Giriş Yapmadınız Yada Üye Değilsiniz...Üye Olmak İçin Buraya Tıklayın...

Klavye Forum  

Geri git   Klavye Forum > KÜLTÜR & SANAT > Genel > Felsefe Bölümü
Kayıt ol Bloglar Yardım Üye Listesi Ajanda Klavye Link Arama Bugünki Mesajlar Okundu Kabul Et

Felsefe Bölümü Felsefi Terimler, Felsefe Alanları, Felsefe Tarihi, Büyük Düşünürler,Felsefik Sözler ve Felsefik (Derin) Muhabbetler


Etiketler: , ,

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 08-25-2007, 01:34   #1 (permalink)
.::.SustuM.::.
 
Rosita - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,844
Ruh Hali:
Teşekkürler: 147
116 Mesaja 209 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 26389
Rep Puanı: 263799
Rep Seviyesi: Rosita uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)Rosita uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)Rosita uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)Rosita uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)Rosita uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)Rosita uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)Rosita uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)Rosita uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)Rosita uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)Rosita uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)Rosita uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: (3)
Helenizm - Helenistik Felsefe

Helenizm



Büyük İskender'in egemenliÇiyle özgür ve baÇımsız Yunan kent devletinin gücü gerçekten tarihe karışmıştı. Onun ve siyasi güç için birbirleriyle dövüşen ardıllarının egemenlikleri sırasında Yunan kentlerinin ellerindeki özgürlük ancak sözde egemenlikti ya da en azından her şeyin üzerinde duran egemenin iyi niyetine baÇımlıydı.
İşte bu yeni siyasi durum, kaçınılmaz olarak, felsefede de bir etki yarattı. Hem Platon hem de Aristoteles Yunan kentinin insanlarıydılar. Ve onlar için birey; kentten ve kentin yaşamından ayrı düşünülemezdi. Birey kentte amacına ulaşır ve yaşamını iyi sürdürürdü. Ama özgür kent daha büyük bir kozmopolitan bütüne kaynaştıÇı zaman, yalnızca Stoacılıkta gördüÇümüz gibi, dünya vatandaşlıÇı ideali ile kozmopolitanizmin deÇil, fakat bunun yanı sıra bireyciliÇin de öne çıkması doÇal olabilirdi. Gerçekte bu iki öge, kozmopolitanlık ve bireycilik, sıkı sıkıya birbirlerine baÇlıydılar. Çünkü kent devletinin Platon ve Aristoteles'in düşündükleri gibi sıkı ve her şeyi kucaklayan yaşamı çöktüÇü ve yurttaşlar daha büyük bir bütüne kaynaştıkları zaman, birey kaçınılmaz olarak başı boş kaldı, kent-devletindeki baÇlarından koptu. Böylece kozmopolitan bir toplumda felsefeden beklenebilecek tek şey ilgisini bireyde yoÇunlaştırması onun yaşamda kılavuzluk istemine karşılaştırmaya çalışması olacaktı. Çünkü bu yaşam artık göreli olarak küçük bir kent ailesinde deÇil ama büyük bir toplumda yaşanıyor, ve buna göre felsefe başat olarak törel ve kılgısal eÇilimler sergiliyordu. -Stoacılık ve Epikürcülükte olduÇu gibi. Metafiziksel ve ruhsal kurgu düşme eÇilimine girdi, kendileri uÇruna deÇil ama ancak törebilim için bir temel ve hazırlık saÇlamaları işleminde birer ilgi nesnesi oldular. Törel alan üzerinde bu yoÇunlaşma yeni okulların metafiziksel kavramlarını kendi başlarına yeni kurgular üretmeye girişmeksizin niçin başka düşünürlerden ödünç almış olduklarını anlamayı kolaylaştırır. Gerçekten de bu bakımdan geriye ön-Sokratiklere döndüler-. Stoacılık Herakleitos'un fiziÇine ve Epikürcülük ve Demokritos'un atomculuÇuna başvuruyordu. Bundan da ötesi, Aristoteles-sonrası Okullar en azından belli bir düzeyde giderek törel düşünce ve eÇilimleri ve eÇilimleri için bile Ön-Sokratiklere döndüler, Stoacılar Kynik törebilimden ve Epikürcüler Kraniklerden ödünç aldılar.
Bu törel ve kılgısal ilgi, Roma döneminde Aristoteles-sonrası okulların gelişiminde özellikle belirgindir. Çünkü Romalılar ve Yunanlılar gibi kurgul ve metafiziksel yanları güçlü düşünürler deÇil, tersine karşılıklı olarak kılgıya yönelik insanlardı. Eski Romalılar karakter üzerinde diretiyorlardı -kurgu onlara biraz yabancı idi- ve Roma İmparatorluÇunda, cumhuriyetin önceki idealleri ve gelenekleri söndüÇü zaman, bireye çalkantılı bir toplumsal süreç içerisinde yaşamını doÇru olarak yönlendirmesini ve belli bir tinsel ve ahlaksal baÇımsızlık üzerine dayanan bir ilke ve eylem tutarlılıÇını sürdürmesini saÇlayabilecek davranış kurallarını saÇlama görevi sözcüÇün tam anlamıyla felsefecilere düşüyordu.
Nietzsche, Hellenistik ve diÇer Yunan felsefesi hakkında şu yorumu yapar:
"Yunanlılar, gerçekten saÇlam bir millet olarak, felsefe yapmakla, bütün başka milletlerden çok daha büyük ölçüde felsefeyi meşru kıldılar. Ama vaktinde duramadılar, çünkü kuru ihtiyarlık çaÇlarında felsefeden, sadece hristiyan doÇmatiÇinin sofuca akıl oyunlarını ve pek kutsal kılı kırk yarmalarını anlamakla beraber, kendilerini felsefenin ateşli taraftarları olarak gösterdiler.
"Vaktinde duramadıklarından ötürüdür ki, kendilerinden sonra gelen barbar aleme gördükleri hizmeti kendi elleriyle ufalttılar."
Aristoteles'ten sonra Hellenistik felsefe, iki doÇrultuda gelişmiştir. Bir yandan bir ahlak felsefesi, öbür yandan da pozitif bilimler üzerinde bilgince bir araştırma olmuştur. Platon ve Aristoteles'in okulları da (Akademia ile Lykeion) bu gelişmeye ayak uydurmuştur.
Akademia ve Lykeum
Platon’un okulu Akademia bu çaÇda varlıÇını koruyan okulların başında gelir. Dönemin başında Akademia’nın materyalizme yöneldiÇi gözlenir. Sonraları Arkesilaos, okulun yeni bakış açısını ortaya koyar: kuşkuculuk. Kuşkucu Akademia’nın en önemli düşünürleri, Arkesilaos ve Karneades’tir. Karneades Sokrates gibi hiç yazmamıştır. Onu, öÇrencisi Klitomak ve Latin yazar Çiçero aracılıÇı ile tanıyoruz.
Theophrastos ve ondan sonra gelenler Aristoteles’in ve eski yazarların yapıtlarının toplu incelemesine başlarlar. Bu çalışmalar, daha önce anllattıÇımız öÇreti düzenleyiciliÇini doÇurur. M.S I. Yüzyılda Aristotelesçilik yeniden soluklanır. Rodoslu Andronikus, Aristoteles’in yapıtlarını yayar.
Arkesilaos
Arkesilaos yada Arkesilas (316-241). Aeolia bölgesinde Pitane’de doÇmuş. Önce Aristoteles’in en yakın dostu, iş arkadaşı ve ardılı Theophrastos’un öÇrencisi olmuş, sonra da Akademia’ya girmiş. Pyrrhon’un çok etkisi altında kalmış. Keskin zekalı, alaycı bir hatip olarak ün salmış.
Pyyhon’un öÇretisini deÇiştirmeden bütünü ile benimseyen Arkesilaos, bir Akademia’lı olarak Platon felsefesi üzerinde durup, bu felsefenin, özelliklede Sokrates’in yönteminin şüpheci yönlerini belirtmeye çalışır.
Sokrates hep kendisinin bir şey bilmediÇini ileri sürerdi: kendisi konuşmalarında hiçbir sav ileri sürmez, savları karşısındakine söyletirdi; sonrada bir takım sorular ve itirazlarla ona bir şey bilmediÇini itiraf ettirirdi. Platon’un gençlik dialoglarında bulduÇumuz bu yöntem, Arkesilaos’a göre, “her savı, bundan yana ve buna karşı olan eşit güçte kanıtlarla destekleyebileceÇimizi” ileri süren şüpheci ilkenin bir anlatımıdır. Nitekim Arkesilaos’un kendisi de tartışmalarında Sokrates’in bu yöntemini kullanırmış. Yalnız; Sokrates gibi, karşısındakini kendi üzerinde bir düşünceye zorlamak, sonuçları kendisinin bulmasına yol açmak için deÇil de, onu şüpheci görüşe geçirmek için bu yöntemi kullanırmış.
Arkesilaos’un bilgi anlayışı asıl niteliÇini, başlıca karşıtı stoa ile, daha doÇrusu Zenon ile olan savaşımında kazanmıştır. Stoa’ya göre gerçek üzerine olan bilgimiz duyu algılarına dayanır, bu bilginin kaynaÇı burasıdır. Yalnız, bütün duyu tasavvurları deÇil de, ancak kataleptik tasavvurlar doÇruyu saÇlarlar, ancak “kavranmış”, ruhumuzda saÇlam kök salarak “saklanmış” olan tasavvur (katalepsiz) besbellidir, apaçıktır, dolayısıyla kesindir, sarsılmazdır; katalepsiz doÇru bilginin ölçüsüdür.
Stoa’nın bu anlayışını Arkesilaos şöyle eleştirir: bir tasavvurun doÇru mu yanlış mı olduÇunu, yani bu tasavvurun varolan bir şeyle mi yoksa varolmayan bir şeyle mi ilişkili olduÇunu bize güvenle bildirecek böyle bir doÇruluk ölçüsü yoktur. Duyu yanılmalarında, rüyalarda, delilikte de tasavvur mutlak bir apaçıklık niteliÇi taşırlar ve bizi kendilerini onamaya zorlarlar, oysa bunlar yanlış tasavvurlardır. Bu da gösteriyor ki, tasavvurumuzun yanlış mı, doÇru mu olduÇunu hiçbir zaman bilemeyiz. Bu yüzden stoalıların doÇruluk kriteriumu işe yarayan bir ölçü deÇil. Arkesilaos’un bilgi teorisi, hemen hemen, dogmatizmin baş temsilcisi Stoa’ya karşı yaptıÇı bu eleştirmede sona erer.
Karneades
Şüpheci çıÇır, Arkesilaos’un Akademia başkanlıÇında yerine geçenlerden Kyreneli Karneades’te (214-129) büyük bir ilerleme göstermiştir. O da Arkesilaos gibi başlıca Stoa ile tartışır; Arkesilaos Zenon ile savaşmıştı, Karneades ise Khrysippos ile savaşır.Arkesilaos’un Stoa’ya karşı açmış olduÇu polemik ile bu iki çıÇır arasında başlıyan tartışma, ta milattan önceki birinci yüzyıla kadar sürecek, sonunda iki çıÇır arasında bir uzlaşmaya varılacaktır.
Karneades’in tartıştıÇı Khrysippos (281-208) stoa’nın ikinci kurucusu sayılır. Khrysipposenon ile Kleantes’in) öÇretilerini tamamlamış, geniş bilgisi, dialetikteki büyük ustalıÇı ile ayrıntılarına kadar iyice işlenmiş bir sistem kurmuştur. Bu sistem, bundan böyle, Stoa’nın ana çizgileri ile deÇişmeyen kadrosu özü olarak ta ilk milat yüzyıllarına kadar ayakta kalacaktır. Khrysippos Kilikya’da Soloi’li ya da Tarsus’lu imiş. OlaÇanüstü bir bilgisi, şaşılacak bir çalışkanlıÇı vardır. Khrysippos’a göre felsefe, bilgeliÇe vamak için bir çalışma, bir uÇraşmadır; felsefe, insan ve tanrı ile ilgili şeyler üzerine bir bilimdir. Bundan dolayı da fizik, ahlaktan sonra gelir ve tanrı ile bilgiler, güçlükleri yüzünden, en sonda yer almalıdır. Bununla birlikte Khrysippos bilgi dallarının stoa’da yerleşmiş olan sırasını bozmamıştır. Mantık onunla Stoa’da büyük bir önem kazanmıştır; ama onun için de asıl önemli olan bilgi öÇretisidir ve bunun aÇırlık merkezi de “doÇruluÇun ölçüsü” (kriteriumu) sorunudur.
Karneades’te başlıca eleştirmesini yine Stoa’lıların bu “doÇruluÇun kriteriumu” kavramına, kataleptik tasavvur anlayışına yönelmiştir. Ona göre, doÇru ve yanlış Tasavvurları birbirinden ayırt edebilecek güvenilir bir ölçü, bir belirti elimizde yok. Karneades Stoa’nın yalnız bir doÇruluk anlayışını eleştirmekle kalmamış, öÇretinin bütününe karşı çıkmıştır. ŞüpheciliÇini, Arkesilaos ile ölçüldüÇünde, çok daha ilke bakımından temellendirmiş olan Karneades için güvenilecek bir doÇru ölçüsü yoktur. Çünkü bu ölçü duyu algılarında ya da düşünmede (akılda) aranabilir. Duyu algılarının hepsi relatiftir. ÖrneÇin, aynı bir kule uzaktan yuvarlak, yakından dört köşeli görülür, aynı bir gemi üzerinde bulunana duruyor, kıyıda bulunana yürüyor görünür; böylece her algının karşısına, karşıtı çıkarılabilir. Düşünmenin (aklın) de güvenilir bir kaynak, bir dayanak olmadıÇını göstermek için, Karneades dialektik güçlükleri ele alıp Megaralıların ileri sürdükleri şaşırtıcı, bozuk sonuç çıkarmaları gösterir. Bu yüzden düşünce ile yapılan belirlemeler de algılarınkinden daha az relatif deÇiller.
Stoalılar; bir Önerme (axioma) ya doÇrudur, ya da yanlıştır diyorlardı. Buna karşı Karneades “yalancı sofismi” ile çıkar; bu önerme hem doÇru hem yanlıştır. Sonra her tanıtlama, esasta bir kabule dayanır, ama bu kabulünde yeniden tanıtlanması gerekir. Böylece düşünce de dönüp dolaşıp ya sonsuz olarak geriye gitmek zorunda kalırız, ya bir döngü içine düşeriz, ya da tanıtlanmamış bir kabul ile karşılaşırız. Buna göre: “doÇru” ne duyularla kavranır, ne de akılla çıkarılabilir; çünkü duyularla edinilen şeyin “gerçek” olup olmadıÇını hiçbir zaman bilemeyiz; akılla çıkarımda da hiçbir zaman son, koşulsuz, mutlak olarak geçersiz olan bir şeye varamayız. Bilgimizin bu iki kaynaÇı yalnız başlarına bu işi başaramıyorlarsa, beraber olduklarında, yani iki “aldatıcı” bir araya geldiÇinde de yine bir şey yapamazlar.
Bir Stoalı, Karneades’e “sen doÇru bilinemez diyorsun, ama hiç olmazsa -bu doÇru bilinemez- sözünün doÇru ve bilinen bir şey olması gerekir” demiş. Buna karşılık Karneades, kendi önermesinin de kural dışı kalamayacaÇını söylemiş; yani kendi savının da mutlak doÇruluÇu yok, bu bakımdan ancak olasılı bir deÇeri var; bu da ancak subjektif bir kanı. Burada Karneades’in olasılık öÇretisiyle (probabilism) karşılaşmaktayız. Olasılık, bilinemeyen doÇru’nun, bie kapalı olan doÇrunun bilgisinin yerine geçen şeydir ve pratik hayat için teorik temel budur.
Bu anlayışa Karneades, tasavvurda br subjektif, bir de objektif yön ayırmakla varmıştır: her tasavvur ilkin objenin bir bilgisi, bir yansısıdır; ikinci olarak sujektif bir şeydir, suje’nin bir durumudur. Objektif olarak tasavvur doÇru ya da yanlış, gerçek ya da gerçek deÇildir; subjektif bakımdan da az ya da çok olasıdır, yani bizde az ya da çok bir inanma yaratır. Bize dışardaki bir objeyi az ya da çok karşılıyor görünür. İşte günlük hayatımızda, pratik eylemlerimizde biz bu olasılık kriteriumuna yöneliriz ve yönelmemizde gerekir. Bize doÇruluÇu olası görünen bir tasavvuru, bu tasavvur başkaları ile çelişik olmadıkça, kabul eder ve ona uyarız. Yalnız, bu kabulümüzün bir sanı (doxa) olduÇunuda bilmeliyizdir. Bundan dolayı şüpheci bir bilgenin özel belirtileri şunlar olabilir: Zekice bir ihtiyat, her yönünden görmeye çalışmak, bilgimizin, bilgimize güvenimizin sınırlarını bilmek, bütün olanakları hesaba katmak.
Kuşkucular
Pirrhon
Elealı Pirrhon (M.Ö 365-275) kuşkuculuÇun kurucusudur. Sokrates gibi oda hiç yazmamıştır. Düşüncelerini öÇrencileri aracılıÇı ile tanıyoruz. Hekim Sextus Empiricus, Pirrhoncu betimlemelerde kuşkucu öÇretileri özetlemiştir.(M.Ö 3. Yy) Pirrhon’a göre evrendeki her şey aynıdır. DeÇişik bir şey yoktur. Evren ne düşünce ile kavranabilir ne de üstüne bir yargıya varılabilir. Hiçbir tutanaÇımız yoktur, hiçbir tarafa yönelemeyiz. GerçeÇi doÇrudan doÇruya bilemediÇimize göre, gerçek üstüne yargılardan sakınmalıyız.
KuşkuculuÇun ahlaksal sonuçları da vardır: madem dünya da deÇişik bir şey yoktur, duygu ve isteklerimizi de yok etmeliyiz. Ölümdeki duygusuzluÇa isteksizliÇe ulaşmalıyız. Kurgusal düşünceyi ve sonuçlar çıkarma eylemini de ortadan kaldırmalıyız. Bundan dolayı Pirrhon hiç yazmamıştır.
Timon
GörebildiÇimiz denli, bu kanıt, orta-çaÇlara egemen olan Aristoteles felsefesini kökünden koparmıştır. Günümüzde bütünüyle kuşkucu olmayan kişilerce savunulan kimi kuşkuculuk biçimlerini, eski çaÇın kuşkucuları görememişlerdi. Onlar, görüntülerden kuşkulanmamışlar ya da kendi kanılarınca, yalnızca görüntülerle ilgili dolaysız bilgimizi dile getiren önermeleri kuşkulu bulmamışlardır. Timon’nun yapıtlarından çoÇu yok olmuştur. Elimizde bulunan iki parça bu noktayı açıklayacaktır. Bunlardan biri “görüntünün tümüyle geçerli” olduÇunu söyler, öbüründeyse şunlar okunmaktadır: “bal tatlıdır” demem, “bal tatlı görünür”. “balın tatlı olduÇunu ileri sürmeyi hayırlıyorum. Onun tatlı göründüÇünü bütünüyle evetlerim” derim.
Epikuros
M.Ö 341-270 yıllarında yaşadıÇı sanılan Epikuros’un M.Ö 310’da Mytilene’de kurduÇu ve M.Ö 306 yılında Atina’ya taşıdıÇı okul kitaplıkları ve sınıfları ile gerçek bir okul deÇil, bir kardeşler topluluÇudur. Belli bir felsefeyi benimseyenlerin toplandıÇı bir manastır görünümündedir. Atina’daki bahçe, 2.6 kg gümüş verilip kardeşlerce satın alınarak toplantılar yapılmaya başlanınca buraya “bahçe okulu” dendi. Epikuros, StoacılıÇın kurucusu Zenon’dan beş altı yaş büyüktür. Zenon bir asyalıdır. Bahçenin hocası ile belli başlı arkadaşları gibi Atina’nın köklü ailesindendir.
Epikuros’un öÇretisi M.Ö 3. Yüzyılda Metrodoros, Hermarkhos, Polystrates tarafından sürdürülür. M.Ö 2. Yüzyılda Apollodoros ve Philodemos Epikuros’un öÇretisi yayarlar. Latin ozanı Lucretius’un dizelerinde ve özellikle şeylerin doÇası’ında EpikurosçuluÇun bilimsel öÇretilerine yeniden rastlanır. Epikuros’un çeşitli kesin bilgi biçimleri açıklanır. Bu tür bilgilerin en alt basamaÇında duyumlar vardır (acılık, tatlılık v.b). en yüksekte ise sezgi bulunur. Epikuros, evrenin yapısını açıklarken Demokritos’un atom kuramını yeniden gündeme getirir: Evrendeki herşeyi yapan atomlar sonsuz bir devinim içindedirler. Bazen, önceden kestirilmesi olanaksız donanımlar yaparlar. Bunlara “atomların sapması” denir. Böylece Epikuros doÇa yasalarının saltık olmadıÇını, evrende zaman zaman taşmalar bulunduÇunu da vurgular.
Ahlakın amacı, acıları ve sıkıntıları ortadan kaldırmak, ruhu dinginliÇe ulaştırmaktır. Bilge isteklerini yaparak, onları doyurarak dinginliÇe ulaşır. Epikuros ahlakı, amaçta Stoa ahlakına benzer. Ayrılık amaçlardadır. Epikurosçulukta zevkler derece derecedir. Bilge odur ki, zevklerin hesabını ustaca yaparak onlardan en çok hoşlanmayı becerebilsin. Sonunda Epikuros’un şu sözüne varılır: “En büyük zevk yanında hiç acı ve sıkıntı getirmeyendir.” Her zevk, az çok bir sıkıntıyla birlikte geleceÇine göre Epikurosçuluk, sıkıntıdan kurtulmak için en sonunda dünyadan kopmayı öÇütleyecektir.
Eski Stoa
Kıbrıslı Zenon
Hellenistik çaÇın en önemli felsefe öÇretisi stoa’dır.(stoisizm) Bu çıÇırın kurucusu kıbrıslı Zenon’dur. Kendisi bir tüccar oÇlu imiş; 314 yılları sırasında Atina’ya gelmiş burada Xenophon’un “Sokrates’ten Anılar”ı ile Platon’un Apologia’sını “Sokrates’in savunmasını” okuyarak Sokrates’e hayran olmuştur. Bundan sonra Yunan felsefesinin çeşitli çıÇırlarından filozofların derslerini dinlemiş bunlardan da özellikle Kyniklerin pek çok etkisi altında kalmış. İlk yapıtları tamamıyla Kynik görüş çerçevesinde yazılmışlardır. Ama sonra Kyniklerin öÇretisinde esaslı deÇişiklikler yapmıştır: insanın ahlaki özgürlüÇüne, kyniklerin düşünüÇü gibi, töreleri, her türlü uygarlık düzenine sert bir şekilde reddetmekle deÇil de, yüksek çeşitten bir doÇallıkla, gerçek bir insanlıkla ulaşılabileceÇi kanısına varmıştır. 4. Yüzyılın sonlarına doÇru Atina’da Stoa pokile’de (resimlerle süslü direkli bir galeride) okulunu açmış. Okul adını buradan alır.
ÖÇrencilerinden çoÇu Zenonun öÇretisini az çok deÇiştirmişler, peripatosçu ve Kynik felsefeye yaklaştırmaya çalışmışlardır. Yalnız Zenon öldükten sonra okul müdürlüÇünde yerine geçen Assos’lu Kleanthes, öÇretiyi bütünüyle benimseyip azımsanamayacak bir baÇımsızlıkla geliştirmiştir. Zenon, ölçülü azla yetinen yaşayışıyla Atina’da büyük bir saygı kazanmıştı. İntihar ederek ölmüştür.
Stoa, Hellenizmin tipik felsefesi sayılır; çünkü Atina’da doÇudan gelmiş kimseler tarafından Attika felsefesinin ana düşünceleri ile işlenmiştir. Başka bir özelliÇi de, Roma İmparatorluÇunda en yaygın bir felsefe oluşudur. Stoa öÇretisinin kökleri Kynik felsefesidir, ama büsbütün bu çerçeve de kalmış, yer yer onunla belli bir karşıtlık halindedir de. Kynizm de olduÇu gibi Stoa içinde insanın baÇımsızlıÇı ana düşüncedir e sonuna kadar ana düşünce olarak kalmıştır. Ancak Stoa’nın kurucusu Zenon bu ana düşünceye bir yandan saÇlam teorik bir temel kazandırmak, bunu çeşitli yönlerinden felsfi olarak temellendirmek istemiş, öte yandan da bu düşünceyi insan yaradılışını sosyal iç güdülere, duygularıyla uzlaştırmaya çalışmıştır. Bu yapmak istediklerinin ikisini de Sokrates ile Platon’un felsefelerinde bulmuştur. Bunlar “doÇaya uygun yaşama” kavramını ortaya koymuşlardı.
Stoa Ahlakı kendi kendine yeten bilgi ideali ile individualist bir öÇretidir. Ama öbür yandan da “doÇanın yasasına baÇlanma” kavramı, bu individualism ile denge kuran bir karşı aÇırlık gibidir. Çünkü aynı yasaya baÇlı olma yüzünden erdemli kişiler yalnızlıktan kurtulmuş, bir beraberlik içinde toplanmış, buluşmuş olurlar. Bundan dolayı Zenon insanın topluluk halinde yaşama gereksemesini doÇal bir akla uygun bir iç güdü diye anlar ve kabul eder. Yalnız ona göre, bu gerekseme, bir yandan bilge kişiler arasındaki dostluklar, öbür yandan da bütün akıllı insanların topluluÇu çerçevesinde giderilmelidir. Bu ikisinin arasında kalan ayrı ayrı ulusların kendilerine göre devletler içinde toplanmaları, bu topluluk biçimleri ilgisiz kalınacak şeylerdir.
__________________



Rosita isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Klavye.Com
Tesekkür Botu
Klavye Te?ekkür Botu :)=
4 kişi bu mesaj için Rosita arkadaşımıza teşekkür etti:
Asi_GirL (08-25-2007), ELiNa (08-25-2007), Linda (08-25-2007), Rosita (08-25-2007)
Sponsored Links
Yeni Konu aç  Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Zaman ve Felsefe Rosita Felsefe Bölümü 0 08-24-2007 04:38
Perennial Felsefe - Daimicilik Rosita Felsefe Bölümü 0 08-24-2007 02:55
Skolastik Felsefe Rosita Felsefe Bölümü 0 08-24-2007 01:51
Felsefe Alanları mRv Felsefe Bölümü 0 01-13-2007 22:43


Klavye.com da Yenimisiniz? Yardıma mı ihtiyacınız var ?

Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. şuan saat: 05:55.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Copyright © 2005 | Klavye.Com
Türkçe çeviri: Klavye.Com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0 ©2008, Crawlability, Inc.

Webservis
Firma Rehberi Klavye Forum Serkan
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449