Giriş Yapmadınız Yada Üye Değilsiniz...Üye Olmak İçin Buraya Tıklayın...

Klavye Forum  

Geri git   Klavye Forum > KÜLTÜR & SANAT > Genel Tarih
Kayıt ol Bloglar Yardım Üye Listesi Ajanda Klavye Link Arama Bugünki Mesajlar Okundu Kabul Et

Genel Tarih Oncelikle,Genel Tarih Sonrasinda Tarihteki Antlaşmalar,Belge Arşivleri,Fotoraf Arşivleri,Harita Arsivi,Tarihi Toplantilar gibi Tarih adina her bir konunun paylasim alani..


Etiketler:

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11-17-2007, 22:21   #91 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

Uzun Hasan

Akkoyunlu hükümdarlarından. OÇuzların Bayındır boyundan, Akkoyunlu Hanedanının kurucusu Kara Yülük Osman’ın torunu olup, babası Celâleddîn Ali Beydir. 1423 yılında Diyarbakır’da doÇdu. Uzun Hasan’ın gençliÇi, Akkoyunlu emirî Hamza Bey ile Cihangir arasında vukû bulan savaşlarla geçti. Hamza Beyin vefâtından sonra, Akkoyunlu tahtına aÇabeyi Cihangir geçti. Kardeşi Hasan Beyin büyük gayret ve yardımları sonucu iktidarı ele geçiren Cihangir, Ergani ve çevresini ona ikta olarak verdi. Cihangir Bey (1444-1463), 1455’te amcaları Şeyh Hasan ve Kasım’a karşı kardeşi Uzun Hasan’ı gönderdi. Uzun Hasan amcalarını maÇlup etti. Erzincan valisi, Cihangir Beye isyan edince, Uzun Hasan onu da itaat altına aldı. 1452’de Karakoyunlular karşısında bozguna uÇrayan Cihangir, Şah Cihan’ın hâkimiyeti altına düşünce, Hasan Bey, kuvvetleriyle bizzat harekete geçti. Erzincan ve Van Gölü çevresini yaÇmaladı. Malazgirt Hâkimi Kasım Beyin kuvvetlerini bozguna uÇrattı. 1453’te aÇabeyinin Diyarbakır’ı terk ettiÇini haber alınca, süratle gelerek şehri ele geçirdi ve beyliÇini îlân etti.
Uzun Hasan, Akkoyunlu tahtına sâhip olmasıyla, iktidarını kuvvetlendirme faaliyeti içine girdi. Cesur, tedbirli ve cömert olduÇundan ordunun kendisine itaati tamdı. Akkoyunluların düşmanı Karakoyunlu Şah Cihan’ın, Erdebil’den hudut dışı ettiÇi Safevîlî Şeyh Cüneyd’i ülkesine dâvet etti. 1456’da, Diyarbakır’a gelen Şeyh Cüneyd’e, kızkardeşi Hatice Begüm’ü verip, evlendirdi. Uzun Hasan’ın, Şeyh Cüneyd ile münâsebeti ve hânedana akrabâ yapması Akkoyunluların, Türk ve İslâm âleminin aleyhine oldu. Akkoyunlu-Safevî münâsebeti önce gizli, Şah İsmâil’den sonra da aşikâr pek çok hâdiselere sebep oldu (Bkz. Safevîler). Anadolu çok zarar gördü. Trabzon Rum İmparatoru Kalo İonnas, Osmanlılara karşı ittifak teklif edince, kızı Katerina Despina’yı isteyip karşılıÇında 1458’de antlaşma imzâlandı. Katerina Despina, Akkoyunlulara gelin gelince, Uzun Hasan’ı, Osmanlılar aleyhine faaliyet içine soktu. Trabzon Rum İmparatorluÇu, Uzun Hasan’ı İstanbul’un fethinden sonra, sürekli, Osmanlılar aleyhine kışkırttı. Trabzon Rum İmparatorluÇunun, Osmanlılara ödeyecekleri otuz bin altından vazgeçilmesi için aracılık yaptı. Uzun Hasan, yeÇeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi. Osmanlı Sultanı Fâtih’ten, Trabzon Rum İmparatorluÇu vergisinin affedilmesinden başka, Katerina Despina’ya çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fâtih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceÇini bildirdi. Fâtih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon Rum İmparatorluÇu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiÇi Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur DaÇlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma saÇlandı. Fâtih, 1461’de Trabzon’u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. Uzun Hasan, Akkoyunluların batısındaki devamlı genişleyen Osmanlılara karşı, bölgedeki hâkimiyetini kuvvetlendirme siyâsetini tâkip etti. Mısır Memlûklarından Harput’u alıp, Gürcistan’a akın harekâtı yaptırdı. Âzerbaycan ve Irak’a hâkim Karakoyunlular hükümdarı Cihan Şahı, 1467’de yenerek, öldürttü. Karakoyunluların müttefiki Şeybânîlerden Ebû Saîd’in saldırısını, 1469 başında bertaraf etti. Ebû Saîd’i öldürttü. Karakoyunlu Devletine son verip, ülkelerine hâkim oldu. Anadolu beyliklerinden Karamanlıları, Osmanlılara karşı kışkırttı. Avrupa devletlerinden Venediklilerden, Osmanlılara karşı kullanılmak üzere malzeme ve yardımcı kuvvet istedi. Venedik, Papalık, Cenova ve Karamanlılarla ittifak yaptı. Fâtih, Uzun Hasan’ın faaliyetlerini dikkatle tâkip ediyordu. Uzun Hasan’a karşı harekete geçip, hazırlıklarını tamamladı. Uzun Hasan ve Papa, Fâtih’in hazırlıkları üzerine, Venediklilerden top, teknik malzeme ve cephâne yardımıyla Almanya, Fransa ve İspanya’yı, Osmanlılara karşı harekete geçirdiler. Hıristiyan donanması, Uzun Hasan’a yardım için Akdeniz sâhiline çıkarma yaptı. 1473 Mart ayında sefere çıkan Osmanlı ordusu, AÇustos ayında Akkoyunlu topraklarına girdi. Bayburt’tan Tercan’a geldi. Uzun Hasan ordusuyla, Fâtih’in ordusu, 11 AÇustos 1473 târihinde, Otlukbeli’nde karşılaştı. Uzun Hasan, zekî, cesur bir kumandan olmasına raÇmen, Fâtih ve Osmanlı ordusunun ateşli silâhlardaki teknik üstünlük ve stratejisine karşı duramadı. Akkoyunlu ordusu bozulunca, Uzun Hasan, muhârebe meydanından kaçtı (Bkz. Otlukbeli Meydan Muhârebesi). Uzun Hasan Tebriz’e gelip, ordusunu tekrar toparlamaya başladı. Osmanlıların devamlı genişleyip, bölgede hâkimiyetini artırması üzerine başşehrini Diyarbakır’dan Tebriz’e naklettirdi. Otlukbeli yenilgisinden sonra, Gürcistan vâlileri, Uzun Hasan’a itaatsız olmaya başladılar. 1477 sonbaharında, âsi vâlileri itaat altına almak için Gürcistan Seferine çıktı. Tiflis’e harpsiz girdi. Bölgedeki prenslikleri tekrar itâat altına aldı. 1477 yılı sonunda Gürcistan’da hastalanıp, Tebriz’e geldi. 1478 yılı başında hastalıÇı artıp, 7 Ocak gecesi, Tebriz’de vefât etti. Kendi yaptırdıÇı Nasriyye Medresesi avlusuna defnedildi. Uzun Hasan’dan sonra oÇlu Halil, Akkoyunlu hükümdarı oldu.

Uzun Hasan, büyük bir devlet adamı ve kumandan olmasına raÇmen, Osmanlı Sultanı Fâtih ile mücâdeleye kalkışması tâlihsizliÇidir. Lakâbı Nusreddîn Ebû Nasr’dır. İlmî, dînî, sosyal ve devlet teşkilâtıyla alâkalı mîmârî eserler yaptırdı. Tebriz’de Nasriyye Medresesini yaptırıp, bakımı için vakıflar kurdu. Nasriyye Medresesinin yanında câmi, bir de hastâne yaptırdı. Hastâne çok geniş olup, binden fazla hastaya hizmet verirdi. Hastânenin bitişiÇindeki mutfakta, fakir ve kimsesizlere yemek verilirdi. Tebriz’de meşhur Heşt-Behişt Sarayının inşâsını başlattı. Fırat’ın kolu üzerinde Taşköprü’yü yaptırdı. Uzun Hasan, ilim ve âlimleri sevdiÇinden, Akkoyunlu ülkesinde pek çok meşhur âlim bulunurdu. Meşhur astronom Ali Kuşçu, Uzun Hasan’ın sarayında olup, büyük itibâr görürdü. Fâtih’e elçi olarak gönderilen Ali Kuşçu, daha sonra tekrar gelerek İstanbul’da ilim öÇretmeye, talebe yetiştirmeye devam etmiştir. Uzun Hasan’ın sarayında Ali Kuşçu’dan başka, Mevlânâ Mahmûd Şârihi, Şirâzi Mehmed Münşî ve fıkıh âlimi İmâm Ali de bulunurdu. Uzun Hasan’ın hükümdarlıÇı zamânında, büyük İslâm âlimi, edib ve Kadı Celâleddîn-i Muhammed Devânî, çok kitap yazıp, bunlardan Ahlak-ı Celâli pek meşhurdur. Uzun Hasan’ın târihçisi Mevlânâ Ebû Bekr-i Zihrani, Kitab-ı Diyarbekriyye de denen Târih-i Selâtin-i Türkmen adlı eserini yazdı. Fazlullah Ruzbehan, Târih-i Alemârâyı Emînî’yi, Uzun Hasan’ın oÇlu Yâkub için yazdı.

Uzun Hasan, Akkoyunlu Devlet teşkilâtını Osmanlılar usûlünde tertipleyip, kuvvetlendirdi. Akkoyunlu Devletini, İslâm, OÇuz boy töresi ve Osmanlı-Timurlu-Fars karakterinde teşkilâtlandırdı.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Sponsored Links
Alt 11-17-2007, 22:22   #92 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

Vahidettin (VI.Mehmet)

Son Osmanlı pâdişâhı ve İslâm halîfesi. Sultan Birinci Abdülmecid Hanın oÇullarının en küçüÇüdür. Annesi Gülistû Sultan’dır. 2 Şubat 1861 târihinde doÇdu. Çok küçükken anne ve babasını kaybetti. AÇabeyi İkinci Abdülhamid Han tarafından büyütülüp, himâye edildi. Çok zekî olup fıkıh bilgisinde pek ileriydi. 4 Temmuz 1918’de aÇabeyi Sultan Reşâd’ın vefât ettiÇi gün pâdişâh ve halîfe oldu. Saltanata geçtiÇinde ordu ve donanmaya bir Hatt-ı Hümâyun göndererek BaşkomutanlıÇı üzerine aldıÇını bildirdi. Enver Paşanın Başkumandan Vekili unvânını Başkumandanlık Kurmay Başkanı şekline çevirdi. Tahta geçişi dolayısıyla hazırlanan Hatt-ı Hümâyunda Pâdişâh; Kabinede adâletin daÇıtımı ve güvenliÇin saÇlanması hususunda daha fazla gayret harcanmasını, zarurî gıdâ maddelerinin ucuzlatılması için acele tedbir alınmasını, üretimin arttırılmasını, siyâsî suçluların affedilmesini, savaş bölgesi dışındaki sıkıyönetimin kaldırılmasını, devlet hizmetinde çalışacak olanların nâmuslu kimselerden seçilmesini, kânûnî bir sebep olmadıkça, kimsenin işinden uzaklaştırılmamasını istedi. (Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim, s. 156)
Bu istekler ve yeni icraatı, pâdişâhın devlet işlerinde ve memleket meselelerinde aktif bir yol tutacaÇının açık bir deliliydi. Ancak, bu sıralarda Birinci Dünyâ Savaşının korkunç neticeleri alınmak üzereydi. Nitekim 30 Ekim 1918’de Mondros Mütârekesi imzâ edilerek, Birinci Dünya Savaşı, yenilgiimizle bitti.

Mütârekeye imzâ koyan delegeler, 10 Kasım 1918’de saraya arz-ı tâzim için geldiklerinde pâdişâh bunları kabul etmedi. Mütârekeden hemen sonra, Osmanlıları, Birinci Dünyâ Savaşına sokan Talât, Enver ve Cemâl Paşalar, 3 Kasım'da yurt dışına kaçtılar. 24 Kasım 1918’de Pâdişâh, Daily Mail Gazetesi muhâbirine beyânat verdi. Daha sonra Times Gazetesi’nde de yayınlanan bu beyânatta, Osmanlıların Dünyâ Savaşına girmeleri sorumluluÇunu, İttihat ve Terakki Fırkasına yüklüyor, bu sûretle, felâkete onları sebep gösteriyordu. Bu beyânatında; “Osmanlı Devletinin harbe katılması âdetâ bir kazâ neticesidir. EÇer siyâsî vaziyetimizle coÇrafî durumumuz ve millî menfaatlerimiz, ciddî sûrette nazarı dikkate alınsaydı, vukû bulan teşebbüsün aslâ mâkul olmadıÇı açıkça anlaşılırdı. Maalesef, o zamanki hükümetin basiretsizliÇi, bizi bu bâdireye sürükledi ve felâketimize sebep oldu. EÇer ben Makam-ı saltanatta bulunsaydım, bu elim vaka katiyen husûle gelmezdi” demiştir.

Neticede İttihatçı liderlerin baskısından kurtulan Sultan Vahideddin’in elinde, ancak düşmanlara teslim edilmiş bir milleti idâre etmek kaldı.

16 Mart 1920’de, İstanbul, İtilâf devletleri tarafından işgâl edildi. Yunanlılar İzmir’e, İtalyanlar Güneybatı, Fransızlar da Güney Anadolu’ya girdiler. Vahideddin Han, 11 Mayıs 1920’de, düşmanların hazırladıÇı ve Anadolu’nun işgâlini ihtivâ eden Sevr Antlaşmasını, bütün baskılara raÇmen imzâlamadı. Osmanlı ordusu tamâmen laÇvedildi. Medîne muhâfızı Fahri Paşa, on ikinci ordu kumandanı Ali İhsan Paşa ve Harbiye Nâzırı Mersinli Cemâl Paşa gibi deÇerli kumandanlar Malta’ya sürüldüler. Yalnız pâdişâhın şahsını korumak için, yedi yüz kişilik maiyyet-i seniyye kıtası bırakıldı. Sultan, bu taburu, Ayasofya etrâfındaki sipere sokup, câmiye çan takmak veya müze yapmak isteyenlere ateş ediniz emrini verdi.

İşgâl altındaki İstanbul’dan vatanın kurtarılamayacaÇını anlayan Vahideddin Han, güvendiÇi kumandanları Anadolu’ya göndermek istedi. Ancak bunlar; “Dünyâya karşı harp edilmez. Bu iş olmaz” diyerek gitmeyi reddettiler. Sultanın, kurtuluşun Anadolu’dan gerçekleşeceÇine ümidi tamdı. Bir ara kendisi gitmeyi düşündüyse de, İngilizler; “EÇer Anadolu’ya geçersen İstanbul’u Rumlara işgal ettirir, taş üstünde taş bırakmayız” diyerek engellediler. Bunun üzerine, bir gün saraya çaÇırdıÇı Mustafa Kemâl’i; “Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunları unut. Asıl şimdi yapacaÇın hizmet, hepsinden mühim olabilir. Devleti kurtarabilirsin” sözlerinden sonra, büyük yetkilerle Anadolu’ya gönderdi.

Vahideddin Han, bundan sonra, İstanbul’daki işgâl kumandanlarını oyalamak ve Anadolu’daki mücâdeleyi gözden uzak tutmak için, türlü siyâsî gayretler içine girdi. Fakat İngilizler de, Türk birliÇini parçalamak için pâdişâh aleyhine çalışmaktan geri kalmadılar ve aleyhinde kampanya başlattılar. Yegâne arzuları, pâdişâhı milletin gözünden düşürmekti. Nitekim, bunda ısrar eden İstanbul’daki İngiliz işgâl kuvvetleri, 17 Kasım 1922 Cumâ günü, halîfeyi baskı ve silah zoruyla Dolmabahçe Sarayından motora alarak, Malaya harp gemisine bıraktı. Bu gemi, son Osmanlı pâdişâhı ve İslâm halîfesini, İngilizlerin, Türk aydınlarını sürdükleri Malta Adasına götürdü. Vahideddin Han, acı ve sıkıntı içinde geçen bir sürgün hayâtından sonra, 16 Mayıs 1926’da İtalya’da vefât etti. Cenâzesi, Şam’a getirilerek Sultan Selim Câmii Kabristanına defnedildi.

Vahideddin Han, çok akıllı ve çabuk kavrayışlıydı. Arada Sultan Reşâd olmayıp da, İkinci Abdülhamid Han'dan sonra tahta çıksaydı, İttihat ve Terakki hükümetinin hatâlarını önleyecek, felâketlerin önüne geçecek kudret ve idâre sâhibiydi. Mala, dünyâya düşkün olmadıÇı, güzel ahlâklı ve eşi az görülebilecek kadar nâmuslu olduÇu vesîkalarda göze çarpmaktadır. Çok sevdiÇi vatanından koparken, yanında şahsî ve pek cüz’î mal varlıÇından başka bir şey götürmediÇi, ayrılmasının üzerinden henüz dört yıl geçmeden, vefâtında, kasaba, bakkala ve fırına olan borçlarından dolayı 15 gün tabutunun kaldırılmamış olmasından da anlaşılmaktadır.

Vahiddedin Hanın, vatanının ve milletinin uÇradıÇı felâketler karşısında neler düşündüÇü ve neler hissettiÇi, kayıtlara geçmiş şu hadîseden çıkarılabilir. 1919 senesi Ramazanında bir sabah, Yıldız Sarayında yangın çıkar. Kısa zamanda büyüyen alevler, sultanın geceleri kaldıÇı dâireyi de sarar. O geceyi tesâdüfen Cihannümâ Köşkünde geçirmiş olan Vahideddin, yangını haber alınca, üzerine pardösüsünü giyerek dışarı çıkar. Köşkün önünde hiç telaş göstermeden yangını seyrederken, çevrede aÇlayanları görünce gözleri yaşararak; “Benim vatanım ateş içinde, onun yanında bunun ne kıymeti var” demekten kendini alamaz.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-17-2007, 22:22   #93 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

Yakup Han Bâdevlet

Türkistan’ın Kâşgar emirlerinden. Muhammed Yâkub Bey de denir. 1826’da Taşkent’te doÇdu. İyi bir eÇitim ve öÇretim gördü. Eniştesi Nur Muhammed’in himâye ve yardımlarıyla askerî makamlarda yükseldi. Binbaşıyken 1849’da Akmescid hâkimliÇine tâyin edildi.1864 yılı sonunda, Cihangir Türe’nin oÇlu Buzurk Han Töre başkanlıÇındaki heyetle Kâşgar’a gitti. Buzurk Han Töre,Kaşgar’da idareyi ele alınca, Yâkub Bey, idârede önemli vazifeler aldı. Yâkub Bey, Buzurk Han Töre’nin idâredeki alâkasızlıÇından faydalanarak, askerî ve mülkî kadrolara hâkim oldu. Askerî faaliyetleri arttırıp, ordu kurdu. 1866’da Yenihisar, Yarkend ve Hotan’ı zaptetti. 1867’de Kaşgar’a bütünüyle hâkim oldu. Çinliler ve Döngenlerle mücâdele etti. Hudutlarını, doÇuda Börköl, Urumçi ve Kumul’a, batıda Pamir ve Isıkgöl havâlisine, kuzeyde Balkaş Gölü ve Altay DaÇlarına, güneyde Karanlık DaÇ ve Karakurum DaÇlarına kadar genişletti. Buhara emiri Muzafferüddîn, Yâkub Beye “Atalık Gâzi” unvânını verdi.
Yâkub Han, DoÇu Türkistan’da istiklâlini îlân ettikten sonra müttefik ve destek aradı. 1872’de Osmanlı sultanı ve İslâm âleminin lideri Sultan Abdülaziz Hana, yeÇeni Seyid Yâkub Han Töre başkanlıÇında bir heyet gönderdi. Osmanlı Devletinden destek, yardım, harp levâzımatı ve askerî mütehassıslar istedi. Talepleri kabul edildi. Sultan Abdülazîz Han (1861-1876), beş askerî uzman ve çok miktarda silâh ve harp levâzımatını Kaşgar’a gönderdi. Yâkub Hana “Emirü’l-müslimin” unvanı verildi. Yâkub Han, Sultan Abdülaziz Han adına hutbe okutup, bastırdıÇı altın ve gümüş sikkelerde Osmanlı Sultanının ve halîfesinin adını yazdırdı. Rus ÇarlıÇı ile 8 Haziran 1872’de beş maddelik ticâret antlaşması imzâlandı. Hindistan’daki İngiliz koloni idâresiyle de 2 Şubat 1874’te on iki maddelik antlaşma imzâlandı.

Yâkub Hanın içte ve dışta kuvvetlenmesi, doÇu komşusu Çinlileri çok telaşlandırdı. Tedbir almaya sevk etti. Çin’in Mançu hükümeti, 1877 baharında General Tso Tsung-t’ang ve General Liu Chin-t’ang kumandalarında büyük bir ordu gönderdi. Çinliler, doÇuda Kumul ve Urumçi’yi 1877 Nisanında işgâl edip, Kâşgar’a doÇru ilerlemeye başladılar. Yâkub Han, Mançu hükümetiyle antlaşma yapmak istedi. General Tso Tsung-t’ang’a elçilik heyeti gönderip, antlaşma isteÇini bildirdi. Fakat, teklifi kabul edilmeden, suikasta uÇradı.

Hotan hâkimi Niyaz Hâkim Beyle yardımcısı Aşur Bey tarafından Yâkub Hana suikast tertiplendi. Suikastçılar, Yâkub Hanın yâverine çok miktarda para vermek sûretiyle zehirlettiler. Yâkub Beyin 1877’de şehit edilmesiyle Çinliler, DoÇu Türkistan’a tekrar hâkim oldu.

Yâkub Han, zekî, çalışkan ve faal bir şahsiyete sâhipti. Ülkesini ittifak sistemiyle kuvvetlendirip, kültür ve îmar faaliyetlerini de arttırdı. Adına altın ve gümüş sikke bastırdı. Devrin en büyük İslâm devleti ve halîfelik merkezine karşı dâimâ hürmetkâr ve dostâne hareket etti. Kâşgar’da 1872’de İdgâh Camiini yaptırdı.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-17-2007, 22:23   #94 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

Yavuz Sultan Selim (I.Selim)

Osmanlı sultanlarının dokuzuncusu, İslâm halifelerinin yetmiş dördüncüsü. Sultan İkinci Bayezid Hanın oÇlu olup, annesi Dulkadirli âilesinden Âişe Hâtundur. 1470 yılında Amasya’da doÇdu. ŞehzâdeliÇinde, devrin âlimlerinden mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Arap, Fars dilleriyle yüksek din ve fen ilimlerini öÇrendi. Askerî sevk ve idâre ile devlet yöneticiliÇini öÇrenmesi için, şehzâdeliÇinde Trabzon VâliliÇine gönderildi.
Trabzon’da başlayan devlet idâreciliÇinde, pehlivan yapılı vücûdu, devrin silâhlarını kullanmadaki mahâreti, Müslümanlara hayranlık ve rahatlık, düşmanlara korku ve dehşet verdi. İdâreciliÇini, Trabzon dışına da taşırarak, Osmanlı Devleti aleyhine propaganda yapan âsileri tâkip ettirdi. Trabzonluları rahat bırakmayan Gürcüler üzerine, üç sefer yaptı. 1508 Kütayis Seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeriyle on beş mahalli fethederek Osmanlı topraklarına kattı. Buralarda yaşayan Gürcülerin hepsi Müslüman oldu. DiÇer taraftan Şah İsmâil’in DoÇu Anadolu’da artan ve Akdeniz sâhilleriyle İç Anadolu içlerine ve Rumeli’ye kadar varan propagandasına karşı, gâyet şiddetli tedbirler aldı. Şah İsmâil’in gâyesi ve propagandasının neticesini iyi tespit ettiÇinden, daha köklü tedbirler alınması gerektiÇini teşhis etti. Vâlilik yetkisiyle bütün ülkede, Şâh İsmail’in faaliyetlerinin önüne geçilemeyeceÇini bildiÇinden, şehzâdeler meselesinden faydalanarak, Osmanlı tahtına namzed oldu. Babası İkinci Bayezid Han hayatta olmasına raÇmen, Şehzâde Ahmed ve Korkut, Osmanlı Sultanı olmak için faaliyetlerde bulunduÇundan, Şehzâde Selim de harekete geçti. Uzun mücâdelelerden sonra, 24 Nisan 1512 târihinde, Osmanlı Sultanı olup, babası İkinci Bayezid Hanı, yılda iki milyon akçe tahsisatla Dimetoka’ya, büyük hürmet göstererek maiyetiyle berâber yolcu etti. Babası 26 Mayıs 1512 târihinde yolda vefât edince, cenâzesini İstanbul’a getirtti. Bayezid Câmii yanına türbe yaptırıp, buraya defnettirdi.

Sultan Selim Han, tahta geçtikten sonra 1512 ve 1513 yıllarında iç meseleleri halletti. Ülke içinde hâdise çıkartan ve ilerisi için büyük tehlike olabilecek Râfizi faaliyetlerin teşvikçisi, doÇudaki Sâfevî devletine karşı sefere çıkmadan batı, kuzeybatı ve güney hudutlarını emniyete aldı. Eflâk, BoÇdan, Macar, Venedik ve Mısır elçileriyle sulhun devâmını teyid eden antlaşmalar imzâladı.

Bu sırada Akkoyunlu Devletini ortadan kaldıran, Âzerbaycan, Irak-ı Acem, Irak-ı Arab ve İran’ı ele geçirerek Ceyhun Nehrine kadar hududunu genişleten Şah İsmail, Sünnî Özbekleri de yendikten sonra, Anadolu’ya yönelmişti. GönderdiÇi dâî ve halifeleri vâsıtasıyla Osmanlı hudutları içinde yaşayan Şiîleri kendisine baÇlıyor ve fırsat buldukça da isyanlar çıkartıyordu.

Şah İsmail’in bu tehlikeli teşebbüslerini önlemenin tek çıkar yolunun, Anadolu’da ŞiîliÇin gelişmesini önlemek, hattâ kökünü kazımak olduÇunu biliyordu. Bunun için, İran’da kurulan Şiî devletlerin ikide bir Osmanlı Devletini tehdit etmesine ve batıya karşı açılan her seferde Osmanlıyı arkadan vurmasına son vermek emelindeydi. Bu sebeple daha önceki Osmanlı sultanlarının Avrupa fütuhatını doÇuya çevirdi. Bu sâyede İslâm âlemini birleştirmek, Anadolu TürklüÇü ile Orta Asya’yı birbirine yaklaştırmakla, Asya ve Afrika’daki devletlerin Osmanlı hâkimiyetine girmesi mümkün olacaktı. Yavuz Sultan Selim Han, topladıÇı olaÇanüstü dîvânda, Şah İsmail’in yaptıÇı saldırıları bir bir anlattı. Dîvânda yapılan uzun müzâkerelerden sonra, İran’a sefere karar verildi.

Sefer hazırlıÇı esnâsında, şehzâdeliÇinden beri tespit ettirdiÇi bozguncuları, memleket aleyhinde çalışanları sürgün, hapis ve gerekli olan cezâlarla cezâlandırdı. Sultan Selim Hanın, âsi, hâin ve ahlaksızları Anadolu ve Rumeli’den temizlemesi, Türkiye’nin birlik ve berâberliÇi, ülke bütünlüÇü için çok yerinde, isâbetli bir karar oldu. Bu arada sefer hazırlıklarını tamamlayan Yavuz, 20 Nisan 1514’te Üsküdar’a geçerek, ordu-yu hümâyun ile İran Seferine çıktı. Anadolu’dan takviye kuvvetler alınarak ilerlendi. Şah İsmail, yiÇitlik harcı olan er meydanına dâvet edildi. Meydana çıkmayınca, Sâfevî topraklarına girildi. Şahın, Sultan Selim Hana karşı ülkesini müdâfaa etmemesi üzerine, ikinci bir nâme gönderildi. Bu nâmede; Osmanlı ordusunun uzun bir yoldan gelip epeyden beri muhârebe için ordu aramasına raÇmen meydana çıkan olmadıÇı, pâdişâhların ellerindeki memleketlerin nikâhlıları olduÇu, erkek ve yiÇit olanın onu nâmahreme dokundurtmayacaÇından bahsedilerek, miÇfer yerine yaşmak, zırh yerine çarşaf giymesi tavsiye edildi. Kadın elbiselerinden hırka, şal ve çarşaf gönderildi. Osmanlı ordusunun aylardır yolda bulunması, sefer güzergâhını Sâfevîler çekilirken tahrip etmesi, Şah İsmâil’in ajanlarının faaliyetleri, Yeniçeriler arasında hoşnutsuzlukların çıkmasına sebep oldu. Sultan Selim Han, sefer bozguncularına, meselenin gâyet hassas olduÇu bu safhasında aldıÇı kesin ve kararlı tedbirle mâni oldu. Çadırına ok atacak kadar ileri gidildiÇinde, askere verdiÇi nutuk, harp psikolojisinin şaheserlerindendir. Bu nutukla; hedefe daha varılmadıÇını, seferden aslâ dönülmeyeceÇini, cihad için çıkılan bu seferden hâtunlarını düşünenlerin dönebileceÇini, yiÇit olanın gelmesini isteyip, tek başına da olsa gideceÇini, bütün heybet ve azametini göstererek, gür sesiyle söyledi. Sultan Selim Hanın nutku, asker arasında çok tesirli oldu ve ordu onu tâkip etti. Bu arada, Sâfevî ordusunun, Çaldıran Ovasında olduÇu haberi alındı. Çaldıran’da mevzi alındı. Sultan Selim Han kumandasındaki Osmanlı ordusu ile İran Şahı İsmail-i Sâfevî kumandasındaki Sâfevî ordusu, 23 Temmuz 1514 târihinde Çaldıran Ovasında muhârebeye tutuştu. Çaldıran Ovasında yapılan meydan muhârebesi, Osmanlı zaferiyle neticelendi. Şah İsmâil-i Sâfevî tahtını, tacını ve hanımını muhârebe meydanında bırakarak, kaçtı (Bkz. Çaldıran Muhârebesi). Sâfevî başşehri Tebriz’e kadar ilerlendi. Şah İsmâil, İran içlerine kaçtı. Sultan Selim Han, Tebriz’e girip, şehirde kaldı. Tebriz’de Cumâ selâmlıÇı yapıp, hutbeyi aslına uygun olarak, dört halîfeyi zikrettirerek, adına okuttu. Tebriz’deki âlim, sanat erbâbı, tüccar âilelerini İstanbul’a gönderdi.

Sultan Selim Han, bölgedeki fetihleri tamamlamak için, kışı Âzerbaycan’daki KarabaÇ’da geçirmek istedi. Başşehirden çok uzakta bulunulması bâzı devlet adamları ve askerlerin hoşnutsuzluÇuna sebep olunca, Amasya’ya hareket etti. Amasya’da fesatçıları cezâlandırdı. DoÇu ve güney hudutlarının emniyet altına alınması gerekiyordu. Çaldıran’da gayret gösteren Bıyıklı Mehmed AÇaya Bayburt, Erzincan ile KiÇı’nın beylerbeyliÇi verilip, âsilerin elindeki Kemah Kalesini muhâsara etmekle vazifelendirdi. Sultan Selim Han da, 1515 Mayıs ayında Kemah’a geldi. Pâdişâhın da muhâsaraya katılmasıyla, Kemah muhâfızı 19 Mayıs 1515 târihinde, kaleyi Osmanlılara teslim etmek zorunda kaldı.

Mısır Memlûkları ve İran Sâfevîleri ile Osmanlıya karşı münâsebetleri tespit edilen DulkadiroÇulları BeyliÇinin de Anadolu’nun birlik ve berâberliÇi için Osmanlı ülkesine katılması gerekiyordu. Sultan Selim Han, Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşayı, 49.000 kişilik kuvvetle Dulkadirli ülkesinin zaptına gönderdi. Osmanlı kuvvetleri, Göksun Muhârebesi ve Turna (Nurhak) DaÇı harekâtında Dulkadirli Alâüddevle ve ordusunu maÇlup etti. Alâüddevle ve oÇulları öldürülerek, ordusu bozuldu. Dulkadirli ülkesi, bütünüyle fethedildi. Dulkadir memleketi, başta Maraş ve Elbistan olmak üzere bir sancak hâline getirilerek ŞehsuvaroÇlu Ali Beye verildi. Bu savaşta büyük hizmetleri görülen Hadım Sinan Paşa da veziriâzamlıÇa tâyin edildi. Dulkadirli topraklarının Osmanlıya katılmasıyla, Mısır Memlûkları ile hudut komşusu olması Osmanlı-Memlûk münâsebetlerini gerginleştirdi. DoÇu ve güneydeki fetihlere devam edilerek Çaldıran Zaferinden sonra Osmanlı hizmetine giren; DoÇu Anadolu’da çok hürmet edilen meşhur âlim, târihçi ve yazarlardan İdris-i Bitlisî, Osmanlı nüfûzunu bölgede hâkim kılmak için çalışmaya başladı. Bıyıklı Mehmed Paşa, Diyarbekir’i zapt etmekle vazifelendirildi. Diyarbekir, bölgenin merkezi durumunda büyük bir şehir olup, müstahkem kalesi vardı. Şehir ve suru ile muhâfazasında bulundurulan kuvvet miktarı, Sâfevîlerin batı hududunda set vazifesi görmekteydi. Bıyıklı Mehmed Paşa, 1515’te Diyarbekir’e karşı harekete geçerek, şehri muhâsara altına aldı. Sâfevîli muhâfız Karahan, Osmanlının şiddetli muhâsarasına dayanamayıp, şehri terk ederek, Mardin tarafına çekildi. 19 eylül 1515 târihinde, Diyarbekir’in merkezi olan Âmid kalesi fethedildi. Mardin’e sıÇınan Sâfevîli kuvvetler de, meşhur âlim İdris-i Bitlisi’nin nüfûzuyla bölgeden atıldı. Safevîli Karahan, Ekim ayında Koçhisar mevkiinde yapılan muhârebede öldürüldü. Osmanlının askerî kuvveti, İdris-i Bitlisî’nin mânevî tesiriyle, beylerinin çoÇu Sünnî olan bölge, Osmanlı hâkimiyetini tanıdı. Çaldıran Zaferi sonrasında, DoÇu ve Güney harekâtıyla; Harput, Silvan, Bitlis, Hısnkeyfâ, Diyarbekir, Urfa, Mardin, Cezîre’den Rakkâ’ya kadar olan KuzeydoÇu bölgeleri ile Musul havâlisi Osmanlı idâresine alındı.

Sultan Selim Han, 1514 baharında çıktıÇı İran Seferinden 1515 yazında döndü. Sefer dönüşünde İstanbul’da devletin idârî, siyâsî, askerî, sosyal, iktisâdî ve ticârî meselelerinin halline başladı. Sefer esnâsında meydana gelen hâdiseleri bütünüyle tetkik ve tahkik ettirdi. Devlet adamlarını tek tek huzûruna çaÇırıp, hâdiselerin sebep ve suçlularını tespit etti. Yeniçeriler, suçlarını anlayıp, “Hepimiz günâhkarız!” diyerek, pâdişâhtan af istediler. Hâdiseleri kökünden hâlletmeye azimli olan pâdişâh, tahkikâtı derinleştirerek suçluları tespit etti. Hâdiselerden, Kazasker Tâcizâde Câfer Çelebi, İkinci Vezir İskender Paşa ve Ocaktan Sekbanbaşı Balyemez Osman AÇa suçlu bulunarak, huzûra çaÇrıldı. Bizzat Câfer Çelebi’ye:

“İslâm askerini itaatsizliÇe ve isyana tahrik edenin cezâsı nedir?” diye fetvâ istedi.

O da:

“EÇer sâbit olursa cezâsı îdâmdır” deyince:

“Senin fesadın, bence gerek lâhikan ve gerek sâbıkan sâbittir ve kendi hakkındaki fetvâyı kendin verdin” diyerek suçluları Dîvân-ı hümâyûn önünde îdâm ettirdi.

Pîrî Mehmed Paşayı, yeni bir donanma ve tersâne inşâ ettirmekle vazifelendirdi. Sultan Selim Han, istikâmetini gizli tuttuÇu sefer için ordu ve donanma hazırlattı. Seferin tekrar İran’a olduÇu tahmin edilmekteyse de, donanmanın hazırlanışından denizde kıyısı olan Mısır Memlûkları ihtimâlini kuvvetlendirmekteydi. Osmanlı-Memlûk münâsebetleri Şah İsmail ve Dulkadirli meselesinden çıktı. Sultan Selim Hanın, buna raÇmen, ikinci Sünnî devletin, Haçlılara ve İran Sâfevîlerine karşı ortak mücâdele etmesi gerektiÇini belirten temasları oluyordu. Sultan Selim Han, 1516 baharında veziriâzam Sinan Paşayı, 40.000 kişilik bir kuvvetle Maraş üzerinden Fırat tarafına sevk etti. Veziriâzam Sinan Paşa, Fırat Nehrini geçip, Diyarbekir’e gitmeye memur olduÇunu huduttaki Memlûk beylerine bildirdi. Fırat Nehrini geçmek için izin istedi. Memlûklar, Suriye hudûdunda kuvvet bulundurduklarından, Osmanlı talebini reddettiler. Sultan Selim Hana durum bildirildi. Sinan Paşanın, Memlûk hudûduna gelmesi üzerine, Mısır Sultanı Kansu Gûri (Gavri) de 50.000 kişilik bir kuvvetle Şam’a geldi. Mısır Sultanının durumu, Sultan Selim Hana arz edildi. Kansu Gûri’nin, Şah İsmâil-i Sâfevî ile ittifakı ihtimâline karşı, güney hudûdundan ve gerisinden daha da emin olmak için, Mısır Seferine karar verildi.

Müslümanlara işkence ve eziyet edip, Eshâb-ı kirâm ve Ehl-i sünnet âlimlerini kötüleyenlere karşı sefere giderken, buna mâni olmak isteyen bir İslâm hükümdarına karşı ne yapmak lâzım geldiÇini âlimlere sordu. Âlimler, sefer açılabileceÇini bildirdiler. Hilâfeti de himâye eden Memlûklara karşı sefer için fetvâ alınıp, harp etmek meşrulaşınca, kendi kumandasındaki kuvvetlerin Kayseri’de toplanmasını emretti. Ayrıca, Rumeli Kazaskeri Zeyrekzâde Rükneddîn ile ümerâdan Karaca Paşayı, Kansu Gûri’ye elçi gönderdi. Osmanlı elçisi, Mısır Memlûk Sultanından, İran üzerine hareketle oraları bozgunculardan temizleyeceÇini ve kendisine hayır duâ edilmesini istiyordu. Kansu Gûri, Osmanlıların Dulkadirli topraklarının zaptını uygun karşılamadıÇından, elçileri önce hapsettirdiyse de, sonra serbest bırakıp, Sultan Selim Hana yüz kantar şeker ve büyük kutularla helva gönderdi. Sultan Selim Han, 1516 Haziranında Mısır Seferine çıkıp, Osmanlı Donanması da Suriye sâhillerine gönderildi. Sultan Selim Han, Mısır elçisi MoÇolbay’ı ülkesine geri gönderirken:

“Efendine söyle, Mercidâbık’ta karşıma çıksın” dedi.

Memlûk Sultanı Kansu Gûri, yanında Abbâsî Halîfesi Üçüncü Mütevekkil olduÇu halde Mercidâbık’a geldi. Sultan Selim Han kumandasındaki Osmanlı ordusu da, Mercidâbık’a gelip, Kansu Gûri kumandasındaki Memlûk ordusu ile, 24 AÇustos 1516 târihinde muhârebeye tutuştular (Bkz. Mercidâbık Meydan Muhârebesi). Muhârebe Osmanlıların üstün harp gücü ve teknik imkânlarıyla zaferle sonuçlandı. Son Abbâsî Halîfesi Üçüncü Mütevekkil Sultan Selim Hanın yanına getirilip, çok hürmet gösterildi.

Suriye, Osmanlı hâkimiyetine geçti. Suriyeliler, Osmanlı adâlet ve Müsâmahalarını iyi takdir ettiklerinden halk ve kale muhâfızları şehirlerin anahtarlarını Sultan Selim Hana kolayca teslim ettiler. Sultan Selim Han; Halep, Hama, Humus ve Şam şehirlerine girdi. Üç ay kadar Şam’da kaldı. Memlûk Sultanı Kansu Gûri, Mercidâbık Muhârebesi sonrasında vefât ettiÇinden, Mısır Kölemenleri de Tomanbay’ı sultanlıÇa getirmişlerdi. Sultan Selim Han, Tomanbay’a Osmanlı hâkimiyetini tanıması şartıyla, antlaşma teklifi için iki elçi gönderdi. Osmanlı elçileri, Sultan Tomanbay’ın arzusu dışında, Kölemenlerce öldürüldü. Sultan Selim Han, Osmanlı elçilerinin katledilmesini harp sebebi saydı.

15 Aralık 1516 târihinde, Şam’dan Mısır Seferine çıktı. Mısır’ın merkezi Kâhire’ye ulaşmak için Sina Çölünü geçmek gerekiyordu. Eski fâtihlerin bütün teşebbüslerine raÇmen, kurak ve çorak çölün geçilmesi imkânsız gibi olduÇundan, vezir Hüseyin Paşa başta olmak üzere, Mısır Seferine îtiraz edildi. Sultan Selim Han îtirazları susturmak, ordu bozanlıÇın önüne geçmek için, Vezir Hüseyin Paşayı, îdâm ettirdi. Osmanlı ordusu, Sina Çölü'nü günde ortalama otuz kilometre yürüyüşle bir haftada geçerek, harp târihinde rekor yaptı. Sina Çölünü geçerken olduÇu rivayet edilen şu vaka o târihten beri menkıbe olarak anlatılır:

Sina Çölünde yıllardan beri yaÇmur yaÇmamasının verdiÇi kuraklıkla, müthiş çoraklık, ıssızlık ve kum fırtınası vardı. Pâdişâh, devlet adamları ve süvâriler ata binmiş hâlde çölde ilerlerken Sultan Selim Han, bir ara atından iner. Sultanın piyâde yürüyüşüne geçmesiyle, bütün devlet adamları ve süvâriler, attan inerler. Başta Sultan Selim Han ve bütün ordu, kurak ve çorak Sina Çölünde piyâde yürüyüşü yaparlar. Ordu harap ve bîtab bir hâle gelir. Fakat, Sultan Selim Han, büyük bir edeb ve hûşu içinde yürümektedir. Sebebi sorulunca; bütün heybet ve azametinden sıyrılıp, sâkin ve edeple buyurur ki:

“Önümüzde, fahri kâinat Resûlullah efendimiz hazret-i Muhammed yürümükteyken, at üstünde gitmekten hayâ ederim.”

Sina Çölünü geçerken yaÇmur da yaÇıp, kolayca Mısır’a ulaşırlar.

21 Ocak 1517 târihinde, Kahire’ye çok yakın Birk-ül-Hac mevkiinde konaklandı. 22 Ocak 1517 günü Kâhire yakınlarındaki Ridâniye’de Osmanlı-Memlûk muhârebesi başladı. Sultan Selim Han kumandasındaki Osmanlı ordusu, Tomanbay kumandasındaki Memlûk ordusuna karşı Ridâniye’de zafer kazandı (Bkz. Ridâniye Meydan Muhârebesi). Memlûk Sultanı Tomanbay, Kahire’den çekildi. Sultan Selim Han, Kahire’ye 15 Şubat 1517 târihinde parlak bir merâsimle girdi. 20 Şubat Cumâ günü Melik Müeyyed Câmiinde okunan hutbede kendisi için söylenen “Hâkim-ül-Haremeyn-iş-Şerifeyn” unvânını kabul etmedi. Mübârek makamlara hürmeten unvânındaki “Hâkim” kelimesi yerine hizmetçi mânâsındaki “Hâdim”i getirtip, “Hâdim-ül-Haremeyn-iş-Şerîfeyn” (Mekke ve Medîne’nin Hizmetçisi) unvânını aldı. Bunu belirtmek için de sarıÇının üstüne süpürge biçiminde sorguç taktı.

Sultan Selim Han, 1516 AÇustosundan beri yanında bulunan son Abbâsî Halifesi, Üçüncü Abdülazîz el-Mütevekkil-al-Allah Muhammed’in rızâsı, Kâhire’den Osmanlı merkezine gönderilen Câmi’ül-Ezher Medresesi âlimleri ve İstanbul’daki âlimlerin meclisinde ittifakla varılan kararla, Osmanlı pâdişâhlarına Sultanlık unvânı ile berâber, İslâm âleminin etrâfında toplandıÇı “Hilâfet” makâmı da verildi.

Sultan Selim Hanın kazandıÇı Ridâniye Zaferi ile; Mısır, Arabistan Yarımadası Osmanlı hâkimiyetine geçti. Kızıldeniz’e ve Hind Okyanusuna inilip, Kuzey Afrika hâkimiyet yolu açılarak, Osmanlı hududu, Atlas Okyanusuna dayandırıldı. Venedikliler, Memlûklara verdikleri, Kıbrıs Adasının haracını, Osmanlılara göndermeye başladılar. Hicaz ve Orta DoÇudaki mübârek makamlar, Osmanlı hizmetine açıldı. Mukaddes emânetler İstanbul’a getirtilerek, İstanbul şereflendi. Buralar, nâdide eserlerle süslendi. Sultan Selim Han, 4 Haziran 1516’da çıktıÇı Mısır Seferinden, 10 Eylül 1517’de Kahire’den hareket ederek, 25 Temmuz 1518’de İstanbul’a döndü. İstanbul dönüşü Şam’a uÇrayıp, kabrini yaptırdıÇı büyük İslâm âlimi, Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin türbe ve câmiini merâsimle açtı. Muhyiddîn-i Arabî’nin türbedarı, ferâsetle, Sultan Selim Hanın çok yaşamayacaÇını da söyledi.

Sultan Selim Han, Mısır Seferi dönüşü, İstanbul’dan Edirne’ye geldi. Avrupa devletlerinden Macaristan ve Venedik, eski sulh antlaşmalarını yenilemek, İspanya da Osmanlı Devletiyle dostâne münâsebetlerde bulunmak istediler. Sultan Selim Han, Osmanlı Devleti, bütün İslâm âlemi için büyük tehlike arz eden Sâfevîli Şah İsmail’in faaliyetlerinin önüne geçmek için, Avrupa devletleriyle antlaşmaları yeniledi.

Safevîli Şah İsmâil’in kumandasındaki İran ordusu, Osmanlılar ile meydan muhârebesi yapmak cesâreti gösteremiyordu. Böyle olmasına raÇmen Sâfevîli propagandacılar, Osmanlı ülkesinde faaliyet göstererek, âsi taraftarlar bulup, bunları isyana hazırladılar. Bunlardan Bozoklu Şeyh Celâl, Kalender kıyâfetinde Turhal’a gidip bir maÇarada riyâkârca münzevî hayat yaşadı. Çevresinde propaganda yapıp, câhil kimseleri etrâfında topladı. Yakında Mehdî yâhut Mesih geleceÇini söyleyip, kendini Mehdî îlân etti. MehdîliÇi îlânıyla berâber, etrâfında toplanan 20.000 süvâri ve piyâdeden meydana gelen silâhlı kuvvet kurdu. “Şâh Velî” unvânı alıp, saltanatını îlân ederek, çevrede istilâ hareketine başladı. Bozoklu Celâl, Turhal’dan Ankara’ya yürüdü. Sultan Selim Han, isyânın üzerinde hassâsiyetle durup, müdâhale ettirdi. Rumeli Beylerbeyi Ferhad Paşa ve Maraş Vâlisi Şehsuvar oÇlu Ali Bey isyanı bastırmakla vazifelendirildi. ŞehsuvaroÇlu, âcilen âsiler üzerine kuvvet sevk etti. Âsi Celâl, üzerine kuvvet sevk edilmesi üzerine, Şah İsmâil tarafına kaçarken, Erzincan Akşehiri’nde yakalanıp, taraftarları ile birlikte öldürüldü. Bundan sonra, Râfizî isyanlarına “Celâlî Vakası” denildi.

On altıncı yüzyılda Osmanlı kara ordusu, dünyânın en büyük ordusuydu. Sultan Selim Han, kara askerine verdiÇi önemi donanmaya da verdi. İstanbul’da ilk tersânenin yapımını 1515 yılında başlatıp, 1516’da bitirdi. Gelibolu’daki büyük tersâne, Sultan Selim Han devrinde önemini korudu. Mısır’dayken, Memlûklar zamânında Kızıldeniz’de donanma kumandanı olan Selman Reis, huzûra gelince, Osmanlı hizmetine alındı. Cezayir hâkimi Barbaros Hayreddin de, Sultan Selim Hana elçi gönderip, yardım istedi. Barbaros’un Osmanlı hizmetine girmesiyle, Akdeniz Türk Gölü olma yoluna girdi. Donanma faaliyetini tamamlayan Yavuz, devrin büyük âlimi Kemâl Paşazâde’ye niyetinin feth-i Efrenciye, yâni Avrupa olduÇunu bildirmişti. Ancak, yüce Hakan’ın yine Eyüp Sultan Türbesini ziyâretle başladıÇı bu seferine, yakalandıÇı amansız şirpençe hastalıÇı mâni oldu.

Çorlu’da başhekim nezâretinde tedâvi gördü. İki ay hasta yatıp, 22 Eylül 1520 târihinde Cumâ akşamı Osmanlı karargâhının bulunduÇu Çorlu’nun Sırt Köyünde vefât etti. Vefât etmeden bir müddet önce yanında bulunan Hasan Can; “Sultanım, Allah’ı hatırlamak zamânıdır” deyince, Yavuz Sultan Selim Han:

“Lala, Lala bunca zamandan beri bizi kiminle biliyordun? Cenâb-ı Hakk’a teveccühümüzde bir kusur mu gördün?” buyurmuş ve Yâsin-i şerîf okumasını istemişti.

Kendisi de onunla birlikte okurken, rûhunu teslim etmiştir.

Cenâzesi, İstanbul’a getirilip inşaatını başlattıÇı Sultan Selim Câmii yanına defnedildi. Yerine Osmanlı Sultanı olan oÇlu Sultan Süleyman Han tarafından câmi tamamlanıp, kabri üstüne türbe de yapıldı.

Sultan Selim Hanın sandukasının üstünde, büyük âlim Ahmed ibni Kemâl Paşanın kaftanı örtülüdür. Örtünün konması meşhur rivâyette şöyle anlatılır: Sultan Selim Han, Mısır Seferini tamamlayıp, Kahire’den Şam’a dönerken, yolda, o sırada Anadolu KazaskerliÇi vazifesini yapan Ahmed ibni Kemâl Paşazâde'yi yanına çaÇırdı. Sohbet ederek giderlerken, İbn-i Kemâl’in atı birdenbire bir su çukuruna bastıÇı için Sultan Selim Hanın üstü başı ıslanıp, kaftanı çamur oldu. İbn-i Kemâl Paşa telâşa düşünce, azametiyle meşhur olan Sultan Selim Han; “Bir âlimin atının ayaÇından sıçrayan çamur, benim için şereftir. ÖldüÇüm zaman bu kaftanı böylece sandukanın üstüne koysunlar!” deyip, sırtından kaftanı çıkarıp, saklattı.

DoÇu Anadolu, Kuzey Irak, Lübnan, Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz’ın fethiyle Osmanlı Hânedanına Halifelik makâmını ve mübârek emânetleri kazandıran Sultan Selim Han, sekiz buçuk yılda, devleti iki kat büyüttü.

Sultan Selim Han, devrin meşhur âlimlerinden, Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi ile ilmî sohbet edip, ona hürmet gösterirdi. Sofiyye-i âliyyenin büyük âlimi Muhyiddîn-i Arabî’nin Şam’daki kabr-i şerîfini tespit ettirip yanına câmi, türbe, imâret yaptırdı. Seferlerinde evliyânın büyüklerinden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin türbesini ziyâret ederdi. Ehl-i sünnete çok hizmet edip, İslâm âlemi için büyük tehlike olan Sâfevîli Şah İsmail’in ideolojisinin yayılmasını önleyerek İran’da mahsur bıraktı. Çok heybetli olup, azametinden çevresindekiler titrediÇi hâlde, âlimlere, halkına karşı tevâzu sâhibiydi. Devamlı; “Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş. Bir velîye bende olmak cümleden âlâ imiş” buyururdu. Çok mütevâzı olup, sâde giyinirdi. Muhteşem Osmanlı Devletinin ve İslâm âleminin lideri olmasına raÇmen, Peygamber efendimizin ahlâkı ile ahlâklandıÇından, debdebe ve şaşaadan uzak hayat sürerdi. Bir defâsında oÇlu Şehzâde Süleyman, çok süslü bir elbiseyle huzûruna girince; “Süleyman, annen ne giysin!” diyerek sitem etmişti. Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilip, edebiyat, târih ve coÇrafyaya da meraklıydı. Farsça ve Türkçe şiirleri olup, Farsça Dîvân’ı Almanya’da yayınlanmıştır.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-17-2007, 22:24   #95 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

Yıldırım Bayezid (I.Bayezid)

Osmanlı pâdişâhlarının dördüncüsü. Babası Murâd-ı Hüdâvendigâr, annesi Gülçiçek Hâtundur. 1360’ta doÇdu. Küçük yaştan îtibâren zamânın en mümtaz âlimlerinden din ve fen ilimlerini tahsil etti. DeÇerli kumandanlardan sevk ve idâre dersleri aldı. 1381 yılında devlet idâresini öÇrenmesi için Kütahya’ya vâli tâyin edildi. 1389’da yapılan Birinci Kosova Savaşına katılarak büyük kahramanlık gösterdi. Savaş sonunda babası Sultan Murâd’ın şehâdeti üzerine tahta çıktı. Cesâret ve gözü pekliÇiyle ün yaptıÇından kendisine “Yıldırım” lakabı verilmiştir.
Tahta geçtikten sonra ilk olarak Sırbistan işlerini düzene koydu. Bu sırada saltanat deÇişikliÇinden faydalanmak isteyen KaramanoÇulları ve diÇer Anadolu beyliklerinin Osmanlılara âit yerleri tahribe başlamaları üzerine, Yıldırım Bayezid güçlü bir orduyla 1389 kışında harekete geçti. AydınoÇulları, SaruhanoÇulları, GermiyanoÇulları, Menteşe ve Hamid beylikleri topraklarını ülkesine kattı. Bundan sonra adına yaraşır bir hızla Karaman ülkesine girdi ve Konya’yı muhâsara etti. KaramanoÇlu, Çarşamba Suyu sınır olmak şartıyla, anlaşmak zorunda kaldı. DenizciliÇe de önem veren Yıldırım Bayezid Han, 1390 sonbaharında Sakız ve EÇriboz adalarıyle Ege Denizindeki Venedik kıyılarına seferler düzenledi.

Yıldırım Bayezid Anadolu’dayken Eflak Kralı Mirça, Osmanlı sınırını geçerek Karinâbâd’a kadar olan bölgede yaÇmalama hareketinde bulunmuştu. Sefer dönüşünde, hemen Rumeli’ye geçen Pâdişâh, Edirne’de kuvvetlerini toparladı ve NiÇbolu ile Silistre’den Eflak içlerine akıncılar gönderdi. Bu kuvvetler Mirça’yı yakalayarak Bursa’ya gönderdiler. Mirça, her sene Osmanlı hazînesine 3000 duka altın vermek ve Macarlar üzerine yapılacak seferlerde Osmanlı ordusuna yardım etmek kaydıyla serbest bırakıldı. Yıldırım Bayezid, bundan sonra Macarlarla ittifak kurmaya çalışan Bizanslılar üzerine yürüdü ve 1391’de İstanbul’u muhâsara altına aldı. Yedi aylık bir kuşatmadan sonra şehirde bir Türk mahallesi kurulması, bir câmi yapılması ve yıllık verginin arttırılması şartlarıyla antlaşma imzâlandı.

Yıldırım Bayezid 1392’de yeniden Anadolu üzerine yürüdü. Bu harekât sırasında CandaroÇullarının Kastamonu şûbesi, 1392 ilkbaharında ele geçti. Bu arada Bayezid’in oÇullarından Şehzâde Çelebi Mehmed Amasya’yı; Süleymân Çelebi ise Tırnova, Silistre, NiÇbolu ve Vidin’i zaptettiler.

1394’te Selânik ve Yenişehir’i (Mora) de alan Osmanlı orduları, Teselya ve Arnavutluk’a kadar ilerlediler. Bayezid Han, İstanbul’un birinci muhâsarasından sonra imparatorun şehirde bir Müslüman mahallesi tesisi, bir câmi inşâsı ve bir kadı bulundurulması husûsundaki vaadini yerine getirmemesi üzerine, şehri ikinci defâ kuşattı. 1395 yılındaki bu kuşatma, yaz boyunca devâm etti. Bu sırada Yunanistan’dan Tırhala, Domasia ve Patros şehirleri alındı. İstanbul Muhâsarası, Balkanlarda büyük bir Haçlı ordusu hazırlandıÇı haberi üzerine kaldırıldı. Macar kralının propagandası ve papanın tahrikleri netîcesinde bir Haçlı ordusu kuruldu. Mevcûdu 100.000’den fazla olan bu Haçlı ordusu, Tuna’yı geçerek Vidin, Orsova ve Rahova şehirlerini ele geçirerek, DoÇan Beyin müdâfaa ettiÇi NiÇbolu’yu muhâsara etti. Ancak Edirne’den yola çıkarak süratle gelen Sultan Bayezid, Haçlı ordusunu,NiÇbolu Kalesi önünde aÇır bir bozguna uÇrattı (25 Eylül 1396). Esir edilen ve fidye karşılıÇı serbest bırakıldıktan sonra, Pâdişâh’a karşı bir daha savaşmamaya yemin eden Avrupalı asilzâdeler ve şövalyelere Yıldırım Bayezid Han, şöyle diyordu:

“EttiÇiniz yeminleri size iâde ediyorum. Gidiniz, ordular toplayınız ve bizim üzerimize geliniz. Bana bir kere daha zafer kazanma imkânı saÇlamış olursunuz. Zîrâ ben, Allahü teâlânın dînini yaymak ve O’nun rızâsına kavuşmak için dünyâya gelmişim.”

NiÇbolu Zaferinden sonra, Bayezid, İstanbul BoÇazının en dar yerinde Anadolu tarafında “Güzelcehisarı” (Anadolu Hisarı) inşâ ettirdi. İstanbul 1397’de yeniden muhâsara edildi ve muhâsara sırasında Yunanistan ve Anadolu üzerine seferler yapıldı. Teselya ve Yenişehir’i aldıktan sonra hiçbir mukâvemetle karşılaşmadan Orta Yunanistan’a giren Yıldırım Bayezid bölgedeki bâzı dükalıkları fethederek geri döndü. Turhan Beyi Mora içlerine akınlar yapmakla görevlendirdi. Bunun neticesinde Yunan Despotu Teodoros, eskisi gibi Osmanlı hâkimiyetini tanımayı ve vergi vermeyi kabul etti.

DiÇer taraftan NiÇbolu Savaşı esnâsında KaramanoÇulları Ankara’yı basıp, Sarı Timurtaş’ı esir almışlardı. Bu sebeple Bayezid Han, Yunan meselesini hallettikten sonra Karaman ülkesi üzerine sefere çıktı. 1397’de Akçay Ovasında yapılan savaşta Karaman kuvvetleri büyük bir bozguna uÇradı. Konya ve Lârende (Karaman), Osmanlılar eline geçti.

Yıldırım Bayezid, 1398 ilkbaharında Samsun üzerine yürüdü ve Müslüman Samsun’u aldı. Böylece Osmanlı sınırı Karadeniz havâlisinde Trabzon İmparatorluÇu sınırına dayandı. 1398 sonlarında Kadı Burhâneddîn, Akkoyunlu hükümdârı Karayülük Osman’a maÇlup olmuştu. Bunun üzerine Bayezid, şehzâdelerinden birini Sivas’a göndererek burayı zaptettirdi. Böylece Tokat, Kayseri, Niksar, Şarkikarahisar, Kırşehir ve Aksaray şehirleri Osmanlı ülkesine katıldı. Bayezid, DulkadiroÇullarından Elbistan’ı aldıktan sonra Memlûkların elindeki Malatya, DivriÇi ve Besni gibi şehirleri de sınırları içine kattı. Böylece,Osmanlı sınırı, Fırat kıyılarına kadar dayandı.

Bu arada Bizanslılar, Hıristiyan devletlerden yardım istemişler ve Türklere baskı yapmaya başlamışlardı. BoÇaziçi ve İzmit Körfezi kıyılarını vurmaları üzerine Bayezid, 1400 baharında İstanbul’u dördüncü defâ kuşattı. Bu kuşatma diÇer kuşatmalardan daha şiddetliydi. Ancak DoÇu’da Timur tehlikesi ortaya çıkınca, kuşatmaya son verilmek zorunda kalındı (1402).

Bayezid’in hükümdârlıklarına son verdiÇi beyler Timur’un yanına giderek, Bayezid aleyhine propaganda yapmaktaydılar. Bu sırada Timur Han'dan kaçan Karakoyunlu ve Celâyir beyleri de Yıldırım Bayezid’i, Timur’a karşı tahrik ediyorlardı. Bu tahrikler ve Timur’un, Osmanlılara âit Sivas’ı zaptetmesi, netîcede iki büyük Türk hâkânını Ankara’da karşı karşıya getirdi. Çubuk Ovasında yapılan ve çok şiddetli geçen muhârebe sonunda, Osmanlı ordusu, maÇlûbiyete uÇrarken, Yıldırım Bayezid de esir düştü (28 Temmuz 1402). Esâret zilletini çekemeyen Yıldırım Bayezid Han, yedi ay kadar sonra kederinden ve nefes darlıÇından kırk dört yaşında vefât etti (1403). Timur Han, ölüm haberini alınca; “Yazık oldu, büyük bir mücâhidi kaybettik” demekten kendini alamadı.

Yıldırım Bayezid, çevik, atılgan, cesûr, zamânının hâdiselerini kavramış iyi bir kumandan ve iyi bir sultandı. Âni olaylar karşısında soÇukkanlılıÇını muhâfaza ederek karârını verir ve ordusunu süratle istediÇi yere sevk ederdi. Bu yüzden düşmanları çok ihtiyatlı davranırlardı. Ömrünü cepheden cepheye koşmakla geçirmiş, TürklüÇün ve İslâmiyetin, Rumeli’de yerleşmesini saÇlamıştır.

Adâleti çok meşhurdu. Her gün belirli bir zamanda herkesin kendisini görebileceÇi bir yere gelir ve dört bir yandan gelen tebaasının şikâyet ve arzûlarını dinler, haksızlıÇa uÇrayanların haklarını derhal iâde ederdi. Kadıların hükümlerine kesinlikle karışmaz ve kimseyi de karıştırmazdı. Âlimlerin sohbetlerinde bulunur, onların Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildiren sözlerini canla başla kabul ederdi. Evliyâya çok hürmette bulunurdu. Osmanlı topraklarının her tarafında ilim yuvaları kurdu. Memleketin her tarafında câmi, mescit, dârüşşifâ, medrese, imâret ve misâfirhâneler yaptırdı. Bunlardan en meşhuru Bursa’da yaptırdıÇı Ulu Câmidir. Ayrıca bütün bu imâretler için geniş vakıflar kurdu.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
>>>> Hükümdarlar>>>> PaMuK Genel Tarih 29 11-10-2007 12:20
Türk heryerde türk windows da dahil:) zett Komik Resimler 3 09-17-2007 12:20
Spor tarihindeki skandallar Haberci Son Dakika Haberleri 0 09-04-2007 17:00
Spor tarihindeki skandallar Haberci Son Dakika Haberleri 0 09-04-2007 16:50
TÜrk Tarİhİndekİ BÜtÜn SavaŞlar Ve Seferler... eFKaRLı Türk Kültürü 1 12-21-2006 04:21


Klavye.com da Yenimisiniz? Yardıma mı ihtiyacınız var ?

Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. şuan saat: 18:58.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Copyright © 2005 | Klavye.Com
Türkçe çeviri: Klavye.Com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0 ©2008, Crawlability, Inc.

Webservis
Firma Rehberi Klavye Forum Serkan
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257