu: Ulan bu tuhaf be. Zorla tanıtacaksın şimdi, peki buyurun bakalım tanıtın. Pişekar: evvela nerden başlayayım? Kavuklu: galiba ben senden evvel silsilenden başlayacaÇım Pişekar: affedersiniz birader, yanlış anladınız, yani demek isterim ki, sizi tanıdıÇımı anlatmak için silsilenizden başlamak mı yoksa doÇruca sizin şahsınızdan mı başlayayım? Kavuklu: Sen dayaÇa kaşınıyorsun galiba? AÇzını topla da yol ver belaya girmeden şuradan defolayım Pişekar: Müsaade buyurun Hamdi Efendi, birader size hayırlı müjdeler vereceÇim Kavuklu: Peki anladık, benim ismimi biliyor belki de yakından tanıyorsun (...) Her iki parçada da Pîşekâr kendini tanıtmak ister, Kavuklu Hamdi Efendinin adını eder, Kavuklu ise Pîşekâr İsmail Efendiyi neden sonra tanır. Her iki parçanın sonunda Pîşekâr ile Kavuklu sarmaş dolaş olurlar. Metnin gelişimi aynı olmasına, oynayanların aynı kimseler olmalarına karşın, doÇmacaya baş vurulduÇundan metinden uzaklaşma, dolayısı ile metne yabancılaşma ortaya çıkar. Başka bir örnek, Pîşekâr ya da Kavuklunun analarının ölüm haberini birinden birinin yanlış anlamasıdır. Metindeki gelişme aynıdır, ama birinde anası ölen Pîşekâr’sa öbüründe anasını kaybeden Kavukludur. Aynı yolda, doÇmaca ile metne yabancılaşılmaktadır. Ödüllü ile Eskici Abdi oyunlarını karşılaştıralım.
__________________ [SIGPIC][/SIGPIC] |
| | |
| Sponsored Links |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Son “gölge” kahramanları | Rosita | Tiyatro Bölümü | 1 | 10-05-2007 17:04 |
| Orta Stoa Okulu | mRv | Felsefe Sosyoloji Psikoloji | 0 | 09-18-2007 16:19 |
| Gül Gölge Murat saygı ile evleniyor FOTO GALERİ | Haberci | Son Dakika Haberleri | 0 | 09-05-2007 11:30 |
| Zaten Gölge Ekonomi Bakanıydı | Haberci | Son Dakika Haberleri | 0 | 08-29-2007 19:10 |
| "Sonuçlar kutlamalara gölge düşürmemeli" | FeLiX | Trabzonspor - TS | 0 | 08-06-2007 01:46 |
| Klavye.com da Yenimisiniz? | Yardıma mı ihtiyacınız var ? |