Giriş Yapmadınız Yada Üye Değilsiniz...Üye Olmak İçin Buraya Tıklayın...

Klavye Forum  

Geri git   Klavye Forum > KÜLTÜR & SANAT > Genel Tarih
Kayıt ol Bloglar Yardım Üye Listesi Ajanda Klavye Link Arama Bugünki Mesajlar Okundu Kabul Et

Genel Tarih Oncelikle,Genel Tarih Sonrasinda Tarihteki Antlaşmalar,Belge Arşivleri,Fotoraf Arşivleri,Harita Arsivi,Tarihi Toplantilar gibi Tarih adina her bir konunun paylasim alani..


Etiketler:

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11-17-2007, 20:11   #1 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Türk Tarihindeki Hükümdarlar

Abdülaziz Han

Osmanlı padişahlarının otuz ikincisi. Sultan İkinci Mahmud’un ikinci oÇlu ve İslam halifelerinin doksan yedincisidir. 1830 yılında doÇdu. Annesi Pertevniyal Sultan Hanımdır. İyi bir tahsil görerek yetiştirildi. Sultan Abdülmecid Hanın vefatından sonra 1861 yılında, 32 yaşında padişah oldu.
Abdülaziz Han, güçlü kuvvetli, ata sporlarından güreşe, ciride, ava meraklı, kahraman yapılı bir hükümdardı. Halk kendisini sevmekte, ikinci bir Yavuz olarak görmekteydi. Üzerinde durduÇu en mühim mesele ordu ve donanmanın yeniden tanzim edilmesi, yeni usullere göre tekamül ettirilmesiydi. Avrupa’dan elde edilen kredilerin pek çoÇu bu sahada sarf edildi. Donanma, dünyanın sayılı donanmalarından birisi oldu. Nizamiye, ihtiyat, redif ve müstahfız adıyla 700.000’i aşkın askeri bir kuvvet hazırladı. Bunların top ve tüfek ihtiyaçları için de modern tesisler kurdurdu.

Sultan Abdülaziz Han, zeki, anlayışlı ve dünya siyasetine vakıf olduÇu için saltanatının ikinci yılında (1863) Mısır’ı ziyaret etti. Kalabalık bir heyetle beraber, Mısır’a yapılan bu gezi çok gösterişli oldu. Yavuz Sultan Selim’den sonra Mısır’a gelen ilk Osmanlı sultanına halk çılgınca sevgi gösterilerinde bulundu. Sultan Abdülaziz, Kahire’yi at üstünde dolaştı. Bu seyahat Mısır halkının Hilafet makamına olan baÇlılıÇının güçlenmesini saÇladı.

1867 yılında Paris’te açılan büyük bir sergiyi görmek için imparator Napolyon’un davetini kabul ederek Fransa’ya gitti. Oradan, İngiltere, Belçika, Almanya, Avusturya, Macaristan yoluyla memlekete döndü. Bu seyahatlerinde Fransa imparatoru Üçüncü Napolyon, İngiltere Kraliçesi Victoria, Belçika Kralı İkinci Leopold, Prusya Kralı Birinci Wilhelm, Avusturya İmparatoru ve Macaristan Kralı Birinci Fransuva-Josef, Romanya Prensi Birinci Karol ile görüştü. Sekiz ülkeye gitti. Beş hükümdarla görüştü.

Balkanlarda Rusya ve diÇer devletlerin desteklemesi ile çıkan isyanlar, devrinin en mühim hadiselerindendir. Rumeli ve Girit’teki gayrimüslim halkın ayaklanmaları devletin başına büyük gaileler açtı. KaradaÇ, Sırp, Bulgar ve Girit isyanları ile hükümet hem nüfuz, hem de mali bakımdan kayıplara uÇradı. KaradaÇ’a yapılan savaşlar kazanılarak bu mesele bir müddet için kapandı. Sırbistan’da bazı kalelerdeki askerlerin geri çekilmesi ile anlaşma yapıldı. Girit’teki isyan, başarılı bir askeri harekat ile bastırıldı.

Mahmud Nedim Paşa'nın sadareti, hem dışta hem de içte devletin itibarının sarsılmasına sebep oldu. Taraftarı olduÇu Rus Sefiri İgnatiyef’in tavsiyeleri ile hareket eden Mahmud Nedim Paşa, aldıÇı kararlarla Avrupa devletlerinin tepkisini çekti. Bilhassa devletin senelik ödediÇi borcunu beş sene müddetle ödenmeyeceÇini bildirmesi üzerine Avrupa’da Osmanlılar aleyhine gösteriler yapılmasına yol açtı. Zaten Rusya’nın da istediÇi buydu. Nitekim, Ruslar bu karışıklıktan faydalanarak Balkanlarda Panislavizm propagandasını yaygınlaştırıp büyük huzursuzluklar çıkardılar. 1875 yazında Bosna-Hersek’te isyanlar çıktı. Bunu Rusya’nın teşviki ile 1876’da Sırbistan’ın Osmanlı Devletine savaş ilanı takip etti. Osmanlı Devleti sıkıntılar içinde olmasına raÇmen Sırbistan’ı kısa sürede maÇlup etti. Ardından Bulgaristan’da karışıklıklar çıktı ise de mahalli kuvvetlerle bastırıldı.

Sultan Abdülaziz Han, Balkanlardaki tehlikeli gelişmeyi önlemeye çalışırken daha önce görevlerinden azledilmiş bulunan Hüseyin Avni, Midhat, Mütercim Rüşdi paşalar ile Hasan Hayrullah Efendi ihtilal hazırlıÇı yapıyorlardı. Bilhassa Hüseyin Avni Paşa, Mahmud Nedim Paşa tarafından azledilip, sürüldüÇü için padişaha kin baÇlamıştı. “Kinim dinimdir” diyen bu adam, padişahı tahttan indirip öldürmeye karar verdi. Londra’ya gidip İngilizlerle bu işi planladı. İkinci adam olan Midhat Paşa ise, batı kültüründen ve din bilgilerinden tamamen yoksun birisiydi. Tuna valiliÇi zamanında yaptıÇı işler, bilhassa İngilizler tarafından reklam edilerek şişirilmişti. İçki masalarında devlete ait kararlar alırdı. Memleketi kurtaracak tek insanın kendisi olduÇuna inanırdı.

Hüseyin Avni, Midhat, Mütercim Rüşdi ve Süleyman paşalar, padişahın tahttan düşürülmesi için geniş bir propagandaya giriştiler. Halkın gözünde Sultan’ı küçültmek için çeşitli iftiralar yaydılar. 30 Mayıs 1876 Cuma günü sabahı, saat 04.30’da harekete geçtiler. Taşkışla’dan gelen taburlarla, Mekteb-i Harbiyyenin 300 kadar talebesi, Dolmabahçe Sarayını çevirdi. Donanma da deniz tarafını kontrol altına aldı. Sultan Abdülaziz Han kayıkla alınıp, Topkapı Sarayına götürülerek, Sultan Üçüncü Selim Hanın şehid edildiÇi odaya hapsedildi. Sonra Fer’iyye Sarayına götürüldü.

4 Haziran 1876’da Avni Paşa, çoktan planlamış olduÇu cinayeti saraydan elde ettiÇi adamlarına yaptırdı. Cezayirli Mustafa Pehlivan, Mabeyinci Fahri Bey, Yozgatlı Pehlivan Mustafa Çavuş ve Boyabatlı Hacı Mehmed Pehlivan, Sultan Abdülaziz Hanın kaldıÇı odaya zorla girdiler. Büyük mücadeleden sonra iki bileklerini kesip dışarı kaçtılar. Avni Paşa çıÇlıkları duyar duymaz, Kuzguncuk’taki yalısından Fer’iyye Sarayına geldi. Henüz ölmemiş olan Sultan Abdülaziz Han, pencereden çıkartılan adi bir perdeye sarılarak yakın bir karakola nakledildi. Ölüm raporunu imzalamak istemeyen iki doktordan birini Avni Paşa hemen Trablusgarb’a sürdü. DiÇerinin de apoletlerini söktü. Üç pehlivana maaş baÇlanarak gerçeÇi açıklamaları önlendi. Sultan Abdülaziz’in naaşını yıkayan imamlar, sonradan verdikleri ifadelerde, Sultanın iki dişinin kırık olduÇunu, sakalının sol tarafının yolunduÇunu, sol memesinin altında büyük bir çürüÇün bulunduÇunu belirtmişlerdir. Pehlivanlar da, yaptıklarını sonra itiraf etmişlerdir. İsmail Hami Danişmend 5 ciltlik İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi adlı kitabında Sultanın ölüm sebebinin intihar olmayıp, cinayet olduÇunu 31 delil ile izah etmektedir. İntihar eden bir kimsenin iki bileÇini küçük bir makasla kendisinin derince kesmesi adli tıbba göre mümkün deÇildir. Sultanın cenazesi 5 Haziran 1876 günü büyük bir merasimle kaldırıldı. Babası Sultan İkinci Mahmud Hanın Çemberlitaş’taki türbesine defnedildi.

Sultan Abdülaziz Han, on beş senelik saltanat zamanını Dolmabahçe Sarayında geçirdi. Zamanında yeni asker elbiseleri kabul edildi. İlk defa posta pulu kullanıldı. Süveyş Kanalı açıldı. Sahillere deniz fenerleri kondu. İstanbul’da tramvay işletilmeye başlandı. Galata Tüneli yapıldı ve işletilmeye başlandı. Askeri Rüştiye Mektepleri ve Osmanlı Bankası açıldı. Devlet Şurası (Danıştay) ve Adliye Teşkilatı kuruldu. Mahkeme-i Nizamiye, İcra Cemiyeti, Ceza, Cinayet ve Hukuk Mahkemelerini havi İstinaf Mahkemesi, Temyiz Mahkemesi, gümrüklerle ilgili Rüsumat EminliÇi, Merkez Bidayet Mahkemeleri teşkil edildi. Yine Abdülaziz Han zamanında vilayet ve sancaklar yeni bir teşkilata tabi tutuldu. Maliye Nezaretinin Muhasebe Meclisi genişletilerek Divan-ı Muhasebat (Sayıştay) kuruldu. Meclis-i Kebir-i Maarif ve Tapu Umum MüdürlüÇü ve Meclis–i Hazain teşkil edildi. Ahmed Cevdet Paşa başkanlıÇında Mecelle Cemiyeti kuruldu. Maarif Teşkilat nizamları düzenlendi. Sultani Mektepleri (Liseler) ve Sanayi Mektepleri açıldı. Fransa İmparatoriçesi, Avusturya İmparatoru, İran Şahı, Sultan Abdülaziz’i ziyaret için İstanbul’a geldiler. Şark ve İzmir Demiryolları açıldı. Tıbbiye, Mülkiye, Orman ve Maden Mektepleri, Darüşşafaka Lisesi açıldı. İtfaiye Alayı teşkil edildi. Erzurum’un müdafaası için yapılan “Aziziye” tabyaları onun zamanında bitirildi.

Sultan Abdülaziz Han, ÇıraÇan ve Beylerbeyi sarayları ile muhtelif yerlerdeki kasırları yaptırdı.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Klavye.Com
Tesekkür Botu
Klavye Te?ekkür Botu :)=
1 kişi bu mesaj için ShirinBaby arkadaşımıza teşekkür etti:
RuDeBoY (11-17-2007)
Sponsored Links
Alt 11-17-2007, 20:11   #2 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

I.Abdülhamid

Osmanlı padişahlarının yirmi yedincisi ve İslam halifelerinin doksan ikincisi. Sultan Üçüncü Ahmed’in oÇludur. Annesi Rabia Hatun’dur. 20 Mart 1725 günü Topkapı Sarayında (Saray-ı Cedid) doÇmuş ve Ocak 1774 tarihinde aÇabeyi Sultan Üçüncü Mustafa’dan sonra padişah olmuştur.
Birinci Abdülhamid Han, tahta çıktıÇı zaman devlet buhran içerisindeydi. Tahta çıkışından evvel başlamış olan Rus Harbi devam ediyor ve bir çok eyalette de isyanlar baş göstermiş bulunuyordu. Mali sıkıntı da mevcuttu. Birinci Abdülhamid Han bu güçlükleri başarıyla yenecek kudrette bir padişahtı. Saltanatı müddetince bu zorluklarla mücadele etti. İyi niyetli, gayretli bir insandı. Rus Harbine devam kararı verdi. Çünkü düşmana karşı hiç olmazsa bir muharebe kazanarak sulh yapmak istiyordu. Fakat Osmanlı ordusu Kozluca’da yenilmiş ve Serdar Muhsinzade Mehmed Paşa'nın yanında ancak 1200 kişi kalmış diÇerleri daÇılmıştı. Bu vaziyette Rusya’nın sulh şartlarını kabul etmekten başka çare yoktu. Türk temsilcileri Ahmed Resmi ve İbrahim Münib efendilerle Rus temsilcisi Prens Repnin arasında 21 Temmuz 1774’de Küçük Kaynarca Antlaşması yapıldı. Bu antlaşmaya göre Kırım, Kuban ve Bucak yalnız dini bakımdan halifeye baÇlı olmak üzere müstakil oluyor; Yenikale, Kerç, Azak, Kılburun kaleleri Rusya’ya geçiyordu. Eflak, BoÇdan ve Cezayir-i Bahr-i Sefid sahili gibi savaşta Ruslar tarafından işgale uÇramış yerler ise Osmanlı Devleti'ne geri veriliyordu.

Kaynarca Antlaşmasının aÇırlıÇını arttıran en önemli maddesi, Rusların Türk topraklarındaki Ortodokslar üzerinde bir çeşit himaye hakkı iddiasında bulunabilecek tarzda hazırlanmış olanıdır. Antlaşmadan hemen sonra Avusturya, Osmanlı Devletinin zafiyetinden faydalanarak BoÇdan BeyliÇine baÇlı Bukoniva’yı işgal etti (1775).

Saltanatının başında böyle kahredici bir durumu kabul ile barışı saÇlayabilen Birinci Abdülhamid, savaş zamanında devletin çeşitli bölgelerinde çıkmış isyanları bastırmak ve askeri sahada ıslahatta bulunmak durumundaydı. İsyanları bastırmak üzere Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa ve ıslahat yapmak için de sadrazam Halil Hamid Paşa görevlendirildiler.

Kapıkulu’nun bazı ocaklarının ıslahı için Fransa’dan mühendisler getirtilmiş, Mühendishane-i Berri-i Hümayun (Devlet Kara Mühendishanesi) kurulmuş, yüzüstü bırakılan metruk haldeki İbrahim Müteferrika matbaası tekrar açılmıştır. Birinci Abdülhamid devrinde yapılan hayırlı işlerden birisi de, yerli malı kullanılmasının mecburi hale getirilmesidir.

DiÇer taraftan Anadolu’da çeşitli karışıklıklar çıkmıştı. Her vilayette bir asi hüküm sürüyordu. Hele kapısız levent denilen binlerce asi Anadolu’yu yakıp yıkıyordu. Şam ve Mısır’da isyanlar başgöstermiş, İranlılar, Osmanlı topraklarına saldırarak pek çok yeri kendi topraklarına katmışlardı. Hicaz’da ayaklanmalar birbirini takib etmişti.

Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla, Osmanlılarla Ruslar arasında tam bir sulh temin edilememiş, yalnız bir çeşit mütareke hasıl olmuştu. Bu antlaşma her iki tarafı da tatmin etmemişti. Osmanlılar olsun, Ruslar olsun Kırım üzerinde daha çok hakka sahip olmak istiyorlardı. Nitekim Kırım’da baÇımsızlık ilan edildiÇinde Devlet Giray Han, Babıali ile eski baÇlılıÇın korunmasına taraftardı. Bunun üzerine Ruslar, asker sevkedip kendi adamlarından Şahin Giray’ı, han seçtirmişlerdi. Böylece Kırım Hanının tayininde çıkan anlaşmazlık, iki devleti yeni bir savaşa götürürken, Fransızların yardımıyla Haliç Aynalıkavak Kasrında 10 Mart 1779’da bir antlaşma imzalanmıştır. Küçük Kaynarca Antlaşmasının bazı maddeleriyle ilgili olan bu antlaşma Aynalıkavak Tenkihnamesi adıyla anılır. Tenkihnameye göre, Kırım baÇımsız kalacak ve Ruslar buradan askerlerini çekecek; buna karşılık, Osmanlılar da Şahin Giray’ın hanlıÇını kabul edeceklerdi. Kafkaslardan güneye kadar Rus hakimiyetinin artmasını Osmanlı Devleti için büyük tehlike olarak gören Birinci Abdülhamid Han ve devlet adamları, Kafkasya’nın bazı bölgelerini Türk nüfuzu altına almayı tasarladılar. Bu sebeple SoÇucak ve Anapa kalelerini tahkim ettiler. Buradaki Çerkez kabilelerini itaat altına almaya çalıştılar.

Şuursuz olarak Rus taraftarlıÇı yapan Şahin Giray aleyhinde Kırım’da isyan çıkınca, Ruslar buraya hemen asker gönderdiler. Binlerce Müslümanı şehid ettikten sonra yine Kırım’ı Şahin Giray’a bırakarak geri çekildiler. Daha sonra yeni bir bahaneyle tekrar Kırım’a girerek memleketi Rusya’ya baÇladılar (1784). Bunun üzerine, tekrar bir Osmanlı-Rus Savaşı tehlikesi doÇdu. Osmanlı Ordusu harbe hazır deÇildi. Bu sebepten Sultan Abdülhamid Han antlaşmayı bozmak istemedi. Rusya ile birkaç yıl gerginlikten sonra Koca Yusuf Paşa sadrazam oldu. Aslında 1781’de Rusya, Avusturya ile beraber bir tasarı hazırlamış ve bu tasarıya göre de Osmanlı Devletini taksime karar vermişlerdi. Yeni Sadrazam, Rusya ile mutlaka savaşmak istiyordu. İkinci Katerina’nın gösteri yaparak Kırım’ı ziyaret etmesine ve Avusturya İmparatoru ile görüşme yapmasına Babıali artık tahammül edemiyordu. Rus elçisi Sadarete çaÇrılarak Kırım’ın iadesi istendi. Elçinin uygun cevap vermemesi üzerine Rusya’ya savaş ilan edildi. Rusların idaresi altındaki Kılburun Kalesine hücum ile 1786-1792 Osmanlı-Rus Savaşı başlamış oldu. Avusturyalılar da savaş açmadan Belgrad ve Sırbistan’a taarruz ettilerse de bir sonuç alamadılar. Bu vaziyet karşısında yalnız Ruslarla başa çıkamazken, iki düşmanla birden karşılaşılıyordu.

Serdar-ı Ekrem Sadrazam Koca Yusuf Paşa, önce Avusturya derdini halletmek istedi. Avusturya İmparatoru İkinci Josef’in saldırılarını önledikten sonra sınır aşılarak düşman kendi topraklarında aÇır yenilgiye uÇratıldı. İkinci Josef güç bela kaçabildi. Fakat Rus cephesindeki savaş aleyhte gelişiyordu. Kısmi başarılar Özi Kalesini kurtarmaya yetmedi. Özi Kalesi, Ruslar tarafından alınınca, tarihin en büyük mezalimine uÇradı. Masum ve günahsız çocuklar, genç ve ihtiyar kadınlar dahil, 30 bin civarında insan vahşice öldürüldü.

Sadrazam, Özi Kalesinin düştüÇünü bildiren ve yapılan mezalimleri dile getiren telhisi okurken, padişah, kederinden felç olup çok geçmeden vefat etti (28 Mart 1789).

Birinci Abdülhamid Han, devlet işleriyle yakından ilgilenir, her konuda düşüncelerini dikte ederek vezirlere bildirirdi. Saltanatı boyunca hep liyakatlı sadrazam, ehil adam aramış ve onlara yetki verip ıslahatların yapılmasına uÇraşmıştır. Halil Hamid Paşa, sadrazamlarının en deÇerlisidir. Abdülhamid Han, halka karşı merhametli ve çok dindar bir padişahtı. Halk arasında kerameti dahi yaygındı. OÇullarından ikisi, Dördüncü Mustafa ve İkinci Mahmud, padişah olmuşlardır. Birinci Abdülhamid Han, Eminönü Bahçekapı’daki imaretin karşısındaki türbede yatmaktadır. Bu türbede, Yeni Cami tarafındaki duvardaki dolapta Resul aleyhisselamın mübarek ayaklarının izleri bulunan taş vardır.

Sultan Birinci Abdülhamid Hanın, Beylerbeyi’nde bir cami ve mektep, Bahçekapı’da bir sebil, bir imaret, bir kütüphane ve bir türbe (Şimdi bunların yerinde Dördüncü Vakıf Han vardır.) Emirgân’da bir cami ile çeşme ve Medine’de yaptırdıÇı bir medrese başlıca eserleridir.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-17-2007, 20:12   #3 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

II.Abdülhamid

Osmanlı padişahlarının otuz dördüncüsü ve İslam halifelerinin doksan dokuzuncusu. Sultan Abdülmecid’in ikinci oÇlu olup 1842’de Tir-i Müjgan Sultandan doÇdu. On yaşında iken annesini kaybeden şehzade Abdülhamid, babasının emriyle Perestu Kadın Efendinin himayesine verildi. Özel hocalar tayin edilerek iyi bir eÇitime tabi tutuldu. Arapçayı, Ferid ve Şerif efendilerden, Farsça'yı kazasker Ali Mahvi Efendi ve Sadrazam Safvet Paşadan; tefsir, hadis, fıkıh ilimlerini Gümüşhanevî Ömer Hulusi Efendiden; Fransızca'yı Gardet, Edhem ve Kemal paşalardan ve diÇer din ve fen ilimlerini de sahasında üstad olan hocalardan öÇrendi. Tahsilinden artan zamanlarını; ata binmek, silah kullanmak ve spor yapmakla deÇerlendirirdi.
Şehzade Abdülhamid’in zekâ ve hafızasının son derece yüksek oluşu ile politik kabiliyeti, amcası olan Sultan Abdülaziz’in dikkatini çekti. Nitekim, Sultan Abdülaziz Han, onun daha serbest bir ortamda yetişmesini saÇladı. Mısır ve Avrupa seyahatlerinde yanında götürdü. Şehzade Abdülhamid de bu imkanlardan en iyi şekilde istifadeye çalıştı. Yabancı basını devamlı takip ederek dış devletlerin niyet ve emellerini ve gayelerine ulaşabilmek için uyguladıkları metodları çok iyi etüd etti. Ayrıca o, ticari faaliyetlerde de bulundu. Kendisinin marangoz atölyesi ile çiftliÇi vardı. Toprak işleriyle meşgul oldu. Koyun besletti. Üstübeç madenleri işletti. Son derece cömerd olan Şehzade, kazandıÇı paraları saltanatı sırasında din ve devlet işleri ile fakir ve yoksullara harc etti.

İngilizlerden para alarak düşmanın kuklası haline gelen Hüseyin Avni Paşa; Midhat, Mütercim Rüşdi, Mahmud Celaleddin ve Nuri paşalar, şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi ile anlaşarak 1876’da Sultan Abdülaziz’i tahttan indirdiler ve çok geçmeden de şehid ettiler. Yerine çıkardıkları şehzade Murad, rahatsızlıÇı sebebiyle ancak üç ay tahtta kalabildi. Bunun üzerine şehzade Abdülhamid otuz dört yaşındayken 31 AÇustos 1876 Perşembe günü Osmanlı tahtına oturdu.

Sultan Abdülhamid Han tahta çıktıÇında, devlet en buhranlı günlerini yaşıyordu. Bosna-Hersek ve Bulgar ayaklanmalarına Sırbistan ve KaradaÇ muharebeleri de eklenmişti. Girit’te huzursuzluk had safhadaydı. Rusya, bu karışıklıkta devletten en büyük payı kapma sevdasıyla savaş hazırlıkları yapıyordu. Yeni Osmanlı Padişahı ise aktif bir siyaset takip ediyordu. Bütün hükümet üyeleriyle mabeyn personelini saraya davet ederek bir yemek verdi. Burada yaptıÇı konuşmada da milli birliÇe duyulan ihtiyacı dile getirdi. Tersaneye giderek bahriyelilerle birlikte oturup asker yemeÇi yedi. Zaman zaman haber vermeden çeşitli camilere gidip, halkın arasında aynı safta namaz kıldı. Sultanın bu hareketleri asker ve halkın hoşuna gidiyordu. Nitekim herkeste ve özellikle orduda bir moral düzelmesi görüldü. Bunun neticesi olarak Sırp cephesindeki ordu önemli başarılar kazanmaya başladı. Osmanlı ordusu Belgrat’a girmek üzereyken büyük devletler işe karıştılar. Rusya’nın savaşa derhal son verilmesi konusundaki ültimatomu üzerine Sırbistan ile üç aylık ateşkes imzalandı. DiÇer taraftan İngiltere, Şark Meselesinin İstanbul’da toplanacak bir konferansta ele alınmasını istedi. 23 Aralık 1876’da İstanbul’da toplanan Tersane Konferansından sonra batılı devletler Osmanlı Devleti'nin baÇımsızlıÇını tehlikeye sokacak aÇır hükümler taşıyan teklifler sundular. Bu toplantıdan bir gün önce 23 Aralık 1876’da Osmanlı Devletinde Kanun-i Esasi ilan edilmiş ise de batılılar bunu nazar-ı dikkate almamışlardı.

Tersane Konferansı kararlarını reddetmenin, devletini Rusya ile karşı karşıya bırakacaÇını bilen Sultan Abdülhamid Han, bu teklifleri kabul etmiş görünerek ortalıÇı yatıştırmak istiyordu. Ancak İngilizlerin kendilerini destekleyeceÇi vadine aldanan sadrazam Midhat Paşa, mecliste gayrimüslimleri de kendi tarafına çekmek suretiyle Rusya aleyhine bir konuşma yaptı. Harp aleyhinde rey kullanacak olanları; peşinen vatan sevgisizliÇi ve ihaneti ile itham etti. Neticede meclis, Tersane Konferansı kararlarını reddetti. Ayrıca Sultan Abdülhamid’in devlet işleriyle çok sıkı bir şekilde ilgilenmesini siyasi geleceÇi açısından tehlikeli gören Midhat Paşa, onu tahttan indirmenin yollarını aramaya başladı. Hatta Osmanlı Hanedanını dahi ortadan kaldırmayı planlayan Midhat Paşa, konaÇında topladıÇı Namık Kemal, Ziya ve Rüşdi paşalarla kendi taraftarı olan diÇer devlet ileri gelenlerine “Al-i Osman yerine Al-i Midhat denilse ne olur?” demişti. Yine sadareti müddetince Müslüman halkın çoÇunlukta bulunduÇu vilayetlere azınlıktan valiler tayin etmek ve Osmanlı ordusunun temeli durumundaki Harbiye Mektebine Rum talebe almak gibi Osmanlı Devletini temelinden yıkabilecek faaliyetler içerisindeydi. Onun bu zararlı icraatları üzerine Sultan Abdülhamid Han, Kanun-i Esasi’nin kendisine verdiÇi yetkiye dayanarak Midhat Paşayı sadrazamlıktan uzaklaştırdı ve yurt dışına sürdü.

DiÇer taraftan Midhat Paşa sadrazamlıktan uzaklaştırılmış ancak Tersane Konferansı kararlarını mecliste reddettirmekle Osmanlı Devletini Rusya ile karşı karşıya getirmişti. Nitekim 24 Nisan 1877 günü Rusya, Osmanlı Devletine resmen harp ilan etti. Mali 1293 senesine rastladıÇı için “93 Harbi” denilen bu savaş, Edirne Mütarekesine kadar dokuz ay sürdü. Plevne’de Gazi Osman Paşa, doÇuda Ahmed Muhtar Paşa'nın kısmi başarılarına raÇmen savaş umumi bir bozgunla neticelendi. Ruslar Edirne’ye girdiler ve Yeşilköy’e kadar geldiler. DoÇuda ise Kars düşmüş ve Rus kuvvetleri Erzurum’a yaklaşmıştı (Bkz. Doksanüç Harbi). Savaşlarda on binlerce Müslüman-Türk şehid olurken, bir o kadarı da İstanbul’a akın etti. Muhacirler bir plan içinde Anadolu’nun çeşitli bölgelerine yerleştirilmeye çalışıldı. Bu sırada memleketin tek karar organı olan mecliste de tam bir anarşi hüküm sürmekte ve milletvekilleri hiçbir meselede bir araya gelememekte idiler.

Bu vaziyet karşısında Sultan Abdülhamid Han, İngiltere’yi devreye sokarak savaşın sona erdirilmesini saÇladı. Arkasından devletin başına böyle bir felaketin gelmesine sebep olan, savaşın bitmesi ile de bu durumda hiçbir mesuliyeti yokmuş gibi padişahı suçlamaya başlayan Meclis-i Mebusan’ı süresiz kapattı (13 Şubat 1878). Bu arada Rusya ateşkesin saÇlanmasından hemen sonra Osmanlı Devleti ile antlaşma imzalayarak galip gelmenin avantajını iyi kullanmak istiyordu. Nitekim 3 Mart 1878’de imzalanan Ayastefenos Antlaşması, Osmanlılar için çok aÇır ve feci şartlar getiriyordu. 29 Maddelik antlaşmaya göre, batıda büyük bir Bulgaristan prensliÇi kurulacak, Makedonya, Batı Trakya, Kırklareli bir Rus kuklası olarak düşünülen bu otonom prensliÇe verilecekti. Kars, Ardahan, Batum Rusya’ya verilip, KaradaÇ ve Sırbistan’ın istiklalleri kabul edilecekti. Ayrıca Osmanlı Devleti, Rusya’ya 245 milyon Osmanlı altını harp tazminatı verecekti.

Sultan Abdülhamid Han devleti için çok tehlikeli olan bu antlaşmayı kabul etmedi. DiÇer taraftan Hind yolunun tehlikeye girdiÇini gören İngiltere de, Paris Antlaşması'nı ihlal ettiÇi iddiasıyla Ayastefenos Antlaşmasının milletlerarası bir konferansta gözden geçirilmesini istedi. Ayrıca İngiltere toplanacak olan bu konferansta Osmanlı Devletini desteklemek vadi ile bazı tavizler kopardı. Kıbrıs’ın idaresinin geçici olarak İngiltere’ye bırakıldıÇı antlaşma, 4 Haziran 1878’de imzalandı. Sultan Abdülhamid Han hükümetin bir oldu bitti ile imzaladıÇı bu antlaşmayı kabul etmemek için çok direndi. İngilizler askeri tehditte bulundular. Bunun üzerine Padişah, Kıbrıs’ta hükümranlık haklarına asla zarar verilmeyeceÇi konusunda İngilizlerden bir belge almak suretiyle antlaşmayı onayladı. Buna raÇmen İngiltere 13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Muahedesi'nde Osmanlılara vaad ettiÇi desteÇi vermedi. Her ne kadar Berlin muahedesi ile daha önce kaybedilen bazı topraklar geri alındı ise de Osmanlılar ümid ettikleri sonuca ulaşamadılar. Çünkü Kıbrıs’ın İngiltere’ye bırakılmış olması diÇer devletlerin de bu konudaki faaliyetlerini arttırdı. İngiltere’nin teşvikiyle Bosna-Hersek’in idaresi Avusturya’ya bırakıldı. 1881’de Fransa Tunus’a, ertesi yıl İngiltere Mısır’a bir oldu bitti ile el koydular. Bulgarlar da 1885’te DoÇu Rumeli eyaletini işgal ettiler.

Sultan Abdülhamid Hanın tahta çıktıÇı iki yıl içinde gelişen feci olaylarda padişahın sorumluluÇu yok denecek kadar azdı. Çünkü bu sırada Osmanlı dış siyasetine yön veren devlet adamları yabancı diplomatların tesirinden çıkamıyorlardı. Devletin yüksek menfaatlerini bir kenara iterek yabancı devletlerin çıkarlarına alet olmuşlardı. Bu yanlış tutum dolayısıyla devletin dış itibarı sarsılmış, İstanbul ve Berlin kongrelerinde devlet adamları hakaret derecesine varan muameleye maruz kalmışlardı. Bu sebeple milletlerarası politikada devletin baÇımsızlık ve toprak bütünlüÇünü savunmayı birinci hedef gören Sultan Abdülhamid Han, hükümet üyelerinden bu hususta raporlar istedi. Ayrıca son yüz yıldır Osmanlı Devletinin başına gelen felaketlerin dış devletlerin piyonu olmuş Osmanlı devlet adamlarının basiretsiz tutumlarından kaynaklandıÇını anlayan ve Hüseyin Avni Paşa gibi İngilizlerden para bile alanları gören Padişah, devlet hizmetinde çalışanları kontrol etmek üzere kuvvetli bir istihbarat teşkilatı kurdu. Nitekim Sultan Abdülhamid de bu teşkilatı; “Vatandaşı deÇil, hazineden maaş aldıkları, Osmanlı nimetiyle gırtlaklarına kadar dolu olduklar halde devletine ihanet edenleri tanımak ve takip etmek için” kurduÇunu belirtmektedir.

Gerçekten de Sultan Abdülhamid’in bu tedbirleri almasındaki isabeti çok geçmeden görüldü. İngiliz taraftarı olup devletin ancak İngiliz yardımı ile kurtulabileceÇine inanan Ali Suavi, Galatasaray Lisesi MüdürlüÇünden azledilmesini hazmedemeyerek ÇıraÇan Sarayına bir baskın düzenledi. Ali Suavi’nin hedefi, Sultan Abdülhamid Hanı saltanattan düşürmek ve yerine Beşinci Murad’ı tekrar padişah yapmaktı. Fakat Beşiktaş Zaptiye Amiri Hasan Paşa, kısa sürede isyanı bastırdı. Çıkan vuruşma sırasında Ali Suavi öldürüldü (20 Mayıs 1878).

Sultan Abdülhamid Han, amcası Sultan Abdülaziz’i şehid ettiren Midhat Paşa ve arkadaşlarının yargılanması için 27 Haziran 1881’de Yıldız Mahkemesini kurdurdu. Bu sırada suçluluÇun verdiÇi bir duygu ile mahkemeye çıkmaktan korkan Midhat Paşa, İzmir’de Fransız KonsolosluÇuna sıÇındı. Fransızlar, Midhat Paşayı teslim etmek istemedilerse de Padişah’ın sert direktifi karşısında duramayıp teslime mecbur kaldılar. Nitekim mahkeme sonucunda da suçlu görülen Midhat Paşa ve arkadaşları idama mahkum edildiler ise de, Padişah verilen cezaları müebbed hapse çevirdi.

Öte yandan devletin toparlanabilmesi için zamana ihtiyaç olduÇuna inanan Abdülhamid Han, bilhassa savaşlardan kaçınma yoluna gitti. O, savaşlardan zaferle sona erenlerin dahi milleti yorup bitirdiÇi görüşündeydi. Saltanatı müddetince daima idareli davrandı. Devletin pek çok ihtiyaçlarını hazineden para almak yerine kendi kesesinden karşıladı. Padişah öncelikle devleti ekonomik alanda düştüÇü borç bataklıÇından kurtarmak istiyordu. Alacaklı devletlerin başında İngiltere ve Fransa geliyordu. Rusya da, Berlin Muahedesine göre tazminat alacaklısı durumundaydı. Padişah, 20 Aralık 1881’de yayınlanan Muharrem Kararnamesiyle borçların ödenebilmesi için yeni bir formül buldu. Bu kararnameye göre devletin tütün, damga pulu, tuz, ipek, balık ve sigara tekelleri ile bazı imtiyazlı eyaletlerin maktu vergileri bu iş için kurulan Duyun-i Umumiye teşkilatına bırakılıyordu. Bu suretle İngiltere ve Fransa başta olmak üzere alacaklılar verdikleri borçları muntazam bir şekilde tahsil edebileceklerdi. Bunun karşılıÇında 278 milyon borcun 161 milyonu, yani yarısından fazlası Türkiye lehine siliniyordu. Alacaklılar alacaklarını belirli şekilde tahsil edebilecekleri için memnundular. Meselenin bu şekilde halli ve Osmanlı Devletinin üzerinden ekonomik baskının kalkması Sultan Abdülhamid’in büyük başarılarından biri oldu.

Osmanlı Devletine hasta adam gözü ile bakıldıÇı ve paylaşma hesapları yapıldıÇı bir devrede başa geçen Sultan Abdülhamid Hanın, devletin idaresini bizzat eline aldıÇı 1878’den sonraki dış siyaseti dahiyane bir mahiyet arz etmektedir. Padişah’ın dış siyaseti prensip itibariyle basit fakat uygulaması bakımından zordu. O, dünyadaki politik gelişmeleri yakından takip etmek üzere sarayda bir çeşit bilgi merkezi kurdu. Osmanlı ülkesiyle ilgili bütün dünyada çıkan yazılar ve dış temsilciliklerden Padişah’a gelen raporlar burada toplanır ve deÇerlendirilirdi. Abdülhamid Han, zaman zaman önemli gördüÇü meselelerde yerli ve yabancı ilim adamlarından dış politika konusunda bilgi alırdı. Padişah’ın dış politikada hedefi Osmanlı Devletini savaştan uzak, barış içinde yaşatmak ve her bakımdan güçlü bir hale getirmekti. Devletler arası rekabetin Osmanlı Devleti üzerinde yoÇunlaştıÇı bir devirde böyle bir siyaseti uygulamak gerçekten zordu. Padişah bilhassa Avrupa devletlerinin Türkiye üzerinde birbirleriyle çatışan çıkar ve ihtiraslarından faydalanmaya çalıştı. Bu sebeple milletler arası şartlar deÇiştikçe onun siyaseti de deÇişiyordu.

Sultan Abdülhamid Hanın İslam dünyasındaki itibarı pek fazlaydı. DoÇu Türkistan ve Orta Afrika’daki Sultanlıklar bile onun adına hutbe okutup, para bastırıyor ve ona tabi oluyorlardı. Padişah’ın, Almanya İmparatoru ve Prusya Kralı İkinci Wilhelm ile şahsi dostluÇu vardı. Avusturya ve Macaristan ile dostluk kurulmuş olup, İtalya ile münasebetler iyiydi. Sırbistan ve Romanya etkisizdi. KaradaÇ ve Bulgaristan prensleri ise, Padişah’a baÇlıydılar. Yanya ve Girit vilayetlerine göz diken ve Osmanlı hududunda tecavüzkâr faaliyetlerde bulunan Yunanistan’a ise, 18 Nisan 1897’de harp ilan edildi. Büyük devletler işe karışmadan Yunanistan’ın işini bitirmek isteyen Sultan Abdülhamid, başkumandan Edhem Paşa'ya yıldırım savaşı istediÇini bildirdi. Avrupalıların altı ayda geçilemez dedikleri Tırhala-Çatalca hattını bir kaç günde aşan Osmanlı birlikleri, Dömeke önlerinde Yunan ordusunu büyük bir bozguna uÇrattılar. Artık Atina’ya 150 km kalmış ve yol açılmıştı. Ancak Yunanistan’ın Osmanlılar eline geçeceÇini anlayan Rusya başta olmak üzere Avrupa devletleri, Sultan Abdülhamid’den harbin durdurulmasını rica ettiler. Babıali 10 milyon altın savaş tazminatı ve işgal edilmiş olan Teselya’nın teslimi karşılıÇında mütarekeye hazır olduÇunu bildirdi. Ancak mütareke sırasında işe karışan Avrupa devletleri, tazminatın 4 milyon altına indirilmesini ve Türkiye’nin küçük bazı toprak parçaları ile yetinmesini saÇladılar. Böylece Osmanlı Devleti, bütün Hıristiyan devletlerin bir araya gelmeleri neticesinde, zaferle çıkmış olduÇu bir harbin bile faydasını göremedi. Fakat, Yunanlılar, önemli ölçüde ezilmiş oldu.

Sultan Abdülhamid Hanın fevkalade akıllı ve tedbirli siyaseti ile bütün İslam alemini kendisine baÇladıÇını gören İngilizler, Osmanlı Devletinin iyiye gidişini durdurmak ve yıkmak için faaliyetlerini yoÇunlaştırdılar. Bir taraftan Padişah aleyhine faaliyette bulunan İttihat ve Terakki Cemiyetini desteklerken, diÇer taraftan Arabistan Yarımadasında bedevi kabilelerini ve DoÇu Anadolu’da Ermenileri Osmanlı Devletine karşı kışkırttılar. Bu arada Osmanlı Devletinden Berlin Antlaşması'nın, Anadolu’da Ermenilerin yaşadıÇı vilayetlerde ıslahat yapılmasını isteyen 61. maddenin kesinlikle tatbik edilmesini istediler. Bu uygulamanın ermeni muhtariyetini doÇuracaÇını bilen Sultan Abdülhamid Han, İngilizleri yıllarca oyalayarak böyle bir teşebbüse fırsat vermedi. Ayrıca Ermenilerin, Avrupa devletlerinin dikkatlerini çekmek üzere giriştikleri isyanları anında bastırdı. Hatta bu iş için polis ve jandarmadan ziyade sivil halkı kullandı (1895-1896). Bunun üzerine Ermeniler bir arabaya yerleştirdikleri saatli bomba ile Padişah’ı Cuma namazından çıkışta öldürmek istediler. Fakat Abdülhamid Han, bu suikasttan kurtuldu. Bütün bu faaliyetler onu, tatbik ettiÇi politikadan zerre kadar döndürmedi.

Anadolu'yu Ermenistan olarak görmek isteyen Fransız yazar Albert Vandal, bu Türk Hakanına "Le Sultan Rouge=Kızıl Sultan" diyerek iftiralar yaÇdırdı. Ne yazık ki bu satırlar Osmanlı ülkesindeki İslamiyet ve Türklük düşmanları tarafından da aynen alınarak Padişah'a karşı kullanıldı. Günümüzde dahi bazı gafiller bu iftiraları eserlerine koyarak genç nesilleri aldatmaktadır.

Sultan Abdülhamid Hanın kabul etmediÇi ve sonuna kadar direttiÇi önemli konulardan birisi de Filistin meselesiydi. Siyonistler, Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması için Sultan Abdülhamid’e başvurdular ve Osmanlı maliyesinin en büyük problemi olan dış borçların bir kalemde silineceÇini bildirdiler. Padişah bu teklifi şiddetle reddettiÇi gibi, Yahudilerin çeşitli yollarla Filistin’e gelip yerleşmelerine engel olacak tedbirleri de aldı.

Bu arada İngilizlerin Arabistan’da Cemaleddin Efgani ve meşhur casus Lawrens yolu ile hilafet meselesini kurcalamaya başlamaları üzerine, Sultan Abdülhamid de bölgeye büyük bir derviş kafilesi gönderdi. Aynı şekilde bir kafileyi de Hindistan’a gönderen Padişah, böylece İngilizlerin propagandalarını etkisiz kılmaya çalıştı. Padişah’ın bu faaliyetleri üzerine İngilizler onu saltanattan uzaklaştırmadıkça emellerine kavuşamayacaklarını anladılar. Bunun için İttihat ve Terakki Cemiyetinin faaliyetlerine hız verdirdiler. Başta Adana olmak üzere memleketin çeşitli yerlerinde isyanlar çıkardılar. Neticede İttihat ve Terakki Partisine mensup bazı Türk subayları, Padişah’ı, Kanun-i Esasi’yi ilan etmeye zorladılar. İkinci Abdülhamid Han da 23 Temmuz 1908’de anayasayı tekrar yürürlüÇe koyduÇunu ilan etti. İkinci Meşrutiyet adı verilen bu olay, beklenenin aksine Osmanlı Devletinin daÇılmasını daha da hızlandırdı. Avusturya-Macaristan imparatorluÇu 1908’de Bosna-Hersek’i işgal ettiÇini bildirdi. Aynı gün Bulgaristan baÇımsızlıÇını ilan etti. Bir gün sonra da Girit Yunanistan’a katıldıÇını açıkladı. Bu olaylar cereyan ederken 17 Aralık 1908’de yeni seçilen Meclis-i Mebusan toplandı. En azılı Osmanlı düşmanları dahi mebus seçilerek meclise girmişti. Mecliste Osmanlı düşmanları daha etkiliydi.

Meşrutiyete göre Sultan, sadece sadrazam ile şeyhülislamı seçebiliyordu. Sadrazam da nazırları seçiyor, kabine güven oyu alırsa çalışıyor, meclis istediÇi zaman hükümeti düşürebiliyordu. Neticede devletin idaresi ehliyetsiz, tecrübesiz ellere geçti. Böylece çeşitli din, dil ve ırka mensup mebusların hepsi Osmanlı Devletinden ayrılarak istiklallerini ilan etmek için her türlü gayri meşru vasıtalara başvuruyorlardı. Binlerce Müslümanın kanına giren Yunan, Sırp, Bulgar ve Ermeni çeteleri için umumi af ilan edildi. Osmanlı Devletinden kaçan ne kadar isyancı varsa, hepsine yeniden kapılar açıldı ve bunlar İstanbul’a geldiler. İngilizler, Ruslar ve diÇer Hıristiyan devletler, azınlıklara el altından bol miktarda silah gönderdiler.

İttihat ve Terakki Cemiyeti liderleri, yaptıkları acemi siyasetleri ile ortalıÇı birbirine karıştırmışlardı. Yapacakları icraatlarda kendilerine destek olması için, Selanik’ten avcı taburlarını getirerek taş kışlaya yerleştirdiler. Kendilerine karşı olanları çekinmeden öldürüyorlar, memlekette terör havası estiriyorlardı. Kısa zamanda halkın huzuru kaçtı. İttihatçılar lanetle anılmaya başlandı. Yine bunların baskısıyla hükümet alaylı subayları ordudan çıkarttı. Bu sırada bazı gazeteler, İttihatçılara karşı halkın dini duygularını galeyana getiren neşriyat yaparak, halkı ve orduyu isyana teşvik ediyordu. Rumi 31 Mart günü dördüncü avcı taburuna baÇlı askerler gece yarısı isyan ederek subaylarını hapsettiler. Padişah Abdülhamid Han, isyanı Hüseyin Hilmi Paşanın gönderdiÇi bir telgraf sonucu öÇrendi. İsyancılar sadrazamın azledilmesini, görevden alınan alaylı subayların tekrar orduya alınmasını istiyorlardı. Bunun üzerine Hüseyin Hilmi Paşayı sadrazamlıktan azlederek yerine Tevfik Paşa'yı getirdi ve Müşir Edhem Paşa'yı da harbiye nazırı yaptı. Mabeyn başkatibi ile isyancılara isyandan vazgeçtikleri takdirde affedildiklerine dair bir hatt-ı hümayun gönderdi. Bunun üzerine isyan bir miktar yatıştı. Ancak, ertesi gün yine alevlendi.

İsyanın Rumeli’deki yankısı büyük oldu. Hadisenin kim tarafından hazırlandıÇı belli olmadıÇı için, Sultan boy hedefi oldu. Üçüncü ordu ile gönüllü Bulgar müfrezesi ve Sırp, Yunan, yahudi, Arnavut çetecilerden müteşekkil bir ordu kurularak İstanbul’a sevk edildi.

Mevcudu on beş bine varan Hareket Ordusu, 24 Nisan’da Topkapı ve Edirnekapı’dan şehre girerek yol üzerindeki askeri karakolları teslim aldı ve Harbiye Nezaretini işgal etti. Taksim kışlası ile Taşkışla’daki mukavemet, şiddetli top ateşi karşısında kırıldı. Bu arada Yıldız Sarayının işgali sırasında Sultan Abdülhamid Han kendisine sadık olan Birinci ordu ile, Hareket ordusuna karşı konulması hususunda yapılan teklifleri kabul etmeyerek; “Müslümanların halifesi olduÇunu ve Müslümanı Müslümana kırdıramayacaÇını” söyledi. EÇer ülkenin en mükemmel ordusu olan Birinci Orduya, karşı koyma emri verilseydi, derme çatma olan Hareket ordusu bir anda daÇıtılabilirdi. Padişah’ın emrine boyun eÇen askerler silahların teslim edince, 25 Nisan günü Hareket Ordusu İstanbul’a hakim oldu. Mahmud Şevket Paşa, sıkıyönetim ilan ederek suçlu suçsuz bir çok insanı idam ettirdi. Yüzlerce Balkan çetesiyle saraya girerek kıymetli eşyaları yaÇmaladı. İttihad ve Terakki hakimiyetini devam ettirmek için İstanbul’da terör havası estirmeye başladı.

27 Nisan 1909 günü Ayan ve Mebuslar meclisi toplandı. Ayan’dan Gazi Ahmed Muhtar Paşa, kürsüye gelerek, önceden kararlaştırıldıÇı gibi Padişah’ın hal’ edilmesini teklif etmişti. Bu teklif kabul edildikten sonra, yine Gazi Ahmet Muhtar Paşa, hal’ kararının bir fetvaya istinad ettirilmesi lüzumuna işaret etmişti. Hal’ fetvasının ilk müsveddesini mebuslardan Elmalılı Hamdi Yazır hoca yazmıştı. Fetvada Sultan Abdülhamid Hana 31 Mart İsyanına sebep olmak, din kitaplarını tahrif etmek ve yakmak, devletin hazinesini israf etmek, insanları suçsuz oldukları halde idam ettirmek... gibi asılsız suçlar yükleniyordu. Fetva emini Hacı Nuri Efendi bu suçlamaların iftira olduÇunu ileri sürerek fetvayı imzalamadı. Ancak Meclis, bu fetva gereÇi Sultan’ı hal’ kararı aldı.

Nihayet, hal’ kararını Padişah’a tebliÇ için, Ayan ve Mebusanı temsilen bir heyet seçilmiş ve Yıldız Sarayına gönderilmişti.

Sultan Abdülhamid Han'a hal’ini tebliÇ için Yıldız’a gönderilen heyetin teşekkül tarzı ise, Türk tarihinin en yüz kızartıcı hadiselerinden birisi oldu. Bütün Osmanlı tebaasını temsil etmesi gerektiÇi iddiası ile teşekkül olunan heyette tek bir Türk yoktu. Bunlar; Yahudi Emanuel Karasso, Arnavut Esat Toptani, Ermeni Aram Efendi ve Padişah’ın uzun seneler yaverliÇini yapmış olan katışık soydan Arif Hikmet Paşa idiler. Padişah, hal’ kararını tebliÇe gelenlerin kimler olduÇunu, mabeyn başkatibi Cevad Bey'e sorup öÇrenince; “Bir Türk padişahına, İslam halifesine hal’ kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?!” demekten kendini alamadı.

İttihatçılar, o gece (27 Nisan 1909) Sultan Abdülhamid Hanı İstanbul’dan çıkararak, kontrol altında tutabilecekleri Selanik’e naklettiler.

Bu sırada hiçbir şeyini almasına izin verilmedi. Padişah’a yolculuÇunda üç kızı ile oÇullarının ikisi refakat etti. Selanik’te Alatini Köşkü kendisine tahsis edildi. Burada çok sıkı bir nezaret içinde acıklı yıllar geçirdi. Gazete okumasına dahi izin verilmedi.

Sultan Abdülhamid Han, Selanik’te üç yıldan fazla kaldı. Yunanistan’ın Osmanlı Devletine harb ilan etmesi üzerine, Büyük kabine denilen Gazi Ahmed Muhtar Paşa kabinesi, Sultan Abdülhamid Han’ın Selanik’te muhafazası zorlaşacaÇından, İstanbul’a nakledilmesini kararlaştırdı. Sultan Reşad da bu kararı tasdik etti.

1 Kasım 1912 günü Loreley vapuru ile İstanbul’a getirilen Hakan-ı sabık (eski padişah), ikametine tahsis olunan Beylerbeyi Sarayına yerleştirildi.

Sultan Abdülhamid Han, Beylerbeyi Sarayında beş buçuk yıl yaşadı. Bu müddet zarfında, otuz üç yıl dahiyane bir denge siyaseti ile harp riskine sokmadan ayakta tutmaya çalıştıÇı devletin bir oldu bittiye getirilerek Harb-i Umumi felaketine sürüklendiÇine şahit oldu.

İngilizler ile Fransızların Çanakkale BoÇazını zorladıkları günlerdi. BoÇaz istihkamlarının dayanamayacaÇı ve düşman donanmasının Marmara Denizine geçebileceÇinden endişe edildiÇi için bir tedbir olarak padişahın ve hükümetin Eskişehir’e nakli kararlaştırılmıştı. Durum, Abdülhamid Hana bildirilince; “Ben Fatih’in torunuyum. Hiçbir vakit Bizans İmparatoru Konstantin’den aşaÇı kalamam. Dedem İstanbul’u alırken, Konstantin, askerinin başında savaşa savaşa ölmüştür. Biraderim nereye giderse gitsinler. Fakat o ve hükümet, İstanbul’dan ayrılırlarsa bir daha dönemezler. Bana gelince; ben, Beylerbeyi Sarayından, ayaÇımı dışarıya atmam!” diye cevap verdi. Onun bu kararlılıÇı karşısında hükümet, İstanbul’da kaldı. Böylece, devletin daha o gün yıkılmasını önlemiş oldu.

Abdülhamid Han, Harb-i Umuminin sonuna yaklaşıldıÇı 1918 yılının Şubat ayı başında hastalandı. Yetmiş yedi yaşındaydı. Şiddetli bir nezleye tutulmuş, yaşlılıÇından dolayı yataÇa düşmüştü. 10 Şubat 1918 günü akşamı vefat etti ve Çemberlitaş’taki Sultan Mahmud türbesine defnedildi.

Sultan Abdülhamid’i tahttan indiren paşalar ise sonunda, memleketi düşman çizmeleri altında bırakarak kaçtılar. İlk olarak Enver Paşa, Talat Paşa, Doktor Behaeddin Şakir, Doktor Nazım, 30 Ekim 1918’de Mondros Antlaşmasını imza ettikten sonra, gece yarısı ülkeyi terk ettiler. Talat Paşa, 1921’de kırk dokuz yaşında Berlin’de, Enver Paşa 1922’de kırk yaşında Türkistan’da, Cemal Paşa da 1922’de elli yaşında Tiflis’te öldürüldüler.

Sultan Abdülhamid zamanında: Her vilayette mektepler, hastaneler, yollar, çeşmeler, yapıldı. Viyana’dan başka bir yerde eşi bulunmayan modern bir tıp fakültesi açıldı. 1876’da Mekteb-i Mülkiyeyi yaptırdıÇı gibi 1879’da da bir müze yaptırdı. 1880’de Hukuk Mektebi ve Divan-ı Muhasebatı (Sayıştay) kurdu. BeyoÇlu Kadın Hastanesini yaptırdı. 1881’de Güzel Sanatlar Akademisi, 1883’te Yüksek Ticaret Mektebi, 1884’te Yüksek Mühendis Mektebi ve Yatılı Kız Lisesi açıldı. 1886’da Terkos Suyunu İstanbul’a getirtti ve Mülkiye Lisesini açtı. 1887’de Alman İmparatoru İstanbul’a geldiÇinde, Sultan Ahmed Meydanında Alman Çeşmesi yapıldı. 1889’da Bursa’da İpekçilik Mektebini yaptırdı. 1891’de Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi ile KaÇıthane’de bir poligon kurdurdu. 1890’da Bursa demiryolunu ve Aşiret Mektebini yaptırdı. 1891’de Üsküdar Lisesi ve Rüştiye Mektepleri ve yeni postane binası ve Osmanlı Bankası ile reji binalarını ve Yafa-Kudüs demiryolu ile Ankara demiryolu yapıldı. Yine 1892’de Hamidiye KâÇıt Fabrikası, Kadıköy Havagazı Fabrikası ve Beyrut Limanı Rıhtımını yaptırdı. 1893’te Osmanlı sigorta şirketi, Küçüksu Barajı ve Manastır-Selanik demiryolu yapıldı. 1894’te Şam-Horan demiryolu ve Eskişehir-Kütahya demiryolu yapıldı. Yine 1894’te Hamidiye Yüksek Ticaret Mektebi ve Galata-Tophane Rıhtımı, Dolmabahçe Saat Kulesi inşa edildi. 1895’te Beyrut-Şam demiryolu, Darülaceze binası, mum fabrikası, Afyon-Konya demiryolu, Sakız Limanı Rıhtımı, şimdiki İstanbul Lisesi binası, İstanbul-Selanik demiryolu yapıldı. EreÇli kömür ocakları çalıştırıldı. 1896’da Tuna Nehrinde Demirkapı Kanalını, Kapalıçarşı tamirini yaptırdı. Akıl Hastanesini, 1900’de Medine-i Münevvere'ye kadar telgraf hattı yaptırdı. 1902’de Hamidiye Hicaz demiryolu Zerka’ya kadar işledi. KaÇıthane’deki Hamidiye suyu İstanbul’a getirildi. Yeni balıkhane, Haydarpaşa Rıhtımı, Maden Arama Mektebi, Şam’da Tıbbiye-i Mülkiye yapıldı. Haydarpaşa’da 1903’te Askeri Tıbbiye Mekteb-i Şahanesi, 1904’te Dilsiz ve SaÇırlar Mektebi açıldı. 1904’te Bingazi’ye telgraf hattı yapıldı. 1905’te İstanbul-Köstence kablosu döşendi. Haydarpaşa İstasyon Binası yapıldı. Beşiktaş Tepesindeki Yıldız Sarayı ve önündeki camiyi yaptırdı. Velhasıl Avrupa’da yapılan yeniliklerin hepsini en modern şekilde yurdumuzda yaptırdı.

Ne yazık ki, 1909’da tahttan indirilince, bütün bu ilerlemeler durdu ve memleket kana boyandı. Abdülhamid Han, İstanbul-Eskişehir-Ankara ve Eskişehir-Adana-BaÇdat ve Adana- Şam-Medine demiryollarını yaptırdıÇı zaman, başka memleketlerde bu kadar demiryolu yoktu. Din bilgileri, fen ve edebiyat ile ilgili pek çok kitap bastırdı. Köylere kadar kurslar açtırdı. Parasız kitaplar gönderdi. Harp gücünü kaybetmiş olan eski gemileri Haliç’e çekip, Avrupa’da yapılan üstün evsaflı kruvazörler, zırhlılar ile donanmayı kuvvetlendirdi. Askeri, subayı öyle şerefli olmuştu ki, bir kahvenin önünden bir binbaşı geçerken, kahvede oturanlar ayaÇa kalkarak saygı gösterirlerdi. Öyle bereket vardı ki, bir binbaşının evinde pişen yemekten, bir mahalle fakirlerinin karnı doyardı. Bütün millet, sivil, asker, herkes birbirini severdi.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-17-2007, 20:13   #4 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

Abdülmecid Han
Osmanlı sultanlarının otuz birincisi ve İslam halifelerinin doksan altıncısı. Sultan İkinci Mahmud Hanın oÇlu olup, 25 Nisan 1823 tarihinde Bezm-i Alem Valide Sultan'dan doÇdu. ŞehzadeliÇinde iyi bir tahsil gördü. Fransızca öÇrendi. Avrupa’da yayınlanan neşriyatı yakından takip eden Abdülmecid Han, yenilik taraftarıydı. Babasının 1 Temmuz 1839’da vefatı üzerine on yedi yaşında tahta çıktı.
Abdülmecid Hanın devlet idaresinde yeterli tecrübesi yoktu. Buna karşılık devlet erkânına güvendiÇini, babasının başlattıÇı ıslahat hareketlerini devam ettireceÇini ilan etti. Fakat bu sırada devlet ileri gelenleri arasındaki rekabet ve kıskançlık son safhada idi. Sultan ikinci Mahmud Hanın cenaze merasimi sırasında, Meclis-i vala-yı ahkam-ı adliyye reisi Koca Hüsrev Paşa, sadrazam Mehmed Emin Rauf Paşadan 2 Temmuz 1839’da mühr-i hümayunu zorla alıp, kendini sadrazam ilan ettirdi. Bu sırada Osmanlı Devleti, Mısır ile muharebe halindeydi. Bu sebeple genç padişah meseleyi kurcalamadı ve Hüsrev Paşanın sadrazamlıÇını kabul etti. Ayrıca Mısır meselesini halletmek istediÇinden, Mısır valisi Mehmed Ali Paşa'ya, Köse Akif Efendiyi göndererek affettiÇini bildirdi; ordu ve donanmaya harekâtı kesme emri verdi. Ancak, bu sırada Nizip’te Osmanlı ordusunun Mısır ordusuna yenildiÇi haberi geldi. Kaptan-ı derya Ahmed Fevzi Paşa da, sadrazamın eski husumetinden korkarak, donanmayı Mısır’a götürüp teslim etti. Böylece ordusuz ve donanmasız kalan Osmanlı Devleti karşısında cesaretlenen Mısır valisi, Sultan ile anlaşmaya yanaşmadı.

Sultan Abdülmecid Han, devleti bu zor durumdan kurtarmak için çareler aradı. Bu sırada Avrupa’dan yeni dönen Mustafa Reşid Paşa, Sultan’a Avrupa’nın yardımını saÇlamak gibi bir bahaneyle Gülhane Hatt-ı Hümayunu adı ile meşhur olan Tanzimat Fermanı’nı yayınlatmaya muvaffak oldu.

Tanzimat Fermanı’nın yayınlanmasından sonra Mısır’a karşı İngiltere’nin ön ayak olması ile, Mehmed Ali Paşayı tutan Fransa dışarıda bırakılarak Osmanlı, İngiltere, Rusya, Prusya ve Avusturya devletleri Londra’da bir araya geldi ve 15 Temmuz 1840’da Londra Anlaşması imzalandı. Buna göre, anlaşmaya imza koyan devletler, Mehmed Ali Paşaya onar günlük iki ültimatom verdiler. Mehmed Ali Paşa bu ültimatomları kabul etmediÇini bildirdi. Bunun üzerine İngiltere ve Avusturya tarafından desteklenen Osmanlı kuvvetleri, Mısır ordusunu yendi. Osmanlı askeri 16 Ekim 1840 günü Trablusşam’a, 4 Kasım günü Akka’ya, 13 Kasım günü Halep’e, 29 Aralık günü Şam’a girdi. Londra anlaşmasına göre artık Mehmed Ali Paşanın Mısır’dan çıkarılması gerekiyordu. 27 Kasım 1840 günü Mısır ile İngiltere arasında yapılan anlaşma ile, Mehmed Ali Paşa, ikinci ültimatomun şartlarına uyacaÇını bildirince, İngiltere, Osmanlı Devletine ihanet ederek; Babıali’den Mısır ile Sudan’ın irsî olarak Mehmed Ali’ye bırakılmasını istedi. Bundan maksatları, Mısır’ı yalnız bırakıp, şartların müsait olduÇu bir zamanda işgal etmekti. Bunun üzerine Reşid Paşa, Sultan Abdülmecid’e 24 Mayıs 1841 günü Mısır fermanını yayınlattı. Bu ferman, 1914 senesine kadar Mısır’ın bir çeşit anayasası olarak kalmıştır. Fermana göre Mısır, Osmanlı padişahı tarafından tayin edilen Kavalalı mensuplarınca idare edilecekti.

Mısır meselesi halledildikten sonra, 13 Temmuz 1841’de Osmanlı, İngiltere, Rusya, Fransa, Avusturya ve Prusya devletleri Londra’da tekrar bir araya gelerek, BoÇazlar antlaşmasını imzaladılar. Kendi menfaatlerine aykırı olmasına raÇmen bu antlaşmayı imzalayan Rusya, İngiltere’nin dostluÇunu kazanarak sulh yolu ile Osmanlı topraklarını bölüşmek gayesinde idi. Fakat İngiltere, Fransa’yı OrtadoÇu’da etkisiz hale getirip, Mısır meselesi ile Osmanlı Devleti üzerinde bir çeşit ekonomik, siyasi ve kültürel vesayet kurarak; elde ettiÇi imtiyazlı durumu paylaşmak istemediÇinden, Rusya ile beraber hareket etmek istemiyordu. Ayrıca Hindistan ve Hind yolu için tehlikeli gördüÇü Osmanlı Devleti’ni Rusya ile meşgul ederek, Hindistan’da ve OrtadoÇu’da istediÇini yapıyordu.

Mısır meselesinde yenilgiye uÇrayan Fransa, Lübnan’daki Marunileri kışkırtarak, Dürzilerle çarpıştırdı. 1845 senesinde Osmanlı hükümeti bazı tedbirler alarak Fransız kışkırtmalarını önlemeye çalıştı. Lübnan daÇlarında birisi Marunilere, diÇeri de Dürzilere ait otonom iki kaza kuruldu ve bunlar Sayda valisine baÇlandı.

Tahta çıkışının ilk senelerini iç ve dış olaylar ile uÇraşmakla geçiren Sultan Abdülmecid, böylece devleti kısmen huzura kavuşturdu. Islahat işleri ve iç meseleler ile uÇraşmak imkanını buldu. 24 Haziran 1844 tarihinde halka yakın olmak, beldeleri bizzat görmek için seyahatler yaptı.

1848’de Avusturya’da Macarlar, Rusya’da ise Lehler baÇımsızlık için ayaklandılar. İsyanı Avusturya ve Rusya çok kanlı bir şekilde bastırdı. Bu durum, Fransız ve İngiliz kamuoyunda Rusya aleyhine büyük bir tepkinin çıkmasına sebep oldu. Macar ve Leh milliyetçilerinin liderleri Osmanlı topraklarına girerek hükümetten sıÇınma hakkı istediler. Sultan Abdülmecid Han, kendisine sıÇınan mültecileri, Rusya ve Avusturya’nın savaş tehditlerine raÇmen geri vermedi. Sultan’ın bu hareketi Osmanlı Devletinin itibarını çok artırdı. Rusya ve Avusturya’ya karşı Fransız ve İngiliz ortak desteÇini saÇladı. Nitekim çok geçmeden kutsal yerler meselesi ve Romanya’nın işgali dolayısıyla Rusya’ya savaş açan Osmanlı Devleti, bu devletlerin yardımını temin etti. Böylece Rusya ile vuku bulan 1853-55 Kırım Harbi görünüşte parlak bir zaferle neticelendi.

Ancak cephedeki zafer, içeride Osmanlı Devletine pek pahalıya mal oldu. Batılı devletler yaptıkları yardımların karşılıÇı olarak Osmanlı ülkesinde Hıristiyanlara yeni haklar verilmesi için 1856 Islahat Fermanı’nı yayınlattılar. Ali Paşa hükümeti tarafından ilan edilen bu Ferman’ın hazırlanmasında İngiliz ve Fransız elçileri de bulunmuştu. Görünürde Osmanlı toplumunu ırk, din ve dil ayırımı gözetmeden kaynaştırmayı hedef alan Islahat Fermanı, azınlıkların baÇımsızlık hareketlerini hızlandırıp, devleti yıkılmaya doÇru götürmekten başka bir işe yaramamıştır. Nitekim Ferman’ın yayınlanmasından çok kısa bir süre sonra Suriye’de ve Cidde’de Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında çarpışmalar başladı. Eflak, BoÇdan ve KaradaÇ’da baÇımsızlık gayesiyle isyanlar çıktı. Böylece Osmanlı Devletinin yeniden bir iç ve dış gailelerin içine düştüÇü esnada Sultan Abdülmecid Han vefat etti (25 Haziran 1861). Kabri, Sultan Selim Camii bahçesindedir.

Abdülmecid Hanın genç yaşta tahta çıkışı ile saf ve temiz kalpli olması onun, saltanatının hemen başında büyük bir hata yapmasına sebep oldu. Bu hata, Osmanlı tarihinde korkunç bir dönüm noktası olmuş ve bu muhteşem devlette bir yok olma devrinin başlamasına yol açmıştır. Bu hata; azılı ve sinsi Türk ve İslam düşmanı olan İngilizlerin tatlı dillerine aldanarak, İskoç masonlarının yetiştirdikleri cahilleri iş başına getirmesi ve bunların devleti içerden yıkmak siyasetlerini hemen anlayamamasıdır.

DiÇer taraftan Abdülmecid Han devrinde başarılı işler de yapıldı. 1840’ta ilk olarak kâÇıt para çıkarıldı. 1844’te Mecidiye (Galata) Köprüsü yapıldı. 1848’de Beşiktaş’la Ortaköy arasında Küçük Mecidiye Camiini, Ortaköy iskelesi yanında Büyük Mecidiye Camiini yaptırdı. 1851’de Şirket-i Hayriyye denilen BoÇaziçi vapurları işletilmeye başlandı. 1853’te başlayan Kırım Harbi sırasında ilk telgraf hattı İstanbul-Varna-Kırım hattı olarak döşendi. 1854’te Beykoz Kasrı, 1856’da Küçüksu Kasrı ile Dolmabahçe Sarayı yaptırıldı. Ayrıca İstanbul’un pek çok yerinde çeşmeler yaptırıp, eski eserleri tamir ettirdi.

Abdülmecid Hanın, kardeşi Abdülaziz’den sonra, oÇullarından beşinci Murad Han, İkinci Abdülhamid Han, Beşinci Mehmed Reşad ve Altıncı Mehmed Vahideddin Han padişah olmuşlardır.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-17-2007, 20:14   #5 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

I.Ahmet
Osmanlı padişahlarının on dördüncüsü, İslam halifelerinin yetmiş dokuzuncusu. Sultan üçüncü Mehmed Hanın oÇlu olup, 1590’da Manisa’da Handan Sultandan doÇdu. ŞehzadeliÇinde zamanın ileri gelen alimlerinden Aydınlı Mustafa Efendi eÇitim ve öÇretimi ile vazifelendirildi. Ayrıca Hocazade Ahmed ve Es’ad Efendiden ders alan şehzade Ahmed, babasının vefatı üzerine 1603’te henüz 14 yaşındayken Osmanlı tahtına geçti.
Sultan Birinci Ahmed Han tahta geçtiÇinde, Osmanlı Devleti doÇuda İran, batıda ise Avusturya ile harp halindeydi. Ahmed Han, Avusturya cephesi serdarlıÇına Sokulluzade Lala Mehmed Paşayı, İran cephesi serdarlıÇına ise ÇaÇalazade Sinan Paşayı tayin etti. Lala Mehmed Paşa, Peşte ve Vaç kalelerini 1604’te ele geçirdikten sonra, 1605 senesi AÇustos ayında Estergon Kalesini kuşattı. Otuz beş gün süren muhasaradan sonra kale fethedilerek on seneden beri süren Alman işgaline son verildi. Bu zaferden sonra Uyvar, Weszgrim, Polata kaleleri Türklerin eline geçti. Bu sırada Tiryaki Hasan Paşayı serdar vekili olarak bırakıp İstanbul’a dönen Lala Mehmed Paşa vefat etti (1606). Avusturya, savaşı kaybettiÇini anladıÇından, sulh istedi. Budin’de sulh müzakeresi yapıldı ve görüşmeler neticesinde Zitvatorok antlaşması imzalandı (11 Kasım 1606). Bu anlaşmaya göre, Kanije, Estergon, EÇri kaleleri Osmanlı Devletinde kalacak ve Avusturya bir defaya mahsus olmak üzere 200 bin kara kuruş ödeyecekti.

İran cephesine serdar tayin edilen CaÇalazade Sinan Paşa ise, kış mevsiminin yaklaşması üzerine Kars’ta kaldı. 1605 AÇustos’unda, Azerbaycan’ı geri almak için Tebriz üzerine yürüdü ise de, Urmiye Meydan Muharebesinde Şah’ın ordusuna maÇlub oldu. Üzüntüsünden ölen CaÇalazade’nin yerine Ferhat Paşa, serdar tayin edildi. DiÇer taraftan Safevi ordusu, Gence (1606) ve Şamahı’yı (1607) alıp Kür IrmaÇını aştı. Şirvan’ın önemli kısmını ele geçirdi. Şah’ın daha ileri gitmemesi üzerine savaş durgunluk devresine girdi.

Sultan Ahmed Han, Avusturya Savaşının sona ermesi ve İran cephesinde olayların durgunluk devresine girmesinden sonra iç meselelerin halli için harekete geçti. Anadolu’da ortalıÇı birbirine katan Celali eşkıyalarına karşı, sadarete getirdiÇi Kuyucu Murad Paşa ile Tiryaki Hasan Paşayı vazifelendirdi. Kuyucu Murad Paşa uyguladıÇı siyaset neticesinde, eşkıyaları birbirine düşürerek teker teker ortadan kaldırmayı başardı. Üç sene süren temizleme faaliyeti neticesinde CanbolatoÇlu, KalenderoÇlu, Tavil ile kardeşi Me’mun, Muslu Çavuş ve Yusuf Paşa, ayrıca şekavet yapan kırk sekiz çete kuvvetlerinden tamamı tesirsiz hale getirildi. İsyanlar bastırıldıktan sonra Sultan Ahmed Han, köylünün yerlerine dönmesi ve ticaret sahiplerine kolaylık gösterilmesi için eyaletlere tavsiye yollu fermanlar gönderdi. Ayrıca “Adaletname” adı ile Anadolu’daki bütün fenalıkları, CelaliliÇi doÇuran sebepleri ve halkın ızdırabını dile getiren bir ferman çıkardı.

Bu sırada Safeviler Osmanlı hudut kalelerine saldırıda bulunuyordu. Bu sebeple Sultan Ahmed Han, 1610’da sadrazam Kuyucu Murad Paşayı İran üzerine serdar tayin etti. Murad Paşa, Erzurum’a geldiÇi sırada Şah, Kanuni devrinde imzalanan Amasya Antlaşması üzerinden barış istedi. Kuyucu Murad Paşa, Şah’ın bulunduÇu Tebriz üzerine gitti. Şehrin dışında 5 gün süren savaşta iki taraf da birbirine üstünlük saÇlayamadı. Kışı geçirmek için Diyarbakır’a çekilen Murad Paşa buradayken rahatsızlanarak vefat etti (5.8.1611). Yerine Diyarbakır beylerbeyi vezir Nasuh Paşa getirildi. Nasuh Paşa, İranlılarla Osmanlı Devletine yılda 200 yük ipek vermeleri ve işgal ettikleri topraklardan çıkmaları şartıyla bir antlaşma yaptı (1611).

Sultan birinci Ahmed Han donanmanın güçlenmesine de önem verdi. Yeni kadırgalar yaptırarak donanmanın mevcudunu arttırdı. Kaptan-ı derya Halil Paşa, Akdeniz’in güvenliÇi için Malta ve Floransa korsanlarıyla başarılı savaşlar yaptı.

Sultan Ahmed Han 1617 senesinde rahatsızlanarak daha yirmi sekiz yaşındayken vefat etti. Cenazesinin yıkanması için hocası Aziz Mahmud Hüdai hazretleri davet edildi. Ancak o; “Sultanımı çok severdim. Şimdi dayanamam. İhtiyarlıÇım sebebiyle beni mazur görün.” buyurdu. Talebelerinden Şaban Dede’yi gönderdi. Cenaze namazından sonra nâşı kendi ismi ile anılan Sultan Ahmed Camiinin yanındaki türbeye defnedildi.

Ahmed Han, akıllı, zeki, münevver, hamiyetli, azimkar bir padişahtı. Çocuk sayılabilecek bir yaşta tahta çıkar çıkmaz devlet işlerini hemen kavrayarak, takipte çok titizlik gösterdi. Gayet kuvvetli, çok iyi binici ve atıcı, avcı ve silahşördü. DindarlıÇı ve insanlara merhameti ile tanınan Sultan Ahmed Han, memleketin imarı için çok çalıştı. Bilhassa Mekke ve Medine’ye pek çok hayırlı hizmetler yaptı. O zamana kadar Mısır’da dokunan Kâbe’nin örtülerini İstanbul’da dokuttu. İstanbul’da yaptırdıÇı hayırlı hizmetlerinin başında bugün yerli ve yabancı herkesin hayran kaldıÇı kendi ismiyle bilinen Sultan Ahmed Camii gelir.

Edebi kültürü çok yüksekti. Birçok Osmanlı padişahı gibi Birinci Ahmed Han da iyi bir şairdi. Şiirlerinde Bahtî ve Ahmedî mahlasını kullanırdı.

Şu satırlar onun dine baÇlılıÇının ifadesidir:

N’ola tacum gibi başumda götürsem daim
Kademi resmini ol hazret-i Şah-ı resulün
Gül-i gülzar-ı nübüvvet o kadem sahibidir
Ahmeda durma yüzün sür kademine o gülün.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-17-2007, 20:14   #6 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

II.Ahmet
Osmanlı sultanlarının yirmi birincisi ve İslam halifelerinin seksen altıncısı. Sultan İbrahim Hanın üçüncü oÇlu olup, 25 Şubat 1643’te Hadice Muazzez Valide Sultan’dan doÇdu. ŞehzadeliÇini sarayda geçiren Ahmed Han, iyi bir tahsil gördü. 22 Haziran 1691’de aÇabeyi İkinci Süleyman Hanın ölümü üzerine Osmanlı tahtına geçti.
Kırk sekiz yaşında tahta geçen Sultan İkinci Ahmed Han, daha birkaç gün önce ordunun başında Avusturya üzerine sefere çıkan sadrazam ve serdar-ı ekrem Fazıl Mustafa Paşaya, sadaretinin devamına dair bir ferman gönderdi. Belgrad önlerine ulaşan Fazıl Mustafa Paşa, Peter Varadin önlerinde bulunan Avusturya ordusu üzerine yürüdü. Orduya henüz Kırım kuvvetleri katılmamıştı. Bu durumu fırsat bilen Avusturya ordusunun kumandanı 25 AÇustos 1691 günü derhal taarruza geçti. Slankamen muharebesi adı verilen savaşın ilk anlarında Osmanlı askeri galip durumdaydı. Ancak sadrazam Mustafa Paşanın şehid düşmesi üzerine durum birden Osmanlı ordusu aleyhine döndü ve hezimetle neticelendi.

Slankamen maÇlubiyetinden sonra ilerleyen Avusturya kuvvetleri Kasım ayında Varat Kalesini kuşattılar. Sultan, yeni sadrazam Arabacı Ali Paşayı sadaretten alarak, Diyarbakır valisi Hacı Ali Paşayı tayin ve Avusturya üzerine sefere memur etti. Bu sırada Avrupa devletleri Osmanlı-Avusturya Savaşının durdurulması için girişimde bulundular ise de, netice alamadılar. DiÇer taraftan zamanında yardım ulaşmayan Varat Kalesi, Avusturyalılara teslim olmak mecburiyetinde kaldı.

1692 Haziranının sonlarına doÇru sadrazam Hacı Ali Paşa Edirne’den hareketle Belgrad’a vardı. Kaleyi tahkim ve tamirden sonra, Avusturyalıların kışlaÇa çekilmeleri üzerine Edirne’ye döndü. Sadrazam, Avusturya ile uÇraşırken, Venedik donanması da Girit’e asker çıkardı. Kaptan-ı derya vezir Damad Yusuf Paşanın donanma ile Hanya önlerine gelmesi üzerine Venedikliler muhasarayı kaldırarak geri çekildiler.

1693 yılı Mart ayı sonlarında Bozoklu Mustafa Paşa sadarete getirildi. Yeni sadrazam Temmuz ayında Avusturya seferine çıktı. Hedef, Erdel’i geri almaktı. Avusturya ordusunun Belgrad’ı kuşatması üzerine sadrazam Belgrad’a yöneldi. Kırım Hanı Selim Giray’ın Avusturyalılar’ın yardımına gelen bir orduyu maÇlup etmesi üzerine, kuşatma kaldırıldı. Serdar-ı ekrem, çekilen düşmanı takiple çok zayiat verdirdi ve 17 Eylülde Belgrad’a girdi. Kışın yaklaşması üzerine Osmanlı ordusu Edirne’ye döndü.

Stratejik önemi pek büyük olan Narenta Kalesi 28 Haziran 1694’te Venedikliler tarafından işgal edildi. Geri almak için yapılan teşebbüsler netice vermedi. Bu hadiseden bir süre sonra sefere çıkan Osmanlı ordusu Varadin Kalesini kuşattı. Ancak bu sırada, Malta, Floransa ve Papalık filolarından müteşekkil bir Venedik donanması Sakız’ı zaptetti. Buna çok üzülen Sultan İkinci Ahmed Han, sadrazama bir hatt-ı hümayun göndererek geri dönmesini ve Sakız adasının geri alınmasını emretti. Kaptan-ı deryalıÇa amcazade Mezomorta Hüseyin Paşa tayin edildi.

Öte yandan Osmanlı Devleti dış gailelerle uÇraşırken içte de bazı hadiseler vuku bulmaktaydı. Irak ve Hicaz’da çıkan isyanlar ile Suriye’de Sürhan ve MaanoÇullarının aleyhte faaliyetlerini Sultan Ahmed Han anında aldıÇı tedbirlerle önledi.

Bu sırada Sakız Adasının geri alınması için yola çıkan Hüseyin Paşa, ada açıklarında Venediklilerle çarpışırken Sakız’ın elden çıkmasının acısı ile üzüntüden hastalıÇı aÇırlaşan Sultan Ahmed Han, 6 Şubat 1695 tarihinde fetih haberini alamadan, elli iki yaşında Edirne’de vefat etti. Naşı, İstanbul’a nakledilerek Kanuni Sultan Süleyman Hanın türbesine defnedildi.

Çok merhametli ve vatanperver olan Sultan İkinci Ahmed Han, hasta olduÇu zamanlarda bile, devlet işlerinden asla el çekmezdi. Haftada iki gün yapılan divan toplantılarının dörde çıkarılmasını emretti. Toplantıları bizzat takip eder, yaptıÇı herhangi bir hatayı düzeltmekten çekinmezdi. Adil bir sultan olarak yaşayan Ahmed Han, milletini memnun etmek için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışmıştır. Sanatkarları korur, taltiflerde bulunarak daha iyiye ve güzele doÇru yönlendirirdi. İyi bir hattat olan Sultan Ahmed Hanın yazdıÇı Kur’an-ı kerimler ve çoÇalttıÇı kitaplar vardır. DiÇer Osmanlı sultanları gibi aynı zamanda iyi bir şairdi.
__________________
?nternette Tan??m?? oLmak De?iLmi? A?K? SanaLLa?t?raN
Çevremde ya?anan'sahte a?klar?'Görünce AnLad?M!
ShirinBaby isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-17-2007, 20:15   #7 (permalink)
ézqi
 
ShirinBaby - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: мєяѕιηηηηηηηη
Yaş: 18
Mesajlar: 5,563
Ruh Hali:
Teşekkürler: 372
622 Mesaja 1,015 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 56300
Rep Puanı: 562752
Rep Seviyesi: ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)ShirinBaby uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (0)
Cevap: Türk Tarihindeki Hükümdarlar

III.Ahmet
Osmanlı padişahlarının yirmi üçüncüsü, İslam halifelerinin seksen sekizincisi. Sultan dördüncü Mehmed Hanın oÇlu olup, 31 Aralık 1673’te Rabia Gülnuş Emetullah Sultandan doÇdu. ŞehzadeliÇini önce Topkapı, daha sonra da Edirne saraylarında geçiren Ahmed Han, iyi bir tahsil gördü. İlk dersini Sultani Mehmet Efendiden aldı. Seyyid Feyzullah Efendiden uzun yıllar ders gördü. Devrin büyük hat üstadı hattat Osman’dan yazı meşk etti. AÇabeyi Sultan İkinci Mustafa Han’ın çıkan cebeci isyanında tahttan indirilmesi üzerine 22 AÇustos 1703’te Osmanlı padişahı oldu.

Biat merasiminden sonra, İstanbul’a gelen Sultan Üçüncü Ahmed, Edirne vakasında isyanı çıkaran elebaşıları büyük bir ustalıkla birbirine düşürerek ortadan kaldırdı. Baltacı Mehmed Paşayı sadarete getirdi. Devletin iç işlerini düzeltmek için çalışmalar yaptı. Karlofça Antlaşması yeni imzalandıÇı için, devlet barış içinde idi. Ancak bu sırada İsveç kralı on ikinci Şarl, Poltova’da Ruslarla yaptıÇı bir savaşı kaybederek, Osmanlı Devletine sıÇındı. Kralı takip eden Rus ordusu Osmanlı topraklarına girdi ve tahribatta bulundu. Bu durum üzerine Osmanlı Devleti, Rusya’ya harp ilan etti. Nitekim Sadrazam Baltacı Mehmed Paşanın kumandası altındaki Osmanlı ordusu 9 Nisan 1711’de Rusya seferine çıktı.

Baltacı Mehmed Paşa, Rus Çarını Prut üzerinde Palcı mevkiinde kıstırarak, etrafını çevirdi. Esas niyeti Rus ordusunu umumi bir taarruzla yok etmekti. Fakat yeniçerilerin isteksizliÇi yüzünden ciddi bir taarruz yapamadı. Rus çarı, sadrazama bir heyet göndererek, her şartı kabul edeceklerini bildirdi. İki taraf arasında antlaşma yapıldı. Rusya, Antlaşmaya göre, Lehistan ve Ukrayna işlerine karışmayacak, elinde tuttuÇu Azak kalesini de Türklere bırakacaktı. Baltacı Mehmed Paşanın Rus ordusunu çevirmişken imha edememesi ve antlaşma şartlarının tatmin edici olmaması devlet adamlarını sadrazamın aleyhine çevirdi. Bunun üzerine Padişah Edirne’ye dönen Baltacı Mehmed Paşayı, görevden alarak, yerine Damad Ali Paşayı getirdi.

DiÇer taraftan Ruslar Antlaşmanın şartlarına uymak istemediler. Buna çok kızan Sultan Üçüncü Ahmed Han, yeni sadrazam Damad Ali Paşa kumandasında bir orduyu Rusya üzerine gönderdi. Kendisi de Edirne’ye kadar ordunun başında gitti. Bu durum karşısında Ruslar antlaşma şartlarına uymak mecburiyetinde kaldılar.

Venediklilerin 1714’te KaradaÇlıları isyana teşvik etmesi üzerine Sultan Üçüncü Ahmed Han, Mora üzerine bir sefer açtı. Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusu, Karlofça antlaşmasıyla Venediklilere verilen bütün kaleleri geri aldı. Ancak, Alman İmparatorluÇu, Karlofça Antlaşmasına kefil olduklarını, yani Venedik’ten alınan yerler iade edilmedikçe barışı tanımayacaÇını bildirdi. Bunun üzerine Osmanlı Devleti Alman-Avustarya İmparatorluÇuna harp ilan etti. İki ordu arasında Petervaradin’de yapılan savaşta Damad Ali Paşa şehid düşünce, ordunun maneviyatı bozuldu ve bozgun başladı. Bu durumdan faydalanan Avusturya ordusu kumandanı önce Tameşvar’ı daha sonra da Belgrad’ı zaptetti. Petervaradin maÇlubiyeti üzerine Avusturya ile 1718’de Pasarofça Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre Belgrad ve Semendire Avusturya’da kalmak üzere Sava Nehri sınır kabul edildi.

Pasarofça Antlaşmasından sonra Damat İbrahim Paşanın sadarete getirilmesi ile Osmanlı Devletinde 1730 yılına kadar süren yeni bir devir başladı. “Lale Devri” adı verilen bu dönemde, Sultan Ahmed Han ülke içinde huzuru saÇlamak, orduyu kuvvetlendirmek, devleti maddi ve manevi en yüksek seviyeye çıkarmak için çalıştı. İstanbul’da ilk matbaa kuruldu. Yalova’da kaÇıt, İstanbul’da Tekfur Sarayında bir çini fabrikası açıldı. İstanbul’a davet edilen ve uzun seneler İstanbul’da kalarak orada vefat eden Comte de Bonneval (Humbaracı Ahmed Paşa), humbaracı ocaÇını ıslah etti. İstanbul’un su ihtiyacını temin için bir de bend yaptırıp derya-yı sim adını verdi (Bkz. Lale Devri).

Osmanlı Devletinde sulh ve huzur devam ederken, İran-Safevi Devleti son günlerini yaşıyordu. İran’a baÇlı olan DaÇıstan 1722’de Türk himayesine girmek istedi ve bu isteÇi kabul edildi. Kafkasya’yı tehdit eden Rusya’ya mani olmak isteyen Sultan Ahmed Han, hudut valilerine ferman göndererek hazırlıklı olmalarını istedi. Bu sırada İran cephesindeki ordu, 1723 yılında harekete geçerek Gürcistan, Güney Azerbaycan, Luristan, Erdelan, Kirmanşah ve Hemedan’ı ele geçirdi. 1725’de Osmanlı askeri Tebriz’e girdi. Gence, Revan ve Nahcivan alındı. 1727’de İran Şahı imzalanan bir antlaşma ile Osmanlı Devletinin bütün fetihlerini tanıdı.

1730 senesinde Nadir Şah İran hakimiyetini ele geçirerek, İran birliÇini tekrar kurdu. Osmanlı Devletinin elinde bulunan önemli bazı eyaletleri geri aldı. Bu durum Damat İbrahim Paşanın düşmanlarını harekete geçirdi. Bazı devlet adamları, Padişah ve Damat İbrahim Paşanın İran üzerine sefere çıkmak üzere Üsküdar’a geçtikleri sırada yeniçerileri ayaklandırarak büyük bir isyan başlattılar. Asiler, Padişahta