Giriş Yapmadınız Yada Üye Değilsiniz...Üye Olmak İçin Buraya Tıklayın...

Klavye Forum  

Geri git   Klavye Forum > KÜLTÜR & SANAT > Genel Tarih
Kayıt ol Bloglar Yardım Üye Listesi Ajanda Klavye Link Arama Bugünki Mesajlar Okundu Kabul Et

Genel Tarih Oncelikle,Genel Tarih Sonrasinda Tarihteki Antlaşmalar,Belge Arşivleri,Fotoraf Arşivleri,Harita Arsivi,Tarihi Toplantilar gibi Tarih adina her bir konunun paylasim alani..


Etiketler:

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11-17-2007, 20:18   #11 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

Atilla

Kimlikleri hakkında, 200 yıldan beri türlü tahminler yürütülen ve bazı bilginler tarafından MoÇol (K. Shiratory, Asya Hunlarını MoÇol saydıÇı için), Türk-MoÇol karışımı (P. Pelliot, R. Grousset), Türk-MoÇol-Mançu karışımı (L. Cahun vb.), Fin-Ugor (Klaproth, K. F. Neumann vb.) oldukları veya doÇrudan doÇruya Slav menşeinden geldikleri (Venelin, Ilovayski, Zabelin, Inostrantsev), yahut Germen soyuna mensup bulundukları (Müllen-hoff, A. Fick, R. Much, J. Hoops), veya Kafkas kavimlerinden bir kol teşkil ettikleri (L. Jeliç, Gy. Meszaros) ileri sürülen Batı Hunlarının, Asya Hunları'nın torunları oldukları, son zamanlardaki araştırmalarla daha da açıklık kazanmıştır. Bu hususta birçok tarihî, coÇrafî, linguistik ve kültürel deliller gösterilmiştir: CoÇrafyacı Strabon (ölm. 25) Hunların Grek-Baktria krallıÇının doÇusunda olduklarını söylerken, tarihçi Plinius (ölm. 125), adı geçen krallıÇın, Hunlar tarafından yıkıldıÇını kaydeder ki, bu Hunlar'ı, Çin kaynakları, Hiung-nu olarak tanıtmıştır. Orosius (1. asrın sonları) ve Ptolemaios (M.Ö. 160-170) haritalarında, "Hun"ların oturdukları bölgeler, Çin kaynaklarında Hiung-nuların toprakları olarak belirtilmiştir. Batı Hunlarının, Asya Hunlarından geldikleri hakkında kuvvetli bir delil de, Fr. Hirth tarafından ortaya konmuştur. Buna göre, 355-365 yıllarında Alan ülkesinin (Hazar-Aral arası) istila edilmesi münasebeti ile Çin kaynakları (Wei-shu), bu memleketin Hiung-nular tarafından zapt olunduÇunu kaydederken, o devir Latin yazan A. Marcellinus (4. asır sonu), fethin Hunlar tarafından yapıldıÇını belirtmiştir. Aynı hadise üzerinde birbirini doÇrulayan bir Uzak-doÇu ve bir Batı kaynaÇının tespit ettiÇi Hiung-nu=Hun aynîliÇi, Çin'de, Hun başbuÇu Liu Yüan sülalesi (304-329) tarafından, Lo-Yang'ın zaptında (311) esir düşen Sogdlu tacirlerden bahseden, Çin Tabgaç hükümdarı Kao-çung'a (452-465) yazılmış Sogd dilinde bir metin ile de ayrıca teyid edilmektedir.
Geniş Hun imparatorluÇu topraklarında, başta Gotça olmak üzere çeşitli Germen lehçeleri, İslav, İranî ve Fin-Ugor dilleri, Latince ve Grekçe konuşulmakta idi. Kaynaklarımızda, Hunlardan kalma dil yadigârlarından bir kısmının bu yabancı dillere ait olması tabiî görülebileceÇi gibi, hatta Hun hükümdar ailesinden veya yakın akrabalarından bazılarının adlarının, bilhassa Gotlarla çok sıkı münasebet dolayısıyla, Gotça'dan gelmiş olması da mümkündür. Fakat hükümdar sülalesinin soyca Türk olduÇunda ve Hun kütlesinin Türkçe konuştuÇunda şüphe yoktur . Hükümdar ailesinde tespit edilen adlar şöyledir: Karaton (kara don = siyah renkte elbise) veya Ka-ra-tun (güçlü soy), Muncuk (boncuk, aynı zamanda "bayrak" manasında; Attila'nın babası); Attila; İlek, Dengizik (dengiz = deniz'den), İrnek (Attila'nın üç oÇlu); Aybars, Oktar (Attila'nın amcaları); Arıkan (Arıghan). Tanınmış kimseler: Basık, Kursık, Atakam, Eşkam. Topluluk: Akatir, Şar (Sarı = ak) - Ogur. Ayrıca, kımız Hatta Dura-Europos'da (Fırat nehrinin orta mecraında Suriye-Irak sınırına yakın yerde buluntu yeri) ele geçen M. 3. yüzyıl ortalarından kalma Parth ve Parsî dilindeki kitabede, Güney Kafkasya'daki Hunların Erk Kapgan, Topçak, Tarkan-beg, Kubrat, Kurtak gibi Türkçe adlar taşıdıkları ileri sürülmekte ve Batı Hun hükümdar ailesinin Asya tanhularından indiklerini tespit bile mümkün görülmektedir.

Hunlar, 4. asrın ortalarında, Alan ülkesini ele geçirdikten sonra, 374'de İtil (Volga) kıyılarında göründüler. O tarihlerde, Karadeniz kuzeyindeki düzlükler, bir Germen kavmi olan Got'ların işgali altında idi. Don-Dinyeper nehirleri arasında DoÇu Gotları (Ostrogot), onun batısında Batı Gotları (Vizigot) bulunuyordu. Daha batıda Transilvanya ve Galiçya'da Gepid'ler, bugünkü Macaristan'da Tisza nehri havalisinde Vandallar vardı. Bu dört Germen kavmi dışında, aynı bölgede, İranlı ve Slav kütleler, daha başka küçük Germen toplulukları da yaşıyordu. Hun başbuÇu Balamir'in (veya Balamber) idaresindeki büyük taarruz, önce DoÇu Gotlarına çarptı ve bu devleti yıktı (374), kral Ermanarikh intihar etti. Yerine geçen Hunimund, Hunlar tarafından "tayin" edilmişti. "Hayret edilecek bir hareket kabiliyeti ve gelişmiş bir süvari taktiÇi ile" devam eden Hun taarruzunun, Dinyeper kenarında vurduÇu aÇır darbe, Batı Gotlarını da çökertti ve kral Atanarikh, kalabalık Vizigot kütleleri ile batıya doÇru kaçtı (375). Böylece Hun askerî gücünün harekete geçirdiÇi ve çeşitli kavimlerin birbirlerini yerlerinden atarak, topraklarından çıkararak, Roma imparatorluÇunun kuzey eyaletlerini alt-üst ederek, ta İspanya'ya kadar uzanmak suretiyle, Avrupa'nın etnik çehresini deÇiştiren, tarihî "Kavimler Göçü" başlamış oldu. Anî ve şiddetli Hun darbelerinin, beklenmedik mahallerde görünen Hun akıncı müfrezelerinin, DoÇu Avrupa kavimleri arasında uyandırdıÇı dehşet, Batı dünyasında korkunç akisler yapmış, Hunlar aleyhine, çoÇu Latin ve Grek kaynaklarında kayıtlı, inanılmaz rivayet ve hikayelerin çıkmasına ve yayılmasına sebep olmuştur. Hunlar, Gotlardan, Alanlardan ve Germen Taifallardan teşkil ettikleri yardımcı kuvvetlerle takviyeli olarak, ilk defa 378 baharında Tuna'yı geçtiler ve Romalılardan mukavemet görmeksizin Trakya'ya kadar ilerlediler. Ancak, Roma topraklarında görünen bu kuvvetler, keşif vazifesini yapan öncülerdi. Nitekim, aynı tarihlerde, bugünkü Macaristan ovalarına kadar akınlar tertiplenmişti. Hunlardan korkan, bugünkü Avusturya arazisindeki Markomanlarla Kuadlar, Roma topraklarına geçmeye hazırlanırken, İran asıllı Sarmatlar, sınırları ("limes") aşıp Roma imparatorluÇu'na giriyor, önce Transilvanya'da duraklamış olan Batı Gotları da Roma hudutlarını geçiyorlardı (381). DiÇer taraftan, bir kısım Germen menşeli kütlelerle İranlı Baştarnalar, Pan-nonia'dan (Batı Macaristan), Alplere doÇru sarkarak, İtalya'yı tehdide başlamışlardı.

Hunlar, Roma İmparatoru Theodosios I'in ölüm yılı olan 395'te, yeniden harekete geçtiler. Bu hareket iki cepheli idi; Hunlardan bir kısmı, Balkanlar'dan Trakya'ya ilerlerken, daha büyük sayıda diÇer bir kısım, Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya yöneltilmişti. Hun devletinin, Don nehri havalisindeki "doÇu kanadı" tarafından tertiplenen Anadolu akını, Basık ve Kursık adlı iki başbuÇun idaresinde idi. Romalıları olduÇu kadar, Sasanî imparatorluÇunu da telaşa düşüren bu akında, Hun süvarileri, Erzurum bölgesinden itibaren Karasu, Fırat vadilerini takiben, Melitene'ye (Malatya) ve Kilikia'ya (Çukurova) ilerlemişler, bölgenin en tahkimli kaleleri olan Edessa (Urfa) ve Antakya'yı bir müddet kuşattıktan sonra, Suriye'ye inerek Tyros'u (Sür) baskı altına almışlar, oradan Kudüs'e yönelmişlerdi. Çok süratli cereyan eden bu harekâttan korkuya kapıldıkları için, Hunlara dair acayip hikayeler uyduran kilise adamlarının dehşet dolu gözleri önünde, akıncılar, sonbahara doÇru kuzeye çark ederek Orta Anadolu'ya, Kappadokia, Galatia'ya (Kayseri-Ankara ve havalisi) ulaştılar ve oradan Azerbaycan-Bakü yolu ile kuzeye, merkezlerine döndüler (395-396). Bu, Türkler'in Anadolu'da, tarihî kayıtlarla sabit ilk görünüşleri olmalıdır. 398'de daha küçük çapta tekrarlanan bu akınlar karşısında, DoÇu Roma'nın genç imparatoru Arkadius, hiçbir ciddî tedbir alamamıştı.

Batıda Hun baskısı, 400 yılına doÇru, başbuÇ Uldız kumandasında iyice hissedildi. Balamir'in oÇlu veya torunu olduÇu sanılan Uldız, Attila'nın son yıllarına kadar takip edilecek Hun dış siyasetinin esaslarını tespit etmişti ki, buna göre, DoÇu Roma, yani Bizans daima baskı altında tutulacak, Batı Roma ile iyi münasebetler devam ettirilecekti. Çünkü Bizans'ın Hun nüfuzuna alınması ilk hedefi teşkil ediyor, buna karşılık, Batı Roma topraklarına tecavüz ederek huzursuzluk çıkaran "barbar" kavimler aynı zamanda Hunların da düşmanları oldukları için, Batı Roma ile müşterek hareket gerekiyordu. Nitekim Uldız'ın Tuna'da görünmesi ile Kavimler Göçü'nün 2. büyük dalgası başlamış, Asding Vandalları, Hunlardan kaçan Vizigotlar, İtalya'da görünmüşlerdi. Alarikh'in idaresindeki bu Got tehlikesi, Romalı kumandan Stilikho tarafından güçlükle önlendi (Nisan 402). Fakat daha korkunç bir barbar belirdi ki, bu da, Hun korkusu ile yerlerini terk etmiş olan Vandal'ları, Sueb'leri, Kuad'ları, Burgond'ları, Sakson'ları, Alaman'ları vb. kendi demir yumruÇu altında birleştirmiş olarak Roma üzerine atılan Radagais idi. İtalya'da müthiş tahribat yapıyor, Roma'yı yeryüzünden kaldıracaÇını ilan ediyordu. Stilikho'nun bile Pavia savaşında durdurmaÇa muvaffak olamadıÇı bu barbar şef, ancak Türkler karşısında maÇlup oldu. Büyük Feasu-lae (= Fiesole, Floransa'nın güneyinde) muharebesinde, bizzat Uldız'ın kumanda ettiÇi, Romalı kuvvetlerle takviyeli Hun ordusu tarafından maÇlup edilen Radagais yakalandı ve idam edildi (AÇustos 406). Bu zaferi ile Uldız, Roma'yı kurtarmış oldu. O, aynı zamanda, Hun kudretinden bir kere daha ürken Vandal, Alan, Sueb, Sarmat, Kelt vb. kütlelerini Ren nehri ötesine, Galya'ya gitmeÇe zorlamakla, Hunların batıya yönelik yolları üzerindeki engelleri kaldırmış, buralarda Hun kuvvetlerinin serbest hareketlerine imkân hazırlamıştı.

Sınırları, Asya'da Aral gölünün doÇusuna kadar uzandıÇı anlaşılan Hun imparatorluÇunun "batı kanadı" kralı (= elig) olduÇu tahmin edilen Uldız, 404-405 yıllarında ve bilhassa 409 yılında Tuna'yı geçerek, nehrin güneyinde bazı köprü başlarını tutmak suretiyle, Bizans'a Hun tehdidinin eksilmediÇini göstermiş ve Grek kaynaklarına göre (Sozomenos, Codex Theodosianos vb.), kendisi ile barış müzakeresi için gönderilen Trakya umumî valisine (magister militum) "Güneş'in battıÇı yere kadar her yeri zaptedebilirim" diyerek meydan okumuştu. Uldız'ın ölümünden (410 sıraları) sonra, Hun imparatorluÇunun başında Karaton bulunuyordu. Bunun hakkında bildiÇimiz, sadece, 412 yılında Bizans elçisi Olympiodoros'un onun yanına gitmiş olduÇudur. Karaton, daha çok, doÇu işleri ile uÇraşmış görünmektedir. 422'ye kadar Hunlar hakkında bilgi verilmediÇinden, o kanattaki meşguliyetin, on sene kadar sürdüÇü tahmin edilmektedir.

422 yılı, Avrupa (Batı) Hunları tarihinde yeni bir devrin başlangıcı gibidir. Bu senede, Hun hükümdar ailesine mensup dört kardeşten (Rua, Muncuk, Aybars, Oktar) biri olan Rua, imparatorluk makamını işgal ediyor, Muncuk (Attila'nın babası) erken öldüÇü için, diÇer iki kardeş "kanat elig'leri" durumunda bulunuyorlardı. Siyasette Uldız'ın izinde yürüyen Rua, Bizans'ın, Hun ordusunu isyana teşvik etmek ve tâbi kavimleri Hunlardan ayırmak maksadı ile, Hun topraklarında faaliyete geçirdiÇi casusluk şebekesini ve propagandacıları ileri sürerek tertiplediÇi Balkan seferinde (422), mukavemet göstermeyen Bizans'ı yıllık vergiye baÇladı: 350 libre altın (25,200 solidus). İmparator Theodosios II'nin (408-450), 423'te, henüz 4 yaşında iken Batı Roma imparatoru ilan edilen Valentinianus III karşısında Roma'ya sahip olmak iddiası ile İtalya'ya ordu ve donanma sevk etmesi, Batı Roma'yı, Hunlara daha çok yaklaştırdı. Roma Senatosu'nun da, küçük imparatorun yerine 1. "Notarius" (devlet baş müsteşarı) Johannes'i seçmesi üzerine, o sırada 35 yaşında bulunan ünlü asilzade F. Aetius (Aesius), yardım saÇlamak için Rua'nın yanına geldi. Hun imparatoru, 60 bin süvari başında, İtalya'ya yöneldi. Savaşa girmeden kuvvetlerini çeken Bizans'tan, aÇırca bir harp tazminatı alındı. İleride Attila ile hesaplaşacak olan Aetius, gençlik çaÇının, Roma tahtı içlerine karışmaktan doÇan, buhranlı anlarını Hun yardımı ile atlatmış, "magister militum" iken "konsül"lüÇe yükseldiÇi 432 yılında, Afrika'da Vandal kralı Geiserikh ile mücadele eden rakibi Bonifacius karşısında, canını Rua'ya sıÇınmak suretiyle kurtarmış; imparator Valentinianus'un annesi Placidia da, Hun kuvvetlerinin İtalya'ya yönelmesi üzerine, Aetius ile uzlaşmaÇa mecbur olmuştu.

Bütün bunlar, Rua'nın, kuvvetli şahsiyeti ile, Hun devletinin her iki Roma'nın iç ve dış siyasetlerine yön verdiÇini göstermekte idi. Artık Hunlara tabi "barbar" kavimlerin, Roma'ya güvenerek herhangi bir harekete kalkışmaları, söz konusu deÇildi. Ancak, Bizans tarihçisi Priskos'un ifadesi ile, "Rua'dan barışı, yılda 350 libre altınla satın almış olan Theodosios II", yine de, Hun idaresinde yaşayan yabancıları, gizlice kışkırtmaktan geri kalmıyordu. Bu sebeple Rua, o zamana kadar mutad olan, Bizanslıların, Hun İmparatorluÇundaki yabancılardan ücretli asker toplama faaliyetlerini ve Bizanslı tacirlerin, Hun topraklarında ticaret yapmalarını yasak etti. Ülkesi dahilinde hiçbir Grek serbest dolaşamayacak ve ticaret, belirli sınır kasabalarında yapılacaktı. Bu arada Rua, bir müddet önce Bizans'a sıÇınmış olan Hun ileri gelenlerinden Mama ile Atakam'ın oÇullarının ve diÇer Hun kaçaklarının iadesini istedi. Theodosios II, süratle antlaşma yolu bulmak ümidi ile, elçilik heyetini Hun başkentine göndermeÇe karar verdi. Fakat, o sırada Rua öldü (434 baharı). Bizans, kudretli bir düşmandan kurtulduÇu için seviniyor, piskopos Proculos, vaazlarında, Tanrı'nın, dindar imparator Theodosios'un dualarını kabul ederek, Bizans üzerinden bir tehlikeyi kaldırdıÇını söylüyordu. Fakat, Hun sınırlarına gelen Bizans elçilik heyeti, Rua'yı da gölgede bırakan bir başbuÇ ile karşılaştı: Attila (Etil).

Hunların başına geçtiÇi zaman, 39-40 yaşlarında olan Attila, babası Muncuk erken öldüÇü için, amcası Rua'nın yanında yetişmiş, onunla birlikte seferlere katılmış, çeşitli kavimleri yakından tanımak imkânını bulmuş, devlet idaresini ve Hun iç ve dış siyasetinin esaslarını öÇrenmişti. Memleketi, büyük kardeşi Bleda (sonraları Macarlar tarafından Buda diye anılmıştır) ile birlikte devralmışlardı. Fakat kaynaklarda açıklandıÇına göre, eÇlenceden hoşlanan, enerjisi kıt Buda, ikinci planda kalarak, devleti ciddî bir hükümdar vasfını taşıyan kardeşine bırakmıştı. Ordu ve dış ilişkilerin düzenlenmesi, Attila'nın elinde idi. Amcaları Aybars (doÇu kanadı elig'i) ve Oktar (batı kanadı elig'i), Rua zamanındaki yerlerini muhafaza ediyorlardı. Aralarında, iddia edildiÇi gibi bir rekabet bahis konusu olmadıktan başka, Bleda da "iktidar hırsı ile yanan" Attila tarafından ortadan kaldırılmış deÇildi. Attila'nın yardımcısı sıfatı ile, 11 yıl Hun İmparatorluÇunun idaresine katılan Bleda, 445'te eceli ile ölmüştür.

434 yılı baharında, Hun sınırlarına gelen Bizans elçilerini Attila, Tuna ile Morava nehrinin birleştiÇi yerdeki, Bizans Margos (bugünkü Dubravica) kalesinin tam karşısında -Tuna'nın kuzey kıyısında- bulunan Konstantia surları önünde, at üzerinde karşıladı ve dinlenmelerine dahi izin vermediÇi elçilerin, biri konsül-general, diÇeri seçkin bir diplomat olan temsilcilerine, taleplerini, barış şartları olarak yazdırdı. Konstantia Barışı (veya Margos Barışı) diye anılan bu antlaşmanın başlıca maddelerine göre; Bizans, bundan böyle Hunlara baÇlı kavimlerle müzakerelere, ittifaklara girişmeyecek; Hunlardan kaçanlara, esir alınmış Bizans tebaası dahil, sıÇınma hakkı tanımayacak, Bizans elinde bulunanlar iade edilecek (Grek asıllı olanlar için fidye verilebilecek); ticarî münasebetler, yine belirli sınır kasabalarında devam edecek ve Bizans'ın ödemeyi taahhüt ettiÇi yıllık vergi, iki katına (700 libre altın veya 50,400 solidus) çıkarılacaktı. Theodosios II'nin aynen kabul ettiÇi bu anlaşmanın hükümleri icabı olarak, Hunlara iade edilen kaçakları Attila, daha Bizans ülkesi içinde, Trakya'da Karsus (Bulgaristan'da Hirsovo) kalesinde astırdı. Bu durum, Hunlar arasında olduÇu kadar Bizans'ta, Roma'da ve diÇer kavimler arasında, Attila adının, dehşet saçan bir otoritenin timsali haline gelmesine yardım etti. Bundan sonra Attila, imparatorluÇun doÇu bölgelerinde, at üzerinde, aylarca süren bir teftiş gezisi yaparak, İtil (Volga) kıyılarındaki Şaragur'ların (Ak-Ogur) ayaklanma teşebbüsünü bastırdı (435). Batı kanadının aÇırlık merkezi Tuna etrafında, doÇu kanadının aÇırlık merkezi Dinyeper havalisinde olduÇu tahmin edilen bu tarihlerde Hun imparatorluÇunda, kaynaklardan (Priskos, Jordanes, P. Diaconus, J. Honorius vb.) takip edilebildiÇi kadar, başlıca şu topluluklar yer almışlardı:

a. Germenler (doÇudan batıya): DoÇu Got, Gepid, Turciling, Sueb, Markoman, Kuad, Herul, Rugi, Skir.

b. İslavlar (Orta ve Batı Rusya'da): Veneda, Ant, Sklaven.

c. İranlılar (Kafkaslar'dan Tuna'ya kadar, daÇınık halde): Alan, Sarmat, Baştarna, Neur, Roxolan.

d. Fin-Ugorlar (Ural'dan Baltık'a kadar): Çeremis, Mordvin, Merya, Veşi, Çud, Est, Vidivari.

e. Türkler: İmparatorluÇun her tarafına yayılmış olarak Hunlar, Karadeniz kuzeyi düzlüklerinden Volga'ya kadar Beş- ogur, Altı-ogur, On-ogur, Şaragur, Azak'ın batısında Akatir, Volga'nın doÇusunda Sabar ve başka Türk kütlelerdi.

Sayıları 45'e varan ve çeşitli dil ve soydan olan bu kavimler, yalnız siyasî yönden bir birlik teşkil etmekte, yabancı kavim veya zümreler, ancak reisleri, şefleri ve kralları vasıtası ile devlete baÇlı bulunmakta idiler. Hun imparatorluÇu dahilinde sükûnet vardı. 442 yılında, Hun devlet meclisi başkanı ve başbakan olan Onegesios ile Attila'nın büyük oÇlu İlek idaresindeki Hun orduları tarafından bastırılan Akatir isyanı dışında, bu sükûnet bozulmamıştı. Halbuki Roma imparatorluÇunda, Kavimler Göçü dolayısıyla hareket halinde olan kavimlerin, geçiş yolları üzerinde geniş ölçüde tahribat yapmaları, yerli halkın mahsulatını zorla ellerinden almaları vb. yüzünden patlak veren ve genişleyen, köylü (Bagaudlar) isyanları, nizam ve asayişi iyice sarsmış, buna karşı Roma, Aetius vasıtası ile bir kere daha Hunlara müracaat zorunda kalmıştı. İki yıl kadar süren müdahale sonunda, Attila'nın gönderdiÇi Hun müfrezelerinin yardımı ile, isyancı elebaşılar, Aetius tarafından ortadan kaldırıldı ise de, bu defa da, Kral Gundikar idaresinde bugünkü Belçika bölgesine saldıran Burgondlarla savaşmaÇa mecbur olundu. Bilhassa Necker nehri boyunca cereyan eden muharebelerde, Hun ordusuna, batı kanadı elig'i Oktar kumanda ediyordu ki, rivayete göre, Kral Gundikar dahil 20 bin Burgond'un öldüÇü bu Hun-Burgond mücadelesi, Almanların meşhur "Nibelungen" destanlarına konu teşkil etmiştir. Bütün "Germania"nın, Hunlar tarafından zaptını tamamlayan bu savaşlar neticesinde, 436'yı takip eden yıllarda, şu kavimlerin de Türk idaresine alındıÇı anlaşılmaktadır: Burgondlar, Bayavurlar, Yuthanglar, aşaÇı Ren sahasındaki Franklar, Türingler, Longobardlar. Hun hakimiyetinin, "Okyanus adaları"na, yani Kuzey Denizi ve Manş kıyılarına ulaştıÇı, hadiselere çaÇdaş tarihçi Priskos tarafından bildirilmiştir.

440'dan itibaren Attila, Bizans'a karşı baskıyı artırdı. Çünkü Theodosios II, Konstantia antlaşmasının hükümlerine aykırı olarak, Hunlardan kaçanları iadede aÇır davranıyor, hatta bunlardan bazılarını, yüksek makamlara getiriyordu. Mesela Got menşeli Arnegisclus'u "general" rütbesi ile Trakya'da, Hun sınırında vazifelendirmişti. Müşterek pazar yerlerinde, Grek tacirleri, Hunları aldatıyorlardı. Margos piskoposu, Konstantia civarında, kıymetli madenlerden yapılmış silahları ve ziynet eşyası ile birlikte gömülen Hun büyüklerinin mezarlarını soymuş, bu davranış, Hunları infiale sevk etmişti. Nihayet Bizans, yukarıda geçen Akatirler isyanında, tahrikçi rol oynamıştı. DiÇer taraftan Kuzey Afrika Vandal kralı Geiserikh, Akdeniz'deki harekâtını engelleyen Bizans'a karşı, Attila'dan yardım istemişti. Bu sebeplerle, Attila'nın idaresinde olarak, Margos'un zaptı ile başlayan 1. Balkan seferi (441-442), Singidunum (Belgrad) ve Naissus (Niş) üzerinden Trakya'ya doÇru gelişirken, Batı Roma'nın aracılıÇı neticesinde hızını kesti. Roma orduları başkumandanı Aetius, bundan böyle Theodosios'un, antlaşma şartlarına riayet edeceÇini garantilemek üzere kendi oÇlu Karpilio'yu, Hun sarayına rehine olarak göndermişti. Bu sefer sonunda, Tuna boyundaki kaleler Hun idaresine geçmiş, daha geri hatlardaki tahkimat yıktırılmış, Balkanlar'da Hunlara karşı durabilecek mukavemet yuvaları kaldırılmıştı.

445'te Bleda'nın ölümü üzerine tek başına Hun imparatoru olan Attila, iktidarının şahikasına yükselmekte idi. Batı Asya ile Orta Avrupa'ya hakimdi. Her iki Roma'nın durumları meydanda idi. Attila'ya karşı koyabilecek bir kuvvetin kalmayışı, bir psikolojik belirti olarak, "savaş tanrısı Ares'in" kılıcını, Attila'nın ellerine verdi. Priskos'a göre, uzun zamandan beri kayıp olan bu kutlu kılıç, bir Hun çobanı tarafından bulunarak Attila'ya getirilmişti. Artık dünyanın fethi yakındı, zira Ares'in kılıcı vasıtası ile, yeryüzüne hükmetme yetkisinin, Tanrı tarafından Attila'ya tevdi edildiÇine inanılıyordu.

Bu duruma ilaveten, Bizans'ın kaçakları geri vermekten çekinmesi, yıllık vergiyi ödemede isteksizliÇi, 2. Balkan seferinin açılmasına sebep oldu (447). Attila'nın idaresi altında birkaç noktadan Tuna'yı geçen Hun ordusu, iki koldan ilerleyerek kaleleri, Sardika (Sofya), Philippopolis (Filibe), Markianopolis (Preslav), Arkadiopolis (Lüleburgaz) müstahkem mevkî ve şehirlerini zapt ede ede ve Tesalya'da Termopil'e kadar geniş bir daire çizdikten sonra, Bizans başkentini kuşatmak üzere Athyra'ya (Büyük Çekmece) ulaştı. Orada, barış yapmak için Theodosios'un süratle gönderdiÇi magister ve patricius Anatolios, Attila tarafından kabul edildi ve anlaşmaya varıldı (Anatolios Barışı). Buna göre, Tuna'nın güneyinde beş günlük mesafedeki yerler askerden arındırılacak, buralardaki pazarlar yerine, artık bir Hun sınır şehri haline gelen Naissus'da (Niş) ortak pazar kurulacak, Bizans, harp tazminatı olarak 6000 libre altın ödeyecekti. Ayrıca, yıllık vergi, üç katına (2100 libre altın veya yaklaşık 150.000 solidus) çıkarılmıştı.

Bizans bakımından en aÇır şart, yıllık vergi idi. Her sene bu kadar altın tedarik edilmesi, imparatorluÇun takatini aşıyordu. ŞaşırdıÇı anlaşılan Theodosios, sarayındaki ileri gelenlerin de tavsiyesi ile, garip bir kurtuluş yolu buldu: Bir suikast ile Attila'yı ortadan kaldırmayı planladı. Başında Edekon (umumiyetle kabul edildiÇine göre, Skir Germenlerinin şefi; fakat A. Vambery'ye göre Türk olup, adın aslı Edikkün'dür) ve Orestes'in (Pannonia'lı bir Romalı) bulunduÇu Hun elçilik heyeti ile birlikte, Bizans başkentinden Attila'nın devlet merkezine, yani Orta Macaristan'a doÇru yola çıkan, tanınmış hukuk bilgini Maximinos başkanlıÇındaki heyette; seyahat notları, başta Attila ve çaÇı olmak üzere 5. asır Avrupa Türk tarihini ayrıntılı şekilde öÇrenmemize yardım eden, kâtip Priskos da bulunuyordu. Suikastı gerçekleştirmekle vazifeli Bigila'nın da katıldıÇı heyet, 448 yılı yazında, Hun başkentine (yeri belirlenememiştir) geldiÇinde, durumdan Edekon vasıtası ile haberdar olan Attila, yaptıÇı alenî sorguda, Bigila'ya maksat ve faaliyetlerini itiraf ettirdi. Bizanslıların hiçbirine dokunmadı, fakat Theodosios'a hitaben yazdıÇı şu mesajı, hususî elçi ile imparatora yolladı:

"Theodosios, Attila gibi, asîl bir babanın oÇludur. Attila, babası Muncuk'tan aldıÇı asaleti muhafaza etmiş, fakat Theodosios, Attila'nın haraçgüzarı olmakla köle durumuna düşmüştür. Theodosios, kölelik haysiyetini de koruyamamıştır, çünkü efendisi olan Attila'nın canına kıymak istemiştir".

Attila'yı teskin etmek üzere, Bizans' tan, derhal, yukarıda adı geçen Anatolios ile magister ve kançılar Nomos başkanlıÇında, ikinci bir heyet yola çıkarıldı. Bu elçiler, Hun başkentinde Attila'yı, tahminler hilafına, sakin ve yumuşak buldular. Zira, Hun dış siyaseti deÇişmekte idi: İmparator Theodosios'un şahsında, Bizans'ı tamamen kendi iradesine baÇlı kabul eden Attila, artık Batı Roma'ya yönelme zamanının yaklaştıÇı kanaatine varmış bulunuyordu. Batı Roma'ya esasen son mühim askerî destek, 439 yılında yapılmış, ondan sonra yardımlar tedricen kesilmişti. Batı Roma, Hun devletine yıllık vergisini muntazaman ödemekle beraber, gelişen yeni durumun farkında olan başkumandan Aetius, muhtemel bir Hun-Roma çatışmasına hazırlanmakta idi: "Barbar"larla münasebetlerini düzeltmiş, onlardan aldıÇı ücretli askerlerle, Türk usulünde, çoÇu, süvari birliklerinden kurulu ordular teşkiline girişmiş, Hunlar'a baÇlı bazı kavimlerle gizli temaslar aramaÇa başlamıştı. Buna karşılık Attila da, 443 yıllarında tekrar alevlenen ve Galya'dan İspanya'ya da sıçrayan köylü isyanları ile yakından ilgileniyor, Roma'ya karşı Vandallarla işbirliÇi imkânlarını araştırıyordu. O da, şüphesiz, Roma imparatorluÇu ve "barbar"lardan meydana gelen bütün bir Batı dünyası ile hesaplaşacaÇı için, işin ehemmiyet ve nezaketini takdir etmekte idi.

448'lerden itibaren iki yıl kadar süren Hun siyasî ve askerî hazırlıÇı tamamlanınca, Attila, ilk diplomatik taarruzunu Roma'ya yöneltti. İmparator Valentinianus III'ün kızkardeşi olup, vaktiyle, evlenmek arzusu ile Attila'ya nişan yüzüÇü gönderen ve 425'ten beri imparator hukukunu haiz olduÇunu belirlemek üzere "Augusta" unvanı ile anılan, delişmen tabiatlı Honoria'yı zevceliÇe kabul ettiÇini bildiren Attila, çeyiz olarak, imparatorluÇun, Honoria'nın hissesine düşen yarısını veya "Augusta"nın kocası sıfatı ile Roma imparatorluÇunun idaresine iştirak hakkını istedi. Önce oyalama yolunu tutan Valentinianus ile Aetius'un, teklifi nihayet açıkça reddetmeleri, büyük Hun seferini, meşru duruma soktu. Ren kıyılarındaki Ripuar Frankları ve Vizigotlarla ilgili bir iki anlaşmazlık da savaş havasını olgunlaştırdı.

451 başlarında, Orta Macaristan'dan batıya harekete geçen Hun kuvvetlerinin mevcudu, 80-100 bini Türk, bir o kadarı da yardımcı Germen ve İslav olmak üzere 200 bin kişi civarında idi. Hun orduları, Mart ayı ortalarına doÇru Ren nehrini üç noktadan aşarak Galya'ya girdiÇi sırada, İtalya'dan yola çıktıktan sonra, Hun düşmanı "barbar"ların saÇladıÇı takviyelerle, sayısı yine 200 bine yükselen Aetius kumandasındaki Roma ordusu, Galya'da kuzeye doÇru hızla ilerliyor; Hun orduları, Mettis'i (Metz) (7 Nisan) ve Durocortorum'u (Rheims) zaptederek, Paris yakınındaki Aurelianum (Orleans) şehrine ulaştıÇı zaman, Aetius da oraya yetişmiş bulunuyordu. Fakat karşılaşma, Attila'nın Türk taktiÇine daha uygun gördüÇü, Katalaunum'da (veya Campus Mauriacus sahası, Troyes şehrinin batısında Champagne ovasına doÇru) oldu (20 Haziran 451). Batı dünyasının iki yarısının birbiri üzerine yüklendiÇi, nihayet 24 saat süren ve iki tarafın çok aÇır kayıplar verdiÇi (Jordanes'e göre 165 bin ölü) muhakkak olan bu büyük savaşta kimin galip geldiÇi, hâlâ münakaşa edilmektedir. Avrupalı tarihçiler, ta A. Thierry'den beri (1856), Attila'nın yenildiÇini söylerler ve buna, Roma kuvvetlerinin imha edilmeden Hunların çekildiÇini delil gösterirler. Ancak son araştırmalar, meseleye biraz daha ışık tutmuş görünmektedir: Anlaşılmıştır ki, savaş gününün akşamı, Roma ordusu daÇılmış, birlikleri arasında irtibatı kaybeden başkumandan Aetius bile, yanlışlıkla düştüÇü Hun kıtaları arasından güçlükle kurtulmuş, ertesi gün erken saatlerde, Roma'ya baÇlı Batı Got ordusu, savaşta ölen kral Theodorikh'in oÇlu Thorismund idaresinde muharebe meydanından uzaklaşmış, aÇır kayıplara uÇrayan Frank kuvvetleri de onları takip etmişti. Ayrıca, bu savaşta Attila'nın, gayesine ulaştıÇı da aşikârdı. Batıyı hakimiyetine alabilmek için, Roma İmparatorluÇunun insan ve asker deposu durumunda olan Galya barbarlarını saf dışı etmek isteÇi ile önce Galya'ya yürümüş olan Attila, Roma'nın bu tabiî müttefiklerinin savaş gücünü kırarak, Roma'yı desteksiz bırakmaÇa muvaffak olmuştu. Ünlü Aetius'un, Roma'da gözden düşmesi, bunun neticesi idi. Ordularını Galya ortasından, oldukça saÇlam ve disiplin içinde, 20 gün kadar bir zamanda kendi başkenti bölgesine getirebilen Attila, kudret ve "korkunçluÇunu" muhafaza ettiÇine göre, Campus Mauriakus'ta, Batı İmparatorluÇunun ne kazandıÇı, o sırada Roma'da sık sık sorulan suallerdendi. Nitekim, daha bir yıl geçmeden Attila, İtalya seferine başladıÇı zaman, Roma'nın Hunlara karşı çıkaracak kuvveti kalmamıştı. Hadiselere çaÇdaş Prosper Tiro'nun (Papa Leo I'in kâtibi) kaydettiÇine göre Aetius, mukavemet imkânsızlıÇı dolayısıyla, İmparator Valentinianus'un, İtalya'dan ayrılmasını tavsiye etmekte idi.

Attila, 452 baharında, çekirdeÇini süvari kuvvetlerin teşkil ettiÇi 100 bin kişilik ordusunu, Julia Alpleri'nden geçirerek bugünkü Venedik düzlüÇüne indirdi. Oradaki meşhur Aquileia kalesini zaptettikten sonra, Po ovasına girdi. Aemilia bölgesini işgale başlayıp, Roma imparatorluÇunun o zamanki başkenti Ravenna'yı tehdit etmesi, meselenin nihayete erdirilmesine kâfi geldi. Roma sarayı, endişeli; halk, telaşlı; Senato, ne olursa olsun, barış yapmak kararında idi. Kilise de bu arzuya katıldı. Süratle bir heyet hazırlandı. Hitabeti ile meşhur Papa Leo 1 ("Büyük Leo") başkanlıÇında konsül G. Avianus ve eski "praefecture" Trygetius'dan kurulu bu heyet, Mincio ırmaÇının Po nehrine döküldüÇü düzlükte ordugâhını kurmuş olan Attila tarafından kabul edildi (452 Temmuz ortası). Papa, imparator ve bütün Hıristiyan dünyası adına, büyük Türk başbuÇundan, Roma'yı esirgemesini rica etti. Beş yıl kadar önce, kahir bir kuvvetle Çekmece'ye kadar geldiÇi halde, nasıl İstanbul'u tahrip etmekten kaçınmış ise, Papa'nın aÇzından Roma'nın teslim olduÇunu öÇrendikten sonra, bu eski medeniyet merkezini korumayı da vazife sayan Attila, muzaffer ordusu ile başkentine dönerken, şüphesiz, tıpkı Bizans gibi, Batı Roma İmparatorluÇunun da kendi iradesine baÇlandıÇı kanaatinde idi. Priskos'un, 448'de Hun başkentinde Batı Roma elçisi Romulus'dan duyarak belirttiÇi üzere, şimdi sıra OrtadoÇu'daki Sasanîlerde idi. Oranın da himayeye alınması ile "dünya hakimiyeti" gerçekleşecekti. Fakat bu, Attila'ya nasip olmadı. İtalya seferinden dönüşte, rivayete göre, zifaf gecesinde, herhangi bir iç kanama neticesi aÇzından, burnundan kan boşanmak suretiyle öldü (453). Yaşı 60 civarında idi.

Attila, milletlerin hafızalarında ölümsüzlüÇe ulaşmış, tarihin nadir simalarından biridir. Hatırası etrafında İtalya'da, Galya'da, Germen memleketlerinde, Britanya'da, İskandinavya'da ve bütün Orta Avrupa'da, asırlarca aÇızdan aÇıza dolaşan efsaneler türemiş , romancılara, ressamlara, heykeltıraşlara konu olmuş, hakkında en çok kitap yazılan şahsiyetlerden biri durumuna yükselmiş, tiyatro yazarlarına, kompozitörlere ilham vermiş, adına bir düzineye yakın opera bestelenmiştir. Son yarım asırda yapılan tarafsız tarih araştırmaları, onun, Hıristiyan Orta-çaÇının taassup kokulu uydurmaları ile ilgisi bulunmadıÇını; Nibelungen destanları başta olmak üzere, çaÇdaşı kayıtların, onu, iyilik sever, babacan, çok yüksek vasıfta bir hükümdar olarak tanıdıÇını ortaya koymuştur.

Attila'nın ölümünden sonra, hatunu Arıgkan'dan doÇan üç oÇlu; sırasıyla İlek, Dengizik, İrnek, babalarının yerini tutamadılar. İmparator olan İlek, ayaklanan Germen kavimleri ile yaptıÇı Nedao (Avusturya'da) savaşında hayatını kaybetti (454). Çok cesur, fakat siyasî zekâdan mahrum Dengizik, imparatorluk birliÇini yeniden kurmak için, neticesiz mücadeleler içinde çırpına çırpına, nihayet bir Bizanslı'nın kılıcı ile can verdi (469). İrnek ise, büyük kardeşlerinin ölümünden sonra, artık Orta Avrupa'da tutunmanın zorluÇunu anlayarak, savaşlarda yorgun düşen Hunların büyük kısmı ile Karadeniz'in batı kıyılarına döndü.

İrnek idaresindeki Hunların, önce Güney Rusya düzlüklerinde görünen, sonra Balkanlar'da ve Orta Avrupa'da birer devlet kuran Bulgarlar ile Macarların teşekkülünde büyük rol oynadıÇı anlaşılmaktadır. Tarihî kayıtlarda Bulgar-Türk devletinin hükümdar ailesi olan Dulo (Doulo) sülalesine mensup gösterilen İrnek, Macar geleneklerinde, Macar kabilelerini, Tuna boyuna getirerek orada yerleştiren Arpad hanedanı tarafından, ata tanınmaktadır. 4. asırda Hunlara, Volga'dan batıya doÇru rehberlik eden geyik motifli "Sihirli Geyik" efsanesinde de, Hunlarla Macarlar (Hunor-Moger) kardeş gösterilmiştir. Nihayet, Macaristan'da yaşamış olan Sekeller'in Hunların çocukları olduÇu zannını uyandıran bir başbuÇ Çaba Efsanesi vardır. Avrupa Hun kütlesi, yalnız bu Türk devlet ve topluluklarının oluşumuna ve kültür yönünden Batı Avrasya'sına saÇlam bir zemin vermekle kalmamış, daha mühim olarak, Asya kıtasında yer darlıÇı, kıtlık yüzünden veya siyasî-askerî bir sebeple sıkıntıya düşen ve bu tedirginlikten kurtulmak için huzurlu, rahat, hür, yeni iklimler arayan Türk kütlelerine, Batı yönünün açıcısı olmuştur. Aynı zamanda, yol üzerindeki İndo-İranî ve Germen gruplarını (Alanlar, Sarmatlar, Gotlar vb.) ileriye, uzaklara iterek veya kısmen kendi içinde eriterek temizlemek suretiyle, bu yolu, sonraki 900 yıl müddetle Türk göçlerinin hizmetine hazırlamıştır. Bu noktanın bilhassa belirtildiÇi batı araştırmalarında, Hunlar üzerinde Avrupa'nın çeşitli kültürel tesirleri konusunda düşülen aşırılık da dikkatten kaçmamaktadır. Attila'nın sarayında, yabancı kökenden görevlilerin bulunduÇu, bunların yüksek mevkiler işgal ettiÇi ve Türk, Got, Latin dillerinin aynı ölçülerde konuşulduÇu doÇrudur. Ancak, halkı Germen ve Latin olan Avrupa kıtasında tabiî sayılması gereken bu durumun, derin kültür tesirinden ziyade, Hun-Türk İmparatorluÇunun niteliÇinden doÇduÇunu kabul etmek, daha isabetli olur. Nitekim, Hun topluluÇu ne dil, ne de hayat tarzı yönlerinden deÇişikliÇe uÇramış, siyasî iktidar sona erince de, oraları bırakıp Türk çevresine dönmek tercih edilmiştir. Buna karşılık, Hun hakimiyeti çaÇının, Avrupa'da şu derin etkileri olmuştur:

a. "Kavimler göçü" yolu ile, bugünkü durumun temelini oluşturarak, etnik ;

b. Savaşlar veya dostça münasebetler yolu ile edebî (Nibelungen Destanı, efsaneler vb.);

c. Bozkır sanatı yolu ile estetik;

ç. Batı Roma İmparatorluÇunun yıkılması (476; İtalya'nın ilk yabancı kralı Odovakar, Attila'nın sadık adamlarından Edekon'un oÇlu idi) ve büyük istila hareketlerinin başlaması üzerine, çok mühim bir tarihî gelişme olarak, Roma- Germen gruplaşma eÇiliminin uyanması yolu ile siyasî;

d. Hatta köylünün ve güçsüzün korunmasına yönelik "şövalyelik" (dar manada, atlı savaşçılık) hayatının ve Roma imparatorluk kavramına karşı millî duyguların ortaya çıkışı bakımından sosyal;

e. Avrupa ordularının Türk sistemine göre ıslahı hareketleri dolayısıyla askerî bakımlardan Türk kültür tesirleri, Batı'da hemen bütün Orta-çaÇlar boyunca devam etmiştir.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Sponsored Links
Alt 11-17-2007, 20:19   #12 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

I.Bahadır Şah

Babürlü hükümdarı. Asıl ismi Kutbüddin Şah-ı Âlem olup, 1707-1712 yılları arasında saltanat sürdü.
1643 yılında Hindistan’ın Dekken bölgesindeki Burhanpur şehrinde doÇdu. 1663’te babasını temsilen Hindistan’ın güney ve orta kesimlerini kaplayan Dekken platosu bölgesine gönderildi. 1699’da Kabil valiliÇine getirildi. Babasının ölümünde burada bulunuyordu. Hemen harekete geçerek saltanatını ilan eden kardeşi Azam ile Agra yakınlarında Cacav’da savaştı ve onu yenerek oÇullarını da öldürdü (18 Haziran 1707). Bahadır-I adıyla tahta çıktıÇında diÇer kardeşi Kam Bahş ve Racputlar ayaklandılar. Bahadır Şah, Haydarabat'ta olduÇunu haber aldıÇı kardeşi Kam Bahş ile karşılaştı ve yaptıÇı muharebede onu yendi. Savaş sırasında yaralanan Kam Bahş da az sonra öldü.

Böylece saltanata tek başına sahip olan Bahadır Şah, Racput ve Sihlerin ayaklanmalarına müdahale ederek, üzerlerine yürüdü. Banda idaresindeki Sihler, Longarh’da Aralık 1710’da maÇlup edildiler ve Pencab DaÇlarına kadar sürüldüler. Bahadır Şah-I beş sene süren saltanattan sonra, 27 Şubat 1712’de vefat etti. Delhi’deki Huld Menzil (Ebediyet KonaÇı) adı verilen türbesine defnedildi
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-17-2007, 20:20   #13 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

II.Bahadır Şah

Hindistan’da Babürlü Türk Devletinin son hükümdarı. Asıl ismi Ebü’l-Muzaffer Siraceddin Muhammed’dir. İkinci Ekber Şah’ın oÇludur. 24 Ocak 1775’te doÇdu.
1837 yılında babasının ölümü üzerine, 62 yaşında tahta çıktı. Bu sırada devletin kontrolü İngilizlerin elinde bulunuyordu. 20 sene sadece isimden ibaret kalan bir hükümdarlık yaptı. 1857’de Kalküta yakınlarında Müslüman askerler ayaklandılar. Süratle büyüyen ayaklanma sonunda askerler Delhi’de duruma hakim oldular. İkinci Bahadır Şah, fiili bir hükümdar olarak göreve başladı. Camilerde hatipler Delhi halkını cihada çaÇırıyor ve Bahadır Şah'ı desteklemeleri için ikazlarda bulunuyorlardı. İkinci Bahadır Şah, oÇlu MoÇol Mirzayı seraskerliÇe tayin etti.

Fakat bir süre sonra askerin iaşe masraflarının karşılanmaması yüzünden sipahiler komutanlarını dinlemeyerek yaÇmaya başladılar. Bu karışıklıktan faydalanan İngilizler, Sir John Lawrens idaresinde Delhi harekatını başlattılar. Lawrens, 8 Haziran’da Delhi önlerine gelerek İngiliz kuvvetlerini savaş nizamına soktu. Dört bir yandan açılan topçu ateşi Delhi’de büyük zayiata sebep oldu. İngiliz birlikleri açılan surlardan şehre girdiler. Bahadır Şah ve sipahiler iç kaleye (Kale-i Mualla) çekildiler ise de çok geçmeden teslim oldular. İngilizler batı vahşetinin tipik bir misalini burada göstererek, kendilerine sıÇınan saray erkanını kurşuna dizdiler. Mahkemeye sevk edilen İkinci Bahadır Şah, ömür boyu hapse mahkûm edildi. Aralık 1858’de resmen tahttan indirildi. Burma’da Rangun şehrine gönderilen Bahadır Şah, 7 Kasım 1862’de öldü.

İkinci Bahadır Şah, âlim, hattat ve aynı zamanda iyi bir şair olup, Zafer mahlası ile şiirler yazardı.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-17-2007, 20:20   #14 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

Balamber

Adı bilinen ilk Batı Hun Türk hükümdarı (IV. yüzyılın ikinci yarısı).
DoÇu ve Batı Gotları ortadan kaldırdı. Hun topraklarını genişletti. Kafkasların kuzeyinde yaşayan Alanları, Volga-Don bölgesindeki Sarmat ve İskitleri buyruÇu altına aldı. Daha sonra DoÇu Got İmparatorluÇuyla savaştı ve onları yendi (373-374 arası). Got kralı Ermanarik, intihar etti. Balamber, düşmana çok iyi davrandı. Memleketlerinde kalmalarına izin verdi. Kendilerine kral seçmelerini istedi. Yeni kral Vithimir, DoÇu Got İmparatorluÇunu eski haline getirmek için çalıştı. Komşu kavimlere saldırdı. Balamber, buna engel oldu. Vithimir öldürüldü. Halkı ise Batı Gotlara sıÇındı. Fakat bir gece ay ışıÇında nehri geçen Balamber, Gotları bastı ve bozguna uÇrattı. Volga'dan, AşaÇı Tuna'ya uzanan bir Hun İmparatorluÇu kurdu.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-17-2007, 20:22   #15 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

II.Bayezid

Sekizinci Osmanlı padişahı. Fatih Sultan Mehmed’in iki oÇlundan büyüÇüdür. 1447 yılında doÇdu. Küçük yaştan itibaren tam bir ihtimamla yetiştirilen şehzade Bayezid, devrin en kıymetli alimleri elinde tahsil gördü. Yedi yaşındayken, Hadım Ali Paşa nezaretinde Amasya valisi oldu. 1473 Otlukbeli Savaşına saÇ kol kumandanı olarak katıldı. Babası Fatih, 3 Mayıs 1481 tarihinde sefere giderken Gebze’de vefat edince, 20 Mayıs 1481’de tahta çıktı.
Ancak Bayezid, kardeşi Cem Sultanın muhalefeti ile karşılaştı. Bursa’yı alan ve adına hutbe okutan Cem’e karşı Yenişehir Savaşını kazanan Bayezid, duruma hakim oldu. Fakat Cem meselesi sona ermedi. Tersine olarak bu iş doÇu ve batı devletlerinin en çok ilgilendikleri bir problem halini aldı. Devlet bu yüzden daimi bir tehdit altına girdi. Çünkü Cem’in Avrupa’ya geçmesi Hıristiyan devletlerce ve bilhassa papalık makamınca Türkler hakkında beslenilen kötü fikirlerin tatbik sahasına konulması için bir fırsat olarak kabul edildi ve Osmanlı İmparatorluÇunun yıkılması için en müsait vaktin geldiÇi sanıldı. İşlerin tehlikeli bir yola girdiÇini gören Bayezid Han, bu sebeple 16 Ocak 1482’de Venediklilerle bir antlaşma imzalayarak HıristiyanlıÇın en kuvvetli uzuvlarından birini felce uÇrattı. Böylece, zahiren de olsa, onların dostluÇunu temin ederek, 17 yıl Osmanlılar aleyhindeki teşebbüslere seyirci kalmalarını saÇladı.

BoÇdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi ve aleyhte faaliyetleri üzerine 1484 yılında bu ülkeye karşı sefere çıkan Bayezid, 15 Temmuz'da Kili ve 11 AÇustos’ta Akkerman Kalesini fethetti.

Bu sırada Osmanlıların, daha önce Cem’e sahip çıkarak Bayezid’e karşı kışkırttıÇı gerekçesiyle aralarının açık olduÇu Memlûklularla Dulkadır BeyliÇi üzerindeki hakimiyet meselesi yüzünden 1485’te başlayıp 1491’e kadar devam eden savaşlara girişildi. Genelde küçük birliklerin vuruşmaları şeklinde cereyan eden savaş sonunda kesin bir netice alınamadı.

Sultan Bayezid, kardeşi Cem’in 1495’te Napoli’de vefat etmesinden sonra, Osmanlı Devletinin dış politikasına başka bir yön verdi. 1498 senesi ilk ve sonbaharında Silistre sancakbeyi Bali Bey kumandasında 40 bin kişilik akıncı birliÇi Lehistan’a Osmanlı tarihinin en büyük akın hareketlerini gerçekleştirdiler. Bu arada Venediklilerin Mora üzerine tecavüzî hareketlerde bulunması üzerine de Sultan, 1499’da Mora seferine çıktı. 25 AÇustos’ta İnebahtı, 9 AÇustos 1500’de Modon ve 16 AÇustos’da Koron Venediklilerden alındı.

Bayezid Han, batıda daha önemli fetihlere başlama noktasındayken, doÇuda büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldı. Bu sebepten Osmanlı Sultanı 1502’den sonra zamanını Safevi hükümdarı Şah İsmail’in türlü entrikalarını karşılamaya hasretti. Memluklularla birlikte ona karşı askeri tedbirler aldı. Fakat bilhassa onunla bir ihtilafa düşmemeye çalıştı. Çünkü Anadolu’da kalabalık bir halk kütlesi, Şah İsmail tarafını tutuyordu. Nitekim 1511’de patlak veren Şah Kulu Baba Tekeli isyanında Kütahya’yı ele geçiren asiler, güçlükle bastırılabildiler.

Sultan Bayezid’in son yılları, saltanatı ele geçirmek isteyen oÇullarının mücadelesine sahne oldu. Neticede kardeşlerine karşı daha dirayetli olan ve yeniçeriler tarafından da desteklenen oÇlu Selim, İstanbul’a davet edildi. Selim, 24 Nisan’da, Bayezid’in huzuruna gelerek el öptü. Bayezid, ellerini kavuşturarak duran Selim’e; “Adaletten ayrılma, acizlere ve biçarelere karşı merhametli ol. Kimsesizlere şefkat göster, herkesin sana râm olmasını istiyorsan ulemaya çok saygı göster; zaruret olmadıkça kimseye sert davranma” dedikten sonra çok dualar etmiş ve padişahlıÇını Allahü tealanın mübarek etmesi dileÇiyle saltanatı kendisine teslim etmiştir.

Bayezid Han, daha sonra Dimetoka’daki saraya giderken, Abalar köyü mevkiinde hastalanarak 26 Mayıs 1512 günü vefat etti. Kabri İstanbul’da, Beyazıt'taki caminin yanındaki türbededir. İlim sahibi, takva, adalet ve merhametten ayrılmayan, vakarlı ve hilmiyle meşhur bir padişah olduÇu için Veli Bayezid olarak bilinir. Beyazıt meydanında kendi külliyesi ile birlikte camiinin inşası bitince Padişah: “Her kim ömrü boyunca ikindi ve akşam namazlarının sünnetlerini terk etmemiş ise, ilk Cuma namazında imam olsun!” buyurmuştu. Bu hususta kendisinden başka kimse çıkmamış, sulhta ve seferde hiçbir sünneti bırakmadıÇı için namazı kendisi kıldırmıştır. Sultan Bayezid’in mührünü taşıyan sayısız yazma eserin Türkiye ve Avrupa kütüphanelerinde bulunması onun kültür faaliyetlerini açıkça göstermektedir.

Bayezid Han, vaktinin çoÇunu mütalaa ile geçirir, okuduÇu kitaplar hakkında düşüncesini yazardı. Namına çok eser yazılmıştır. O, eserlerin açık ve anlaşılır bir dil ile yazılmasını emrederdi. Bu yönüyle Türk diline verdiÇi ehemmiyet ortaya çıkmaktadır.

Bayezid Hanın âlimliÇi, şairliÇi, hat sanatkarlıÇı, ilim ve şiir erbabına gösterdiÇi saygı ve sevgi, Fatih Sultan Mehmed’in oÇluna yakışır derecedeydi. Adlî mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Sultan İkinci Bayezid Hanın otuz seneden fazla süren saltanatı boyunca, sulh ve sükûnu tercih etmesi, donanmayı yenileyip hazırlıklar yapması, kendisinden sonra tahta geçen oÇlu Yavuz Sultan Selim Hanın fasılasız seferler ile meşgul olmasına vesile oldu. Zamanında yeniçeri ocaÇını genişletti. AÇa bölükleri kuruldu. Donanmaya ehemmiyet verilerek, yelkenli savaş gemileri yapıldı ve gemilere uzun menzilli toplar yerleştirildi. Timar teşkilatında deÇişiklik yapıldı. Sultan Bayezid, bir taraftan devlet teşkilatını saÇlamlaştırarak halkın huzur ve sükûnunu temin etmek için uÇraşırken, diÇer taraftan doÇudan batıya kadar bütün Müslümanların meseleleri ile ilgilendi.

Memleketin her tarafında imar faaliyetlerini devam ettirdi. YaptırdıÇı en önemli eserler arasında Amasya’da medrese, cami ve zaviye, Edirne’de bir darüşşifa ve İstanbul’da Beyazıt Camii, medrese ve imareti başta gelmektedir.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-17-2007, 20:25   #16 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

Belek Bey

Haçlılara karşı büyük zaferler kazanan Artuklu emiri. İsmi, Belek bin Behram bin Artuk olup, lakabı Nuruddevle’dir. DoÇum tarihi bilinmemektedir. Amcası İlgazi, Artukluların Mardin; diÇer amcası Sökmen ise Hısn-Keyfa (Hasankeyf) kolunun beyiydi.
Sökmen Bey, Haçlılara karşı gösterdiÇi kahramanlıklardan dolayı Selçuklu Sultanı Tutuş tarafından kendilerine verilen Surve şehrini yeÇeni Belek’e verdi. Ancak 1098 senesinde, Kudüs ve havalisinin Fatımilerin eline geçmesinden az sonra, Suruç, Hıristiyanların eline düştü. Belek Bey, bundan sonra bir süre daha amcası Sökmen ve İlgazi’nin hizmetinde bulundu.

Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar’ın 1110 senesinde bütün Türk emirlerini Mevdud’un komutasında haçlılara karşı sefere memur etmesi üzerine, Belek Bey de muharebeye katıldı. Büyük yararlılık gösterdi. 1113 senesinde amcası İlgazi’nin yardımı ile Harput ve Palu bölgesini ele geçiren Belek Bey, bu bölgede, Artukluların Harput kolunu kurdu. Malatya ile Mengücüklere ait Dersim (bugünkü ElazıÇ ve Tunceli çevresi) bölgesini ele geçirerek hakimiyet bölgesini genişletti.

Belek Bey, yine amcası İlgazi ile 1119 senesinde Antakya üzerine yürüdü. Frankları Antakya civarında büyük bir hezimete uÇratarak pek çok ganimet elde etti. Bu sırada Mengücük oÇlu İshak Bey ile Trabzon Dukası Konstantin Gabras, Belek Beye karşı ittifak etmişlerdi. Belek Bey, süratle harekete geçerek müttefik kuvvetleri Şiran bölgesinde imha etti (1120). Beş bin civarında Rum ele geçirildi. Esirler arasında Trabzon Dukası ile, Melik İshak da bulunuyordu. Duka Gabras, 30.000 dinar fidye ödemek suretiyle serbest bırakıldı. Melik İshak ise, Melik Gazinin damadı olduÇu için esir muamelesi görmedi. Bu sırada amcası İlgazi’nin ölümü üzerine Haçlılara karşı yapılan savaşların idaresini Belek Bey üstlendi. 1122 senesinde Urfa kontu Jocelin ile Birecik senyörü Galeran’ın ordusunu imha ederek, kontu ve senyörü esir aldı ve Harput Kalesine hapsettirdi. Böylece Haçlıların önemli bir kolunu ortadan kaldırdı. Kudüs Kralı İkinci Baudouin intikam almak ve Haçlı kontlarını kurtarmak için büyük bir orduyla harekete geçti. Fakat, Belek Bey, daha hızlı davranarak, Haçlıları Raban’da pusuya düşürüp kılıçtan geçirdi. Kudüs Kralını ve yeÇenini esir alarak, Harput Kalesine hapsetti. Selçuklu Sultanı Mahmud, kazandıÇı zaferlerden dolayı Belek Beyi Haçlılara karşı savaşan Türk kuvvetlerine baş kumandan tayin etti. Harran ve Tel-başer’i ele geçiren Belek Bey, Halep üzerine yürüdü. Kısa bir sürede Halep'e giren Belek Bey, şehri İsmaililerden temizledi.

Bu sırada Harput Kalesinin tamirinde çalışan Gerger Ermenileri, isyan ederek kaledeki esir Haçlı kralı ile kontları kurtardılar. Durumu haber alan Belek Bey, on beş günde Halep’ten Harput’a geldi. Bu işte parmaÇı bulunanları ve ihanet edenleri cezalandırdı. Kudüs kralı ile arkadaşlarını Harran’a göndererek orada hapsettirdi. Sonra tekrar Frankların üzerine sefer düzenledi. Müşhile mevkiinde Haçlıları hezimete uÇrattı ve Mucaddat Kalesini fethetti.

Menbic Emiri Hasan bin Gümüştekin’in bazı hareketlerinden şüphelendi ve bu şehri ondan almaya karar verip, amcasının oÇlu Timurtaş’ı bu işe memur etti. Timurtaş, Hasan’ı ele geçirdi. Fakat, Hasan’ın kardeşi İsa kaleye kapandı ve teslim olmayı kabul etmedi. Ayrıca, Franklara haber göndererek yardım istedi. Bunun üzerine, Maraş kontu Geofroy komutasında on bin kişilik Haçlı ordusu, Menbic önüne geldi. Kuşatmayı kaldırmayarak arkasını saÇlama alan Belek Bey, 1124 senesi Mayıs ayının beşinde Haçlı ordusuyla karşılaştı. Çok şiddetli geçen muharebe, Türk ordusunun büyük zarferi ile sona erdi. Maraş kontu dahil olmak üzere, zulümleri ile meşhur Haçlı şövalyeleri öldürüldü ve pek çoÇu esir edildi.

Bu zaferden sonra Belek Bey, Menbic’in muhasarasını şiddetlendirdi. Ancak Belek Bey, kuşatma sırasında mancınıkların yerleştirilmesi gereken yerleri gösterirken kaleden atılan bir ok, sol köprücük kemiÇine saplandı. Oku bizzat kendisi çıkaran Belek Bey; “Bu ok bütün Müslümanlara vurulmuş bir darbedir” diyerek ruhunu teslim etti (1124). YeÇeni Timurtaş, ordunun komutasını ele alarak, cenazeyi Halep’e yolladı; İbrahim aleyhisselamın makamı önüne defnedildi. Daha sonra buraya mükemmel bir mezar yapıldı.

Belek Bey, ömrünü Haçlılara karşı savaşmakla geçirdi. Adil, dindar, devrinin en kahramanı ve Türkiye Selçuklu Sultanı Birinci Kılıç Arslan’ın takdirini kazanmış bir beydi. Ölümü, bütün İslam alemini mateme boÇdu. Hıristiyan teb'ası bile, böyle adil ve şefkatli bir beyi kaybetmekten üzüldü. Haçlılar ise, onun ölümüne ve ondan kurtulmuş olduklarına sevindiler. Belek Bey, MüslümanlıÇın, Allahü tealanın emirlerini yapmak, yarattıklarına merhamet etmek olduÇunu hakkıyla bildiÇinden, herkese iyi davrandı ve insanların takdirini kazandı.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-17-2007, 20:29   #17 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

Berk Yaruk

Büyük Selçuklu İmparatorluÇunun beşinci sultanı. Melikşah’ın büyük oÇludur. Babasının ölümü üzerine henüz çok küçük olan oÇlu Mahmud, sultan ilan edildi. Ancak buna rıza göstermeyen vezir Nizamülmülk ve taraftarları, Rey şehrinde Berkyaruk’u tahta çıkarıp, sultan ilan ettiler. Kardeşinin kuvvetlerini Berucird mevkiinde bozguna uÇratan Berkyaruk, daha sonra kendisini tanımak şartıyla ona, İsfahan ve Fars eyaletlerini devretti. Bu arada amcası Tutuş da harekete geçerek Musul’u ele geçirmişti. Berkyaruk Tutuş’u yenerek BaÇdat’a girdi ve adına hutbe okuttu. Mücadeleye devam eten Tutuş, Halep, Harran ve Urfa’yı ele geçirerek, tekrar Sultanın üzerine yürüdü. Zor durumda kalan Berkyaruk, İsfahan’a kardeşi Mahmud’un yanına sıÇındı. Bu sırada Mahmud’un ölümü ile onun kuvvetlerine de sahip oldu. Daha sonra, Rey yakınlarında Tutuş’la giriştiÇi muharebeyi kazandı. Savaş sırasında Tutuş’un öldürülmesi ile de ülke içerisinde birlik ve beraberliÇi saÇladı.
Sultan Berkyaruk, bundan sonra Anadolu ve Suriye’yi işgale başlayan haçlılar üzerine kuvvetler sevk etti. Ancak emirler arasındaki rekabetler ve Şii Fatımilerin aleyhte faaliyetleri sonucu, Haçlılara karşı kesin bir zafer elde edemedi.

Bu arada Berkyaruk’un karşısına Gence Melik’i ve kardeşi Mehmed Tapar, saltanat iddiasıyla çıktı. Berkyaruk, 1100 yılında Sefid-rud’da maÇlup oldu ise de; Mehmed Tapar’ı arka arkaya dört defa bozguna uÇrattı. Ahlat’a sıÇınan Mehmet Tapar, buranın hükümdarı Sökmen’i ve Ani emiri Menuçehr’i hizmetine alarak yeniden savaşa hazırlandı. Sultan Berkyaruk, çok kan aktıÇını, memleketin harap, emir ve askerlerin yorgun olduÇunu, hazinenin boş kaldıÇını, vergilerin tahsil edilemez bir hale geldiÇini ve nihayet İslam düşmanlarına fırsat verildiÇini beyan ederek, gönderdiÇi bir elçi ile, kardeşini barışa ikna etti. Böylece, 1104’te Azerbaycan’da Sefid-rud hudut olmak üzere Kafkasya’dan Suriye’ye kadar bütün vilayetler Mehmed Tapar’da kalmak ve BaÇdat'ta hutbe Berkyaruk namına okunmak şartıyla, bir antlaşmaya varıldı.

Selçuklu İmparatorluÇu, iki devlete ayrılmak suretiyle Türkiye ile birlikte üç Selçuk sultanı meydana çıktı. Lakin bu durum çok kısa sürdü. Zira, Berkyaruk, vücutça hasta olduÇu için, 1104 yılında yirmi altı yaşında öldü. Sultan Berkyaruk, ülkesini düşünen ve milletinin refahı için çalışan bir kimse idi. Ancak, kardeş kavgalarının hem de birlik ve beraberliÇe en muhtaç olunduÇu bir döneme rastlaması, Berkyaruk’u çok üzmüştü. Buna raÇmen fırsat buldukça Haçlı kuvvetleri üzerine asker sevk etmekten ve onlara darbeler vurmaktan geri kalmadı.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-17-2007, 20:30   #18 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

Bilge KaÇan

Göktürkleri, elli yıllık Çin esaretinden kurtararak, ikinci defa Göktürk HakanlıÇını kuran, İlteriş (İl’i, devleti toplayıp tanzim eden) unvanı ile anılan Kutluk KaÇanın büyük oÇlu. 684 yılında doÇdu. Babası Kutluk KaÇan öldüÇü zaman kardeşi Kültigin’le birlikte, küçük yaşta olmaları sebebiyle, amcaları KapaÇan KaÇanın ve millet emektarı, büyük müşavir Vezir Bilge Tonyukuk’un himayesinde büyüdü. O zaman Bilge KaÇan 8, Kültigin Han 7 yaşında idiler.
Amcası KapaÇan KaÇan tarafından 14 yaşında “şad” tayin edilerek devlet hizmetine girdi. Vezir Tonyukuk kumandasında, Göktürk HakanlıÇının İnal ile birlikte sevk ettikleri batı orduları grubunda yer aldı. İnal KaÇanla birlikte Altayları aşarak Bolçu’da On-ok ordusunu maÇlup etti ve Seyhun (Sir derya= İnci Nehri) kıyılarına ulaştı. Tonyukuk’un başkumandanlıÇını yaptıÇı bu ordunun başında Maveraünnehir’e kadar dayanan Bilge KaÇan, Kızıl Kum Çölüne girerek güney istikametini aldı. Göktürk Abidelerinde tezik şeklinde zikredildiÇi gibi, ilk defa olarak batıda Müslüman Araplarla karşılaşıldı (701). 709 yılında Kırgızlar’ın komşusu olan ve Yukarı Kem-İrtiş arasında bulunan Çikler ile Isıg Gölünün batısında yaşayan Azları, HakanlıÇa baÇladı. 710 yılında kardeşi Kültiginle birlikte zaman zaman başkaldıran Kırgızları maÇlup etti. 714’te Çin’in yıÇınak merkezi olan Beşbalık’ın kuşatılmasına, İnal KaÇan, Tung-lu Tekin ve eniştesi ile birlikte katıldı. 22 Temmuz 716 tarihinde Çinlilerle münasebet kuran Bayırkular’ın amcaları KapaÇan KaÇanı pusuya düşürerek öldürmeleri üzerine karışıklıÇa sürüklenmiş olan devletin yükünü, KapaÇan KaÇanın oÇullarını ve taraftarlarını bertaraf ederek, kardeşi Kültigin’le birlikte yüklendi. Kültigin’le birlikte seferler yaptı. Memlekette karışıklıklar çıkaran Dokuz Tatarlar ve OÇuzlar üzerine yürüyerek bozguna uÇrattı. Kültigin’in aşırı derece ısrarı üzerine 716 yılında hükümdar oldu. Göktürk orduları başkumandanlıÇını yüklendi. O zamana kadar bu vazifede bulunan baba yadigârı, Bilge KaÇanın kayın babası vezir Tonyukuk da devlet müşaviri olarak kaldı. İçte ve dışta yaptıÇı mücadelelerde büyük başarılar kazandı. Yurtsuz milleti yurtlu, fakir halkı zengin ettiÇi gibi, devleti ve milleti için canla başla çalıştı. 717 yılında Uygur İl-teber’i Kargan Savaşında yendi. Bir yıl sonra da isyana teşebbüs eden Karluklarla savaştı ve galip geldi.

Bilge KaÇan, Çinlilerle iyi münasebet kurmak istiyordu. Bu Tonyukuk’un da arzu ettiÇi bir durumdu. Fakat Çinliler, Türk birliÇini bozmak için Beşbalık’taki Basmıllar ile anlaşmışlardı. Bütün bunlar, Çinlileri çok iyi tanıyan ve vaktiyle Kutluk (İlteriş) KaÇanla birlikte istiklal mücadelesi veren Vezir Tonyukuk tarafından gayet iyi biliniyordu. Onun planı sayesinde Basmıllar, Beşbalık’ta kuşatılarak maÇlup edildi. Entrikalarının boşa çıktıÇını gören Çin de baskı altına alındı. Çin ordusu, Kan-su’da bozguna uÇratıldı (Eylül 720). Daha sonra çeşitli seferler düzenlendi. Kitanlar ve Tatabılar saf dışı bırakıldı (722-723).

Bütün bu hadiselerden sonra Çin, iyi geçinme noktasına geldi. 725 yılında Çin İmparatoru tarafından gönderilen elçiyi Bilge KaÇan, Kültigin ile Tonyukuk’un hazır bulunduÇu bir mecliste kabul etti.

Bilge KaÇan, 725 yılında kayınbabası Tonyukuk’u 731 yılında da 47 yaşında olan kardeşi Kültigin’i kaybetti. Bu iki Türk büyüÇünün ölümü, hakanlıkta büyük boşluklar meydana getirdiÇi gibi, millet de, başta Bilge Han olmak üzere büyük üzüntü içine düştü. Orhun Kitabeleri’nde bu husus: “Küçük kardeşim Kültigin öldü, görür gözüm görmez oldu, bilir bilgim bilmez oldu, zamanın takdiri Tanrı’nındır. Kişi-oÇlu ölmek için yaratılmıştır, kendimi bıraktım, gözden yaş akıtarak, gönülden feryad ederek yanıp yakıldım” şeklinde Bilge KaÇan’ın aÇzından, kendi inançlarına göre, bir nevi tevekkül içinde anlatılmaktadır.

Bu iki büyük millet ve devlet emektarının hatırasına, Bilge KaÇan zamanında bengü taşlar (kalıcı eserler) dikilmiş, hizmetleri ve düşünceleri kendi aÇızlarından verilmiştir.

734 yılının yazında K’i-tan ve Tatabılara karşı Töngez DaÇında kazanılan savaş, Bilge KaÇanın en son zaferi oldu. Bütün ömrünü milletinin birliÇi ve büyüklüÇü için geçirmiş olan Bilge KaÇanın, 19’u “şad” 19’u da “kaÇan” olmak üzere 38 senelik bir hizmeti vardır. Son zamanlarında, Çinli bir prenses ile evlenme arzusu, Çin imparatoru tarafından kabul edilmişse de, Çinlilerce aldatılan Buyruk-çor tarafından zehirlenmiş ve 25 Kasım 734 tarihinde, milleti büyük bir yas içinde bırakarak 50 yaşında vefat etmiştir. Adına, oÇlu tarafından Baykal Gölünün güneyinde, Orhun Nehri Vadisinde, Koşo Tsaydam Gölü civarında Bilge KaÇan Abidesi diktirilmiştir. Abideyi, yeÇeni Yollug Tigin kaleme almış ve 34 günde tamamlatmıştır.

Kitabelerde görüleceÇi üzere, Bilge KaÇan, milletine baÇlı, dindar bir hükümdardır. Böyle olmasına raÇmen, yeni bir dinin arayışı içinde olduÇunu söylemek mümkündür. Çünkü onun yerleşik hayata geçmek isteÇi ve kuracaÇı şehirlerde Budist mabetlerine yer verme teklifi, kayın babası Tonyukuk tarafından reddedilmiştir. Şayet saÇlıklarında İslamiyet, ülkelerine ulaşabilseydi, TürklüÇün eski yurdunda alperenlerin, gazilerin daha erken görüleceÇi büyük ihtimal dahilindeydi. Tonyukuk’un, Bilge KaÇanı bu iki düşüncesinden men edişi, Çin’e karşı kendilerini müdafaa şuuru iledir. Fakat bu fikir, netice olarak sonraları Türk dünyasının İslam'a girmesine zemin hazırlamıştır.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-17-2007, 20:32   #19 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)