![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Klavye Link | Arama | Bugünki Mesajlar | Okundu Kabul Et |
| Genel Tarih Oncelikle,Genel Tarih Sonrasinda Tarihteki Antlaşmalar,Belge Arşivleri,Fotoraf Arşivleri,Harita Arsivi,Tarihi Toplantilar gibi Tarih adina her bir konunun paylasim alani.. |
| Etiketler: tarihimizde iz birakan |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #11 (permalink) |
| ...::GüL::... Kazandığı Turnuvalar: 1 Üyelik tarihi: Jan 2007 Nerden: sölemem,gelirsin
Mesajlar: 1,912
Ruh Hali: Teşekkürler: 71
144 Mesaja 228 Teşekkür edildi
| Cevap: Abidin Paşa Abidin Paşa Osmanlı devlet adamı ve şairlerinden. Arnavutluk ileri gelenlerinden Prevezeli Ahmed Dino Beyin oÇludur. 24 Mart 1843 tarihinde bir Salı günü Preveze’de doÇan Abidin Paşa, tahsilini tamamladıktan sonra, silahşörlük hizmetiyle saraya girdi. Bir süre sonra doÇum yeri olan Preveze’de mutasarrıf muavinliÇi ve merkez kaymakamlıÇı yaptı. İzmir’deki vazifesinden sonra, Sofya mutasarrıflıÇı ve Bosna komiserliÇinde bulundu. Bosna’dayken Devlet-i aliyyenin borçlanması, borsa muameleleri ve maliye hakkında yazdıÇı kitabını Maarif Nezaretinin izniyle bastırdı. 1877’de Rus Harbi sonunda Epir sınırı için Yanya’da toplanan olaÇanüstü komisyon başkanlıÇında, 1878’de de Diyarbekir, ElazıÇ ve Sivas illeri ıslahat işleri birinci komiserliÇi vazifelerinde bulundu. 1879’da Sivas ve Selanik illeri valiliklerine ve aynı sene vezirlik rütbesiyle Hariciye nazırlıÇına getirildi. Ayrıca Babıali’de çok önemli komisyonlarda bulunduÇu gibi, emir üzerine mebusların halk tarafından birinci ve ikinci dereceden seçimine dair yapılacak tüzüÇün taslaÇını hazırladı. Üç ay bu vazifede kaldıktan sonra, Mecidî nişanıyla Adana valiliÇine tayin edildi. Dört sene dokuz ay kaldıÇı bu vazifedeyken Abidin Paşa, Mesnevi-i Şerif’i tercüme ve şerh etti. 1885 senesinde Sivas valiliÇine tayin edildiyse de bir sene sonra Ankara valiliÇine getirildi. Sekiz sene kadar bu vazifede bulunan Abidin Paşa, 1894 senesinde Cezayir-i Bahrisefid (Akdeniz adaları) valiliklerine atandı. 1906 senesinde Yemen işlerini ıslahla ilgili komisyonda görevli iken, 1908 yılında İstanbul’da vefat etti. Kabri, Fatih Camii bahçesindedir. Abidin Paşa vazifeli bulunduÇu yerlerde idareciliÇi ve davranışları ile kendini halka sevdirmişti. Ana dili Türkçeden başka Arapça, Farsça, Arnavutça, Fransızca ve Rumcayı çok iyi bilirdi. Rumca şiirleri İstanbul ve Paris’te yayınlanmıştır. Abidin Paşa, Mesnevi-i Şerif’in birinci kıt’asının şerhini yapınca, bir nüshasını da Cevdet Paşaya göndermişti. Cevdet Paşa, onu, böyle bir şerhi, özellikle devrin diliyle yazmasından dolayı takdir etmiştir. Fakat Cevdet Paşa asıl konuya Abidin Paşanın; "Mesnevi-i Şerif, altı cildden ibaret olup, altıncı cildin nısfı sanisiyle yedi cild üzere bulunur.” demesi üzerine geçmiş ve bütün mesnevilerin altı cild olduÇunu belirterek düzme olan yedinci cild üzerinde geniş olarak durmuştur. Paşa, çeşitli cephelerden bu cildi ele almış ve Celaleddin-i Rumi hazretlerinin olmadıÇını isbat etmiştir. Abidin Paşa da üçüncü defa bastırdıÇı encümenin birinci cildinde Cevdet Paşanın bu haklı tenkidi karşısında eski fikrinden dönmüştür. Abidin Paşa, Mesnevi şerhinde, Mesnevi’nin birinci beyti olan: Bişnev ez ney çün hikayet miküned, Ez cüdayiha, şikayet miküned. “Dinle neyden nasıl anlatıyor, ayrılıklardan şikayet ediyor.” beytinin açıklamasını yaptıktan sonra, şerhine başlayarak, ney’in, insan-ı kamil olduÇunu dokuz şekilde isbat etmektedir. Bunlardan birincisi şu şekildedir: “Neyden maksad, arif ve akıllı insandır ki, aÇzından daima aşıkane, leziz ve manidar sözler çıkar. Bu beytin ikinci mısraında “Ez cüdayiha şikayet miküned” (Ayrılıklardan nasıl şikayet ediyor) buyurulması, arifin, yani Allah adamının ruhani alemden ayrılıp dünyada bulunmasından, kendini gurbette hissetmesinden ve üzücü, daima deÇişip duran hadiselere giriftar olmasından şikayet etmesidir. Mesnevi-i Şerif’in bu ilk beytinde Celaleddin-i Rumi kuddise sirruh işitme işiyle ilgili olan "Bişnev" (işit) emri ile söze başlamaktadır. Bundan maksadı, hem beyan buyurdukları ney’in sedası tabii olarak işitilmeye muhtaç, hem de işitme duyusunun diÇer duyu organlarından ve uzuvlarından daha faziletli, deÇerli olmasındandır. İşitme organı ve duyusundan sonra uzuvların en kıymetlisi olan göz bile, yalnız bazı sınırlı ve maddi şeyleri görebiliyor. Kulak ise, maneviyatı, akıl ile idrak olunabilen şeyleri, yani ma'kulatı ve birçok hikmetleri işitebilmektedir. Allahü tealanın peygamberleri (ala nebiyyina ve aleyhimüssalevatü vetteslimat) bütün insanlık için iki cihanın saadetine vesile olan Allahü tealanın emir ve yasaklarını tebliÇ için, tabii olarak işitenlerin, işitme duyusuna müracaat ederlerdi. Göz, ışıksız vazifesini yapamamaktadır. Kulak ise zahiri yardımcılara muhtaç olmayıp, daima binlerle çeşit ses ve sedayı işitip, idrak eder ve aklın nurunu malumatını her şeyden ziyade artırır ve insanın kadrini yüceltir. Mesnevi’nin bu beytinden arifin, yani veliyy-i kamilin ney’e benzetilmesinde bazı hikmetler mevcuttur. Mesela, ney önce kamışlıkta bulunuyordu. Kesilmemişken daima büyüyüp gelişiyor, taze hayat buluyordu. Kesildikten sonra ise kurudu. İşte arifin ruhu da, ruhlar aleminde nihayetsiz manevi nimet ve lezzetlere mazhar iken, dünyaya gelince, adeta ab-ı hayat gibi olan o ruhlar aleminden mahrum kaldıÇından susuz kalmış kamış gibi kurudu. Abidin Paşanın başka eserleri de vardır. Bunlar; 1) Alem-i İslam'ı Müdafaa: Bir Hıristiyan papazın Kur’an-ı kerim hakkındaki görüşlerine cevaptır. 2) Meali-i İslamiyye: İslam dininin deÇeri ve üstünlükleri hakkındadır. 3) Seadet-i Dünya: Ahlakla ilgilidir. 4) Kaside-i Bürde Tercümesi'dir.
__________________ ![]() Bela tohumlar? ta??r elma Kendi çekirde?inde Bundan önce ve bundan böyle Ne yapsa,ne etse ?nsan?n en büyük dü?man? Sessizce Kendi derisinin içinde... .:♥: kLavye_GS_TE@M :♥:. |
| | |
| Sponsored Links |
| | #12 (permalink) |
| ...::GüL::... Kazandığı Turnuvalar: 1 Üyelik tarihi: Jan 2007 Nerden: sölemem,gelirsin
Mesajlar: 1,912
Ruh Hali: Teşekkürler: 71
144 Mesaja 228 Teşekkür edildi
| Cevap: Afşin (Haydar bin Kavus) Afşin (Haydar bin Kavus) Türk asıllı Abbasi kumandanı. Orta Asya’da Uşrusana’da doÇmuş olup, doÇum tarihi bilinmemektedir. Kan davası yüzünden Horasan’a oradan da BaÇdat’a geldi. İslamiyeti kabul ederek Abbasi halifesinin hizmetine girdi ve Haydar ismini aldı. Me’mun 822-823 (H. 207) senesinde Ahmet bin Ebu Halid kumandasındaki halifelik ordusunu, Afşin’in rehberliÇinde, Türkistan’da Semerkand ile Fergana arasındaki Türklerle meskun bir bölge olan Uşrusana’ya gönderdi. Halifelik ordusunun Uşrusana’ya geldiÇini gören halk, endişe içine düştü. Ancak Afşin’in babası ve kardeşi Müslüman olunca, halkın çoÇu İslamiyeti kabul etti. İslamiyetin getirdiÇi yaşayış şekli halk arasında hızla yayıldı. Babasının vefatından sonra Haydar bin Kavus (Afşin), Uşrusana valisi oldu. Bölgede İslamiyetin yayılmasına çok hizmet etti. Bu hizmeti Halife Me’mun tarafından takdir edilerek, kendisine halifelik ordusunda vazife verildi. Afşin, 830 senesinde AşaÇı Mısır’daki Berka, El-Beşarud, El-Biyame ve El-Huf şehirlerindeki isyanları bastırdı. Afşin, Mu’tasım zamanında da Abbasi halifeliÇine isyan eden siyasi ve dini maksadlı asi ve bagileri cezalandırmak için vazifelendirildi. İran ve Azerbaycan’daki hürremiyye sapıkları, Babek’in başkanlıÇında isyan etmişlerdi. 816 senesinden beri isyan halinde olan Babek Hürremi üzerine gönderildi. Uzun çarpışmalarından sonra Babek’i yendi. Babek, 838’de yakalanarak idam edildi. Halife Mu’tasım da, Afşin’i murassa, tac, hil’at ve külliyatlı mikdarda para ile mükafatlandırarak Sind ValiliÇine tayin etti. Büyük itibar kazanan Afşin’in halifelik ordusundaki kumandanlık mevkii birinci dereceye yükseldi. 838’de Mu’tasım’ın Anadolu seferine katıldı. Amuriye savaşında ordunun saÇ kanadına kumanda ederek zafer kazanılmasında büyük rol oynadı. Afşin, Amuriye seferinden sonra, Sind valiliÇine devam etti. Halife Me’mun ve Mu’tasım devirlerinde askeri muvaffakiyetler kazandı. Başta halife olmak üzere, devlet erkanı, ahali ve askerler arasında itibarı arttı. Ancak bazı şikayetler üzerine 840 senesinde mahkemeye verildi. Uyun’da bir yıla yakın hapis yattı. Hapis hayatı onu çok yıprattı. 841 senesinin ilkbaharında hapishanede vefat etti.
__________________ ![]() Bela tohumlar? ta??r elma Kendi çekirde?inde Bundan önce ve bundan böyle Ne yapsa,ne etse ?nsan?n en büyük dü?man? Sessizce Kendi derisinin içinde... .:♥: kLavye_GS_TE@M :♥:. |
| | |
| | #13 (permalink) |
| ...::GüL::... Kazandığı Turnuvalar: 1 Üyelik tarihi: Jan 2007 Nerden: sölemem,gelirsin
Mesajlar: 1,912
Ruh Hali: Teşekkürler: 71
144 Mesaja 228 Teşekkür edildi
| Cevap:Afşin Bey (BekçioÇlu) Afşin Bey (BekçioÇlu) Selçuklu kumandanlarından. DoÇumu, yetişmesi ve ölümü hakkında kaynaklarda fazla bilgiye rastlanmamaktadır. Horasanlı bir Türkmen ailesinden geldiÇi bilinmektedir. Afşin Bey, 1016-1021 seneleri arasında ÇaÇrı Bey kumandasında batıya yapılan seferlere katıldı. 1064’te Emir Gümüştigin ile birlikte Anadolu’da gaza ile görevlendirildi. Malatya yakınlarında Bizans ordusunu bozguna uÇrattı. 1067’de Kayseri’yi ele geçirdi ve Kilikya’ya girdi. Büyük Selçuklu sultanı Alparslan, Afşin Beyin bu zafer ve fetihlerini haber alınca, çok sevindi ve gazasını tebrik etti. Daha sonra Alp Arslan, Afşin Beyi kendisine karşı isyan eden Erbasan’ı takip için vazifelendirdi. Anadolu’yu iyi bilen Afşin, akıncılarını toplayarak hızla Derbend’e hareket etti. Afşin’in üzerlerine geldiÇini duyan Erbasan, Mihail ile anlaşarak İstanbul’a doÇru kaçtı. Kendisini takib eden Afşin Bey, Denizli yakınında Honaz’ı fethetti. BoÇaziçine kadar geldi ve pek çok ganimetle geri dönüldü. Afşin Bey, 1071’de Malazgirt Zaferine de katıldı ve büyük hizmetleri oldu. Gazalarda şöhret kazanıp, Anadolu’nun Türk yurdu olması ve İslamlaşması için çok hizmet eden Afşin Bey, Sultan Alparslan’dan sonra Melikşah’ın maiyetine girdi. 1075 (H. 468)te Anadolu’dan Halep’e gitti. Oradaki asilerin cezalandırılmasında vazife aldı. Afşin Beyin daha sonraki hayatını nasıl geçirdiÇi belli deÇildir. Kaynaklarda bu hususta bilgi bulunmamaktadır.
__________________ ![]() Bela tohumlar? ta??r elma Kendi çekirde?inde Bundan önce ve bundan böyle Ne yapsa,ne etse ?nsan?n en büyük dü?man? Sessizce Kendi derisinin içinde... .:♥: kLavye_GS_TE@M :♥:. |
| | |
| | #14 (permalink) |
| ...::GüL::... Kazandığı Turnuvalar: 1 Üyelik tarihi: Jan 2007 Nerden: sölemem,gelirsin
Mesajlar: 1,912
Ruh Hali: Teşekkürler: 71
144 Mesaja 228 Teşekkür edildi
| Cevap: AÇaoÇlu Ahmed AÇaoÇlu Ahmed Türk siyaset adamı, gazeteci ve yazar. 1869 senesinde KarabaÇ’da doÇdu. İlk ve ortaokulu Şusa, liseyi Tiflis’de bitirdi. 1889’da Paris’e giderek Sorbonne Üniversitesinin Tarih ve Filoloji bölümüne devam etti. Bu sırada İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleri ile tanıştı. 1892’de Londra’da toplanan şarkiyat kongresine katılarak şiiliÇin doÇuşu ve gelişmesi hakkında bir tebliÇ sundu. Fransa’da tahsilini tamamladıktan sonra Azerbaycan’a döndü (1894). Şusa ve Bakü’de öÇretmenlik yaparken milli uyanış hareketine katıldı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Rusya’da Türklerin haklarını korumak için “Difai” isminde bir siyasi dernek kurdu. Bakü’de Terakki Gazetesini çıkardı. Rusların baskısıyla İkinci Meşrutiyetin ilanı üzerine Türkiye’ye geldi (1909). Çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Hakikat Gazetesinin başyazarı oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti genel merkez üyesi oldu. Afyonkarahisar mebusu seçildi (1912). Birinci Dünya Savaşından sonra Rusya’da ihtilal olunca, Azerbaycan’a gönderilen orduda kumandan müşaviri olarak bulundu. İran’da yapılan İngiltere-Azerbaycan görüşmelerine başkanlık etti. Paris’e barış konferansına giderken İstanbul’a uÇradı. Fakat İngilizler tarafından tutuklandı. Önce Limni, sonra Malta’ya sürüldü. İki yıl sonra Ankara’ya döndü (1921). Matbuat umum müdürü ve Hakimiyet-i Milliye Gazetesi başyazarı oldu. İkinci devre Kars mebusu oldu. Serbest Cumhuriyet Fırkasını kurdu. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünunda müderris oldu (1931). Çeşitli dergilerde yazılar yazan Ahmed AÇaoÇlu 19 Mayıs 1939’da İstanbul’da öldü. Arabi, Farisi ve Fransızcayı bilen Ahmed AÇaoÇlu, Türk fikir ve siyaset hayatında 1912’den sonra etkili olmaya başlamıştır. Faaliyet ve yazılarının çoÇunu Türk milliyetçiliÇi ve Türk kültürü üzerine yazarken, sonra Avrupa medeniyetini savunmaya başladı. Paris’te tanıştıÇı Mısır mason locası başkanı Cemaleddin Efgani’nin bozuk fikirlerine kapıldı. Siyasi fikir ve düşüncelerinde, İttihat ve Terakki Cemiyetinin tesirinde kalarak, dini inançtan uzaklaştı. İslamiyeti batıl, bozuk inanç olan Budizm ve Brahmanizme benzeterek çöktüÇünü, batı medeniyetinin ise bütün unsurları ile ayakta durduÇunu savundu. Eserleri: İslam ve Ahunt, İslam’a Göre ve İslam’da Kadın, Üç Medeniyet, İngiltere ve Hindistan, Serbest İnsanlar Ülkesinde, Ben Neyim, Gönülsüz Olmaz vs.
__________________ ![]() Bela tohumlar? ta??r elma Kendi çekirde?inde Bundan önce ve bundan böyle Ne yapsa,ne etse ?nsan?n en büyük dü?man? Sessizce Kendi derisinin içinde... .:♥: kLavye_GS_TE@M :♥:. |
| | |
| | #15 (permalink) |
| ...::GüL::... Kazandığı Turnuvalar: 1 Üyelik tarihi: Jan 2007 Nerden: sölemem,gelirsin
Mesajlar: 1,912
Ruh Hali: Teşekkürler: 71
144 Mesaja 228 Teşekkür edildi
| Cevap: Ahi Evren Ahi Evren Anadolu’da Ahilik adlı esnaf teşkilatının kurucusu olan alim ve veli. İsmi, Mahmud bin Ahmed el-Hoyi, künyesi Ebü’l-Hakayık, lakabı Nasirüddin’dir. 1171 (H. 567) senesinde İran’ın batı Azerbaycan taraflarında bulunan Hoy kasabasında doÇdu. 1262 (H. 660)de Kırşehir’de şehid edildi. Zamanın en büyük alimlerinden olan Fahreddin-i Razi’nin derslerine devam ederek akli (fen) ve nakli (din) ilimleri öÇrendi. Ahmed Yesevi hazretlerinin talebelerinin sohbetlerine devam ederek tasavvuf yolunda yüksek derecelere kavuştu. Şihabüddin-i Sühreverdi hazretlerinin sohbetlerinde bulundu. Bir hac yolculuÇu esnasında evliyadan Evhadüddin Hamid Kirmani ile tanışıp, onun talebeleri arasına katıldı ve vefatına kadar yanından ayrılmadı. Böylece tefsir, hadis, fıkıh, kelam ve tıp ilimlerinde derin alim, tasavvuf yolunda yüksek makam sahibi bir veli oldu. Sadreddin-i Konevi hazretlerinin babası Mecdüddin İshak’ın daveti üzerine, insanlara dinlerini öÇretmek, kardeşlik ve beraberliÇi aşılamak için Muhyiddin ibni Arabi ve hocası Evhadüddin’le birlikte Anadolu’ya gelen Ahi Evren, hocasının kızı Fatıma Bacı ile evlendi. Hocası ve kayınpederi Evhadüddin’le birlikte çeşitli Anadolu şehirlerini dolaştı. Vaazlarında özellikle esnafa İslamiyet’i anlatarak dünya ve ahiret işlerini düzenli hale getirmeleri için nasihatlerde bulundu. Yaklaşan MoÇol tehlikesine karşı Müslümanların kuvvetlendirilip teşkilatlandırılması için çalıştı. Hocasının vefatından sonra yerine geçti ve vekili oldu. Kayseri’ye yerleşti. DebbaÇlık yaparak (deri dabaÇlayarak) geçimini temin ettiÇi gibi Müslümanlara Allahü tealanın emir ve yasaklarını da anlattı. Bilhassa sanat sahibi kimseler arasında çok sevildi. Bugünkü manada esnaf teşkilatı diyebileceÇimiz Ahilik (kardeşlik) müessesesini kurarak bir çok şehir ve kasabada teşkilatlanmasını saÇladı. Hanımı Fatıma Bacı da kadınlar arasında bu faaliyetleri yapmış ve “Baciyan-ı Rum” adıyla meşhur olmuştur. Ahilik mensuplarının toplanıp sohbet edebilecekleri, birbirlerinin ilimlerinden faydalanacakları, gelen misafirleri aÇırlayabilecekleri dergahlar kuruldu. Ahi Evren’in yetiştirdiÇi talebeler gittikleri yerlerde zaviyeler inşa ederek, bilhassa esnafı bir çatı altında toplayıp teşkilatlandırdılar ve dışarıdan gelen misafirleri aÇırladılar. MoÇol tehlikesine karşı halkı uyandırmaya çalışarak, istilacıların önünden kaçıp gelen kimsesizleri barındırmak için ellerinden gelen gayreti gösterdiler. MoÇollarla mücadelede devlet güçlerinin yetersiz kaldıÇı yerlerde esnaftan milis kuvvetleri teşkil edip “Vatan sevgisi imandandır.” hadis-i şerifinde bildirildiÇi gibi vatanlarını, din ve namuslarını müdafaa için çalıştılar. Anadolu Selçuklu Devletine karşı meydana gelen bir hadise bahanesiyle onun nüfuzundan rahatsız olan bazı kimselerin şikayeti üzerine Ahi Evren tutuklanıp hapsedildi. Beş sene hapiste kaldı. Bu sırada MoÇollar Kayseri’yi muhasara ettiler. Ahi Evren’in teşkilatlandırdıÇı Ahiler, şehri kahramanca müdafaa etti. Ancak sürüler halinde gelen MoÇollar bu müdafaayı kırıp bir çoklarını şehit, bir kısmını da esir edip şehre girdiler. Ahi Evren’in hanımı Fatıma Bacı da esirler arasındaydı. Ahi Evren beş yıllık tutukluluk süresini bitirdikten sonra Denizli’ye gitti. Bir müddet sonra Sadreddin-i Konevi hazretlerinin isteÇi üzerine Konya’ya gelip Müslümanlara İslamiyeti anlatmakla meşgul oldu. Şems-i Tebrizi’nin şehid edilmesinden sonra Kırşehir’e (Gülşehir’e) yerleşti. Vaazlarındaki sadelik, herkesin anlayabileceÇi şekilde meseleleri izah ederek yazdıÇı kitaplar, kendisinde görülen kerametler, ahlakının güzelliÇi, dünya malına ehemmiyet vermeyip, yalnız Allahü tealanın rızası için çalışması, insanların sevgisini kazanmasına vesile oldu. Çevresine pekçok kimse toplandı. Herkesin korkarak kaçıştıÇı Evran ismindeki büyükçe bir yılanın kendisine itaat etmesi, herkesin gözü önünde bu kerameti göstermesi sebebiyle “Ahi Evran (yılanın kardeşi)” ve İslamiyete yaptıÇı hizmetlerinden dolayı “Nasirüddin” lakabı verildi. MoÇollar, Ahi Evren’in nüfuzundan ve sevenlerinin çokluÇundan korkuyor, ne pahasına olursa olsun öldürülmesini istiyorlar, bunun için Kırşehir emirine baskı yapıyorlardı. Nihayet Ahi Evren 1262 (H. 660) yılında Kırşehir’de şehit edildi. Şehit olduÇu tarih hususunda farklı rivayetler vardır. Talebeleri onun yolunu devam ettirdiler. İslam dininin yayılmasını tek gaye edinmiş olan Ahiler, SöÇüt civarında, Bizans hududunda gelişmeye başlayan Osmanlı beyliÇi emrine koşuştular. Uçlara yerleşip tekkeler ve zaviyeler kurdular. İnsanlara Allahü tealanın dinini anlatıp, örnek ahlaklarıyla gayri müslimlerin Müslüman olmalarına vesile oldular. Osman Gazinin kayınpederi olan Şeyh Edebali bir Ahi şeyhiydi. Ahi Evren’in yolunda olan Ahiler, Allahü tealanın rızası ve O’nun dinini yaymak aşkıyla çalışan Alperenleri ve gazileri yetiştirdiler. Eserleri: Allahü tealanın kullarına hizmet ve onlara din bilgilerini öÇretmek için gayret eden Ahi Evren, yazdıÇı kıymetli eserlerle, insanlara nasihatlerinin devamlı olmasına gayret etti. Bu eserlerinden bazıları şunlardır: 1) Metali-ul-İman, 2) Tebsırat-ül Mübtedi ve Tezkiret-ül Müntehi, 3) Et-Teveccüh-ül-Etemm, 4) Menahic-i Seyfi, 5) Medh-i Fakr ve Zemm-i Dünya, 6) AÇazi Encam, 7) Mükatebat, 8) Yezdan-Şinaht, 9) Tercüme-i Elvah-ı Imadi, 10) Mürşid-ül-Kifaye.
__________________ ![]() Bela tohumlar? ta??r elma Kendi çekirde?inde Bundan önce ve bundan böyle Ne yapsa,ne etse ?nsan?n en büyük dü?man? Sessizce Kendi derisinin içinde... .:♥: kLavye_GS_TE@M :♥:. |
| | |
| | #16 (permalink) |
| ...::GüL::... Kazandığı Turnuvalar: 1 Üyelik tarihi: Jan 2007 Nerden: sölemem,gelirsin
Mesajlar: 1,912
Ruh Hali: Teşekkürler: 71
144 Mesaja 228 Teşekkür edildi
| Cevap: Ahmed Cevdet Paşa Ahmed Cevdet Paşa Osmanlı Devletinde on dokuzuncu asırda yetişen büyük devlet ve ilim adamı. 27 Mart 1822 (H. 1238)’de Tuna kıyısında bulunan Lofça kasabasında doÇdu. Babası Lofça İdare Meclisi azasından İsmail AÇadır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Yaradılıştan zeki ve kabiliyetli olduÇu gibi, pek de çalışkandı. Dedesinin yardımı ile 1839 yılında İstanbul’a geldi. Medrese tahsiline başladı. Bu arada, matematik, astronomi, tarih ve coÇrafya gibi ilimlerle de uÇraşarak kültürünü artırdı. O zaman çok meşhur olan Murad Molla tekkesine tatil günleri giderek Farisi öÇrendi ve Mevlana’nın Mesnevi’sini bitirdi. Divançe’sinde bulunan şiirlerin çoÇunu bu tekkeye devam ettiÇi sırada yazdı. 1844’te 22 yaşındayken Çanat payesi ile Rumeli kaleminde kadı oldu. 1845 yılında müderris olarak İstanbul camilerinde ders vermek hakkını elde etti. 13 AÇustos 1850’de Meclis-i Maarif azalıÇı ile birlikte Dar-ül-Muallimin (ÖÇretmen okulu) müdürlüÇüne getirildi. Bu mektebi kısa zamanda ıslah ederek, mektebe giriş ve imtihan usullerini yönetmeliklerle tesbit etti. Encümen-i Daniş’e (Osmanlı Akademisi) 1851’de asli üye seçildi. “Tarih-i Cevdet” namıyla şöhret bulan kıymetli eserinin üç cildini 1854 yılında bitirip Sultan Abdülmecid Hana sundu. Eseri çok beÇenen Sultan, rütbesini yükseltti. Bir sene sonra da devletin resmi tarihçisi oldu. Osmanlı Cihan Devletinin kanunlarını yapacak olan “Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye”ye 1861 yılında üye tayin edildi. 1866 yılında ilmiye sınıfından vezirliÇe geçti. Halep vilayetine vali tayin edildi. Bir müddet orada kaldıktan sonra yeni kurulan “Divan-ı Ahkam-ı Adliye”ye başkan tayin edildi. Bu vazifede çok faydalı işler gördü; memleketin adliye ve hukuk sistemini devrin ihtiyaçlarına göre düzenlemeye çalıştı. Ali Paşa, Fransız medeni kanununun tercüme edilerek Osmanlı Devletinde tatbik edilmesi gerektiÇini ileri sürüyordu. Buna karşı Ahmed Cevdet Paşa ve aynı düşüncede olanlar, İslam Hukukunun zengin ve tatbik edilmiş en kuvvetli dalı olan Hanefi fıkhının sistematik hale getirilerek kanunlaştırılması fikrini müdafaa ediyorlardı. Bu ikinci yani, Ahmed Cevdet Paşa ve arkadaşlarının fikirlerinin tatbiki için “Mecelle Cemiyeti” adıyla ilmi bir heyet toplandı. Memleketin en kıymetli hukuk alimlerinin iştirak ettiÇi bu meclis, Kur’an-ı kerimin hükümlerini kanun şekline sokup, bütün milletlerin kıymet verdiÇi Mecelle adındaki kitabı hazırlayarak, büyük hizmet etti. Cevdet Paşa, 1879 yılında Maarif NazırlıÇına tayin edildi. Sonra da, çeşitli valiliklerde, Adliye, Maarif, Dahiliye, Ticaret nazırlıklarında bulundu. Padişah’ın hususi encümenlerine iştirak etti. 26 Mart 1895’te vefat etti. Naşı, Fatih Camii bahçesine defnedildi. Alim, fazıl, edip, tarihçi ve büyük devlet adamı Cevdet Paşa, muhtelif sahalarda pek çok eser vermiştir. Bunlardan bazıları şunlardır: Tarih-i Cevdet: 12 cilttir. Osmanlı Devletinin 1774-1825 seneleri arasındaki tarihini anlatır. Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa: 12 kısımdır. Cevdet Paşanın en tanınmış eseridir. Hazret-i Adem’den itibaren bir çok peygamberin, İslam halifelerinin, İkinci Murad’a kadar Osmanlı padişahlarının tarihinden bahseder. Tezakir-i Cevdet: Devrinin siyasi, içtimai, ahlaki cephesini anlatmıştır. Ma’ruzat: Sultan İkinci Abdülhamid’e 1839-1876 yılları arasındaki tarihi ve siyasi hadiseleri takdim etmek için hazırlanmıştır. Mecelle: Ahmed Cevdet Paşa başkanlıÇında bir hey’et tarafından hazırlanmıştır. (Bkz. Mecelle). Divançe-i Cevdet: GençliÇinde yazdıÇı şiirleri, Sultan İkinci Abdülhamid’in emriyle bu kitapta toplamıştır. Kavaid-i Osmaniye: Fuad Paşayla birlikte yazdıÇı dil bilgisi kitabıdır. Ayrıca Belagat-ı Osmaniye - Kavaid-i Türkiye, Takvim-ül Edvar-Miyar-ı Sedad, Adab-ı Sedat fi-İlm-il-Adab, Hülasatül Beyan fi-Te’lifi’l -Kur’an, Asar-ı Ahd-i Hamidi, Hilye-i Seadet, Ma’lumat-ı Nafia adlı eserleri çeşitli mevzulardan bahsetmektedir.
__________________ ![]() Bela tohumlar? ta??r elma Kendi çekirde?inde Bundan önce ve bundan böyle Ne yapsa,ne etse ?nsan?n en büyük dü?man? Sessizce Kendi derisinin içinde... .:♥: kLavye_GS_TE@M :♥:. |
| | |
| | #17 (permalink) |
| ...::GüL::... Kazandığı Turnuvalar: 1 Üyelik tarihi: Jan 2007 Nerden: sölemem,gelirsin
Mesajlar: 1,912
Ruh Hali: Teşekkürler: 71
144 Mesaja 228 Teşekkür edildi
| Cevap:Ahmed Hamdi Paşa Ahmed Hamdi Paşa Osmanlı sadrazamı. Eski sadrazamlardan Melek Ahmed Paşanın soyundan gelen ve sadrazam Hüsrev Paşanın kethüdası olan Yahya Beyin oÇludur. 1826 senesinde İstanbul’da doÇdu.Tahsilini tamamladıktan sonra, 1841’de Babıali’de eski kethüda kaleminde memuriyete başladı. Daha sonra sadaret mektubi kalemine tayin edildi. 1852’de serasker mektupçuluÇuna getirildi ve on sene sonra Dar-ı şura-yı askeri dairesinde aza oldu. Burada 1868 senesine kadar kaldı ve derece derece yükselerek “recai” sırasına girdi. Aynı sene ula sınıfı evveli rütbesi ve 10.000 kuruş maaş ile Divan-ı ahkam adliye azalıÇına tayin edildi. Bir süre Hukuk dairesi riyaseti vekaletinde bulunduktan sonra bala rütbesi ile Evkaf-ı hümayun nezaretine getirildi ve birçok cami, medrese, mektep ve diÇer hayır kurumlarını tamir ettirdi. 1871’de Aydın valiliÇine tayin edilen Ahmed Hamdi Paşa, bir sene valilik yaptıktan sonra, önce Tuna valiliÇine, Şirvanizade Rüşdi Paşanın sadrazam olması üzerine de tekrar maliye nezaretine getirildi. Hüseyin Avni Paşanın sadarete tayininden kısa bir süre sonra ikinci defa Aydın, buradan da Suriye valiliÇine gönderildi. Fakat Şam’ın iklimi kendisine iyi gelmediÇinden, istifa etti. 1877 senesinde Dahiliye Nezaretine (İçişleri BakanlıÇına) tayin edildi. 93 Harbinin son günlerinde İbrahim Edhem Paşanın sadaretten ayrılması üzerine yerine Ahmed Hamdi Paşa getirildi. Ancak çok geçmeden Osmanlı ordularının kesin bir şekilde maÇlubiyete uÇramaları ve Edirne’de şartları çok aÇır bir mütareke mukavelesinin imzalanmasından sonra sadaretten alınarak, üçüncü defa Aydın valiliÇine gönderildi. Bir sene sonra BaÇdad valiliÇine tayin edildi. Altı ay sonra tekrar Aydın valiliÇine nakledildi. Bu sırada Suriye valisi Midhat Paşanın istiklalini ilana hazırlandıÇı haberi sultana bildirilince, Hamdi ve Midhat paşaların yerleri deÇiştirildi. Ahmed Hamdi Paşa, Beyrut’ta teftiş için bulunduÇu sırada 59 yaşında iken vefat etti. Beyrut’taki Mekteb-i sultani civarında defnedilip, üzerine bir türbe inşa ettirildi. Yirmi dört gün gibi kısa bir süre sadrazamlık yapan Ahmed Hamdi Paşa, cesur, açık sözlü bir zattı. Sistemli bir tahsil görmemiş olmasına raÇmen, üzerine aldıÇı vazifelerde, elinden geldiÇi kadar gayret göstermiştir.
__________________ ![]() Bela tohumlar? ta??r elma Kendi çekirde?inde Bundan önce ve bundan böyle Ne yapsa,ne etse ?nsan?n en büyük dü?man? Sessizce Kendi derisinin içinde... .:♥: kLavye_GS_TE@M :♥:. |
| | |
| | #18 (permalink) |
| ...::GüL::... Kazandığı Turnuvalar: 1 Üyelik tarihi: Jan 2007 Nerden: sölemem,gelirsin
Mesajlar: 1,912
Ruh Hali: Teşekkürler: 71
144 Mesaja 228 Teşekkür edildi
| Cevap: Ahmed ibni Kemal Paşa Ahmed ibni Kemal Paşa Osmanlı devlet adamlarından. 1808 (H. 1223) tarihinde İstanbul’da doÇdu. Babası sultan kethüdalarından Seyyid İbrahim AÇadır. 1886 (H. 1304) tarihinde İstanbul’da vefat etti. Süleymaniye Camii haziresine (bahçesine) defnedilmiştir. Ahmed ibni Kemal Paşa, özel hocalardan ilim öÇrendi. 1825 tarihinde Defterdar Mektupçu Kalemine girdi. 1829’da nüfus sayımı için Anadolu ve Rumeli vilayetlerine tayin olunan memurların gönderdikleri defterleri tedkik ve icabını yapmak üzere tesis edilen Ceride Nezareti BaşkatipliÇine tayin edildi. 1834’te Hacelik, 1835’de Rabia rütbesi verildi. Elçilikle İran’a gönderilen Vakanüvis Es'ad Efendinin dikkatini çekip takdirlerini kazandı ve bu meziyetlerinden dolayı Es’ad Efendi Ahmed Kemal Beyi Sefaret Sır KatipliÇi ve TercümanlıÇına tayin ettirerek beraberinde Tahran’a götürdü. İran dönüşünde, Mülkiye Nazırı Pertev Paşa tarafından sadaret mektubu kalemine getirildi. İstanbul’a gelen İran şehzadeleri ve sefaret görevlilerinin tercümanlıÇında kullanıldı. Daha sonra elçilikle Tahran ve İsfehan’a gönderildi. Ahmed ibni Kemal Paşa, 1840 tarihinde Sadaret Mektubu Kalemi MümeyyizliÇine ve Farsça tercümanlıÇına tayin edildi. Devletlerle sürdürülen görüşmeler sonunda alınan kararlar üzerine düzenlenen Ferman-ı aliyi, Mehmed Ali Paşaya tebliÇ için Mısır’a gönderildi. Ahmed ibni Kemal Paşa, Cizre Mütesellimi Bedirhan Bey’le Van sancaÇında Tabari namındaki Nesturi Kabilesi arasındaki çatışma sebebiyle, tarafları barıştırmak için 1843 tarihinde Cizre’ye gönderildi. Musul, Diyarbakır, BaÇdad ve çevrelerini dolaştı. Ahmed ibni Kemal Paşa, 1849 tarihinde Avrupa mekteplerinin mevzuatını ve eÇitim sistemini tetkik etmek için Avrupa’ya gönderildi. Fransa, İngiltere ve Almanya’daki mekteplerin mevzuat ve eÇitim metotlarını tetkik ederek rapor verdi. 1863’de Berlin sefirliÇi, daha sonra KaradaÇ komiserliÇi, 1865’te Meclis-i Ali-i Tanzimat AzalıÇına ve şehzadelerin ders nezaretine, 1859’da Harem-i Hümayun Nezareti 1861’de Rütbe-i Bala ile Mearif Nezareti ile Takvimhane ve Matbaahane NazırlıÇı, 1862’de Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye AzalıÇı, 1864’te ikinci defa Maarif Nezareti vekaletine tayin edilmiştir. Bir ara Brüksel’e gönderildi. 1868’de Şura-yı Devlet AzalıÇına getirildi. BaÇdat’a gelen İran Şahının MihmandarlıÇını yaptı. 1870’de vezirlik rütbesiyle BaÇdat’a gönderildi. Aynı sene Evkaf-ı Hümayun Nazırı oldu. Bir çok devlet hizmetlerinde bulundu ve kendisine birinci rütbe-i Osmanî nişanı verildi. Ahmed ibni Kemal Paşa, ilim sahibi, mütevazı bir zat olup; Arapça, Farsça ve Fransızca lisanlarında mahir, Almanca'ya da aşina idi. Nazırlık döneminde bir çok hayır eserleri yaptırmıştır. Müntehabat-ı Şehname, Farsça konuşmaya ait Risale-i Ta’limi Farisi ve Kavaid-i Farisiyye gibi eserleri vardır. Türkçe ve Farsça şiirleri Divan halinde tertip olunmuştur. Bir beyti şöyledir: İnsandır memerr-i vukuat-ı nik ü bed Sabret Kemal mihnete in-niz begüzered (İyi ve kötü pek çok hadisenin duraÇı insandır. Mihnete (sıkıntılara) sabret Kemal, bunlar da geçer gider.)
__________________ ![]() Bela tohumlar? ta??r elma Kendi çekirde?inde Bundan önce ve bundan böyle Ne yapsa,ne etse ?nsan?n en büyük dü?man? Sessizce Kendi derisinin içinde... .:♥: kLavye_GS_TE@M :♥:. |
| | |
| | #19 (permalink) |
| ...::GüL::... Kazandığı Turnuvalar: 1 Üyelik tarihi: Jan 2007 Nerden: sölemem,gelirsin
Mesajlar: 1,912
Ruh Hali: Teşekkürler: 71
144 Mesaja 228 Teşekkür edildi
| Cevap: Ahmed Mithat Efendi Ahmed Mithat Efendi Devrinin büyük gazetecisi. İkinci Abdülhamid Han zamanında yazdıÇı romanlar ve yazılarla ün kazanmıştır. Ahmed Mithat Efendi 1844 yılında İstanbul’un Tophane semtinde doÇdu. Babasını 5-6 yaşlarındayken kaybetti. ÇocukluÇu ve gençliÇi sıkıntılar içinde geçti. Bir ara Mısır Çarşısında aktar çıraklıÇı da yapan Ahmed Midhat Efendi, Taşhane’deki Sıbyan Mektebinde ve bir müddet de Rüşdiyede okudu. Rüşdiyeyi Niş’te tamamladı. AÇabeyi ile Tuna vilayetine gelen Ahmed Midhat Efendi, Rusçuk’ta Vilayet Tercüme Dairesine girdi. Bu görevindeyken kendi gayreti ile Fransızca öÇrendi. Midhat Paşa tarafından vilayette çıkarılan Tuna Gazetesinin başyazarlıÇına getirildi. Bu gazetede kendini yetiştiren Ahmed Midhat Efendi, Irak’ta bulunduÇu sırada da Zevra Gazetesini kurdu. Bu gazetede iki yıl çalıştı. İstanbul’a döndükten sonra Ceride-i Askeriyye Gazetesinin başyazarlıÇını yaptı. Bir yandan evinde kurduÇu matbaasında bastıÇı DaÇarcık adlı dergide yazılarını yayınlamaktaydı. Bu dergide çıkan bir yazısından dolayı Namık Kemal ve Ebüzziya Tevfik ile birlikte Rodos’a gönderildi. 1876 yılında İstanbul’a dönen Ahmed Midhat tekrar gazeteciliÇe başladı. Üss-i İnkılab adlı eseri ile Sultan İkinci Abdülhamid Hanın takdirlerini kazandı ve Matbaa-i Amirenin ve Takvim-i Vekayi Gazetesinin müdürlüklerine getirildi. Ona en büyük ün saÇlayan çalışması 1878 yılında yayınlamaya başladıÇı Tercüman-ı Hakikat Gazetesidir. 1888’de Stockholm’de toplanan şarkiyatçılar kongresinde Türkiye’yi temsil etti. Bu görev dolayısıyla gittiÇi Avrupa’da üç ay kadar kalarak Avrupa’yı dolaştı. Görüp incelediklerini Avrupa’da bir Cevelan adındaki kitabında anlatmıştır. 1908 yılında İstanbul Darülfünunu Tarih MuallimliÇine tayin edildi. Burada bir süre pedagoji okuttu. Tekrar yazı yazmak istediyse de, zamanın deÇişmesine ayak uyduramadıÇından yazamadı. 28 Aralık 1912’de nöbetçi olduÇu okulda kalp sektesinden öldü. Ahmed Midhat Efendinin yazıları belli bir alan içinde kalmamıştır. Nesir çeşitleri olan hikaye, roman, seyahat, hatıra ve tiyatro dallarında bir çok yazı yazmış ve eserler vermiştir. Ayrıca tarih, felsefe, din, biyoloji, coÇrafya, astronomi, fizik, iktisat alanında da bir çok eser ve tercümeleri vardır. Edebiyatımıza iki yüze yakın eser kazandırmıştır. İlk roman ve hikaye yazarlarımızdan olan Ahmed Midhat Efendi, bu iki tür arasında pek ayrılık gözetmemiştir. Aynı zamanda halk romancısı olarak da isim yapan Ahmed Midhat, İlkokul seviyesindeki bir çoÇunluÇa hitab etmiştir. Romanlarını, ilgi çekici, ders verici ve eÇlendirici özellikte olmasına dikkat ederek yazmış, yer yer kendisini ortaya koyarak öÇütler vermiştir. Romanlarında geçen olayları daha çok kendi zamanından seçmiştir. Bununla beraber tarihi ve gelenekle ilgili romanları da vardır. Eserlerinden bazıları: Parlamento Rezaletleri (Bu eseriyle Genç Osmanlılara cephe almıştır.), Hasan Mellah (1874), Hüseyin Fellah (1875), Pariste Bir Türk (1876), Üss-i İnkılab (1877), Henüz On Yedi Yaşında (1880), Dürdane Hanım (1884), Gönüllü (1898), Jön Türk (1910).
__________________ ![]() Bela tohumlar? ta??r elma Kendi çekirde?inde Bundan önce ve bundan böyle Ne yapsa,ne etse ?nsan?n en büyük dü?man? Sessizce Kendi derisinin içinde... .:♥: kLavye_GS_TE@M :♥:. |
| | |
| | #20 (permalink) |
| ...::GüL::... Kazandığı Turnuvalar: 1 Üyelik tarihi: Jan 2007 Nerden: sölemem,gelirsin
Mesajlar: 1,912
Ruh Hali: Teşekkürler: 71
144 Mesaja 228 Teşekkür edildi
| Cevap:Ahmed Muhtar Paşa Ahmed Muhtar Paşa 93 Harbinin doÇu cephesi kumandanı ve Osmanlı sadrazamı. 1839’da Bursa’da doÇdu. Bursa Askeri Lisesini bitirdikten sonra, İstanbul’da Harbiye’ye devam etti. Buradan 1861’de kurmay yüzbaşı olarak orduya katıldı. Hersek isyanının bastırılmasında ve KaradaÇ savaşlarında bulundu. Ostrok muharebesinde yaralandı. 1864’te Kozan’daki isyanı bastırmakla görevlendirildi. Bu görevden döndükten kısa bir süre sonra Sultan Abdülaziz Hanın oÇlu Yusuf İzzeddin Efendinin öÇretmenliÇine memur edildi. Sultan Abdülaziz’in Avrupa seyahati sırasında Yusuf İzzeddin Efendi ile beraber Padişahın maiyyetinde bulundu. 1870’te Yemen’in merkeze baÇlanması için gönderilen ordunun başına geçirildi. Yemen’deki başarılarından dolayı mareşalliÇe yükseltildi ve Yemen valiliÇi verildi. 1873’de kısa bir süre Nafia nazırlıÇı yapan Ahmed Muhtar Paşa, meşhur 93 Harbi başladıÇı sırada Erzurum’daki 4.Ordu KumandanlıÇı vazifesinde bulunuyordu. 93 Harbi esnasında Zivin, Gedikler ve Yahniler muharebelerinde Rusları yendi. KazandıÇı bu zaferler sebebiyle Sultan İkinci Abdülhamid tarafından “Gazi”lik ünvanı ve Murassa Osmani Nişanı verildi. Bu arada çok kıymetli altın bir kılıç da hediye edildi. Ahmed Muhtar Paşa, Yahniler Savaşından on bir gün sonra vuku bulan AlacadaÇ Muharebesinde kısmi başarılar elde ettiyse de, neticenin aleyhte olacaÇını düşünerek orduyu geri çekmiştir. Aynı harbin devamı esnasında Tuna cephesinde tehlikenin artması üzerine İstanbul’a davet edilerek, Çatalca hattı kumandanlıÇına getirildi. Bu görevden sonra Erkan-ı Harbiyye-i Umumiyye ReisliÇine (Genelkurmay BaşkanlıÇına) tayin edildi ve 1892’de Mısır fevkalade komiserliÇine getirildi. 1908’de Meşrutiyetin ilanıyla Ayan Meclisi üyeliÇine getirildi. Bu görevindeki ilk icraatı Mebuslar Meclisi toplantısında Sultan Abdülhamid Hanın hal’ edilmesini teklif etmek oldu. Nitekim bu teklifin neticesinde Sultan tahtından indirildi. 1911’de Ayan Meclisi reisliÇine tayin olan Ahmed Muhtar Paşa, 22 Temmuz 1912’de sadrazam oldu. KurduÇu kabinede, üç eski sadrazam nazır olarak bulunduÇu için, “Büyük kabine” olarak zikredilir. Bu kabinede bulunan eski sadrazamlar; Kamil Paşa, Avlonyalı Ferid Paşa ve Hüseyin Hilmi Paşadır. Aynı zamanda kabinede, oÇlu Mahmud Muhtar Paşanın bulunmasından dolayı “Baba-oÇul kabinesi” olarak da anılır. Sadareti sırasında Balkan Savaşı başladı. Başarısızlıkları yüzünden sadaretten çekilmek zorunda kaldı. 1919 yılında İstanbul’da vefat eden Ahmed Muhtar Paşa, Fatih Camii avlusunda medfundur. Matematik, takvim ve astronomi alanlarında çalışmalar yapan Ahmed Muhtar Paşanın yazdıÇı eserlerden bazıları şunlardır: Riyaz-ül-Muhtar ve Mirat-ül-Mikat ve’l- Edvar ve bu eserin zeyli Mecmuay-ı Eşkali, Islahü’t-Takvim, Takvimü’s-Sinin, Takvim-i Mali, Sergüzeşt-i Hayatım’ın cildi sanisi, 1294-Anadolu’da Rus Muharebesi.
__________________ ![]() Bela tohumlar? ta??r elma Kendi çekirde?inde Bundan önce ve bundan böyle Ne yapsa,ne etse ?nsan?n en |