Tekil Mesaj gösterimi
Alt 11-08-2007, 12:32   #1 (permalink)
PaMuK
abc
 
PaMuK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Crazy Coins Champion! Diamond Mine Champion! Eminem Mania Champion! Equilibrium Champion! Festivel Fallout Champion! Maeda Path Champion! Queen Jewels Champion! Sonic Champion! Twins Champion!
Kazandığı Turnuvalar: 1

Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: sölemem,gelirsin
Mesajlar: 1,912
Ruh Hali:
Teşekkürler: 71
144 Mesaja 228 Teşekkür edildi
Rep Gücü: 41140
Rep Puanı: 411295
Rep Seviyesi: PaMuK uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)PaMuK uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)PaMuK uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)PaMuK uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)PaMuK uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)PaMuK uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)PaMuK uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)PaMuK uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)PaMuK uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)PaMuK uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)PaMuK uzayda hayat yok diyenlere en büyük kanıt =)
Resimlerim: ()
Arrow tiyatronun tarih süreci

Batı tiyatrosu bugün de genel olarak Stanislavski'nin sahne düzeni ve oyunculuk anlayışına dayalı bir gerçekciliÇi sürdürmekle birlikte, 20. yüzyılın ilk yarısında dışavurumculuk, gelecekçilik ve Bertolt Brecht'in epik tiyatrosu gibi gerçekçilik karşıtı akımlar da etkili oldu. Bu akımların hepsi farklı amaçlar ve yöntemlerle de olsa, sanatın gerçeÇi yansıttıÇı düşüncesine karşı çıktılar; doÇallık yanılsamasını kırarak sanatın doÇal deÇil yapılmış bir şey olduÇunu savundular. Geliştirdikleri deneysel teknikler tiyatroyu bir vakit geçirme ve eÇlenme aracı olmaktan çıkardıÇı için de çoÇu zaman seyirci çekemedi, hatta skandallara yol açtı. Bu yeni akımların bir başka özelliÇi de, oyun yazarları kadar sahne tasarımcıları ve yönetmenlerin de öne çıkması, kuramcı kimliÇini kazanmalarıydı. Deneysel tiyatro üzerinde etkili olmuş kuramcıların başında, İsveçli tasarımcı Adolphe Appia gelir. Appia, sahnenin bir gerçeklik atmosferi veren "sahici" dekor öÇeleriyle doldurulmasına karşı çıkıyor, bunun yerine yapıtın "ruhunu" ortaya koyacak yalın bir sahne düzeni öneriyordu. DoÇalcı ayrıntıların yerine, dikkati oyuncunun jestleri üzerinde toplayacak ve dramatik gerilimi çıplak bir biçimde dışa vuracak basit bir dekor gerekliydi. Appia'nın dışavurumcu görüş leri, İngiliz yönetmen Gordon Craig tarafından daha da geliştirildi. Craig, sahnede soyutlamayı uç noktasına götürdü; duygusal ve görsel deÇil, tinsel ya da zihinsel bir etki yaratmak için son derece öznel bir ışıklandırma yöntemi yarattı. Tek bir gotik sütunun, sahneye bir kilise havası vermekte ayrıntılı bir mukavva kilise dekorundan çok daha etkili olacaÇını düşünüyordu. Craig'e göre, tiyatro ve oyunculuk simgesel düzeni bozmamalıydı. Craig ve Appia'nın görüşleri, çok geniş bir uygulama alanı bulamadı. Yalnızca Avusturyalı yönetmen Max Reinhardt, Craig'in soyutlamaya dayalı dışavurum anlatımıyla canlı ve renkli bir oyun anlayışı arasında bir uzlaşma noktası yakalayabildi.
Rusya'da da 1917 Devrimi'nden sonra, kısa bir süre için, Stanislavski'nin doÇalcı anlatımına karşı olan deneysel anlayışlar tiyatroya egemen oldu. Bu dönemde en etkili yönetmen, daha önce Stanislavski'nin yanında oyunculuk yapan Vsevolod Meyerhold'du. Craig'in izinden giden Meyerhold, dekorda soyutluÇu daha işlevselci bir yöne çekti. Biyomekanik oyunculuk adını verdiÇi yöntemle oyuncuların özel kişiliklerini silmeye ve oynuculuÇu bir dizi kimliksiz fiziksel harekete indirgemeye çalıştı. Sahnenin doÇal bir ortam deÇil, tiyatro amacıyla kurulmuş yapma bir düzen olduÇunu açıkça belirtmek için, vida ve çivileri gizlenmemiş dekor öÇeleri kullandı. 1918'de, ilk Sovyet oyunu olan, gelecekçi şair Mayakovski'nin Misteriya-buff'uru (Kutsal Güldürü) sahneleyen de Meyerhold'du. Gelecekçilik, Rusya'dakinin tam karşıtı bir siyasal görüşü savunmakla birlikte, İtalya'da da ektiliydi. İtalyan gelecekçileri, makine çaÇının hızını, şiddetini, mekanikliÇini kutsayan ve seyirciyle oyun arasındaki görünmez duvarı yıkmaya yönelen kışkırtıcı gösteriler düzenlediler. 1921'de BaÇımsız Deneysel Tiyatro'yu kuran Anton Giulio Bragaglia deneysellikle izlenebilirlik arasında bir denge oluşturmaya çalıştı.
Modernizmin Almanya'daki biçimi, dışavurumculuktu. Bu akım ilk örneklerini Strindberg'in son oyunlarında, Frank Wedekind'in sahne ve kabare için yazdıÇı ve bestelediÇi şarkılı oyunlarda vermişti. Dışavurumculuk, hem bireyin kendi ruhsal potansiyelini topluma karşı gerçekleştirmesini önerdiÇi, hem de bunun olanaksız olduÇunu söylediÇi için, sahnede gerilimi, çatışmayı ifade eden öÇelere önem veriyordu. Sanatın gösterdiÇi gerçeklik, dış dünyanın deÇişmez yüzü deÇil, insanın gerilen ve kaynaşan iç dünyasıydı. Bu akımın daha siyasal bir kolu da vardı; 1918 ayaklanmasına aktif olarak katılan sosyalist şair Ernst Toller'in Die Maschinenstürmer (1922; Makine Kırıcıları) bu eÇilimin en tipik örneÇiydi. Dışavurumcu tiyatro, yazarlardan çok, yönetmenlerle etkili oldu. Daha sonra Brecht'le birlikte epik tiyatro deneyine katılan Erwin Piscator, 1920'lerde, makineleri hem birer dekor öÇesi hem de sahne teknolojisi olarak kullandıÇı oyunlarda, insanın artık yaşamadıÇını, ama mekanik dünyanın bir tür insani (daha doÇrusu, şeytani) canlılık kazandıÇını gösterebilmişti.
Fransa'da ise deneysel tiyatro fazla gelişmedi. Bunun bir nedeni, modernizmin Fransa'ya özgü biçimi olan gerçeküstücülüÇün tiyatroya fazla önem vermemesi ve sanatını da zaten seyirlik bir gösteri biçiminde gerçekleştirmesiydi. Öte yandan, yeni akımlardan etkilenen oyun yazarları ve yönetmenler de, Almanya ve Rusya'da olduÇu gibi oyunculuk sanatını sarsmaya çalışmıyorlar, tam tersine oyuncuyu öne çıkaran eski commedia dell'arte geleneÇini sürdürüyorlardı. Fransa'da, 20. yüzyılın ilk yarısında Georges Feydeau'nun bulvar komedileri popülerdi. Buna karşılık, Jacques Copeau, Louis Jouvet, Charles Dullin ve Georges Pitoeff gibi yönetmenler, seyircisiz kalma noktasına düşmeden, tiyatronun da bir sanat olduÇu iddiasını elden bırakmadılar. Özellikle Pitoeuff, Almanya'dakine koşut bir biçimde, dikkati oyunun düşünsel içeriÇi üzerinde toplamak amacıyla dekor ve oyunculuÇu süsleme öÇelerinden arındırdı.
İngiliz tiyatrosu, kara Avrupa'sındaki deneylerden uzak durdu. Yüzyıl başında, Bernard Shaw'un sahneyi bir felsefi ve siyasal tartışma arenasına dönüştüren oyunları ilgi çekiyordu. Granville-Barker da Shakespeare oyunlarını sadeleştirdi, geleneksel yorumlardaki tumturaklı ve aÇır havayı eledi. Amerikan tiyatrosu bu dönemde aslında bir eÇlence endüstrisi durumundaydı; gene de ülkenin ilk önemli oyun yazarı olan Eugene O'Neill'in yapıtları 1920'lerde sahnelenmeye başladı. İrlanda'da da J. M. Synge ve Seah O'Casey'in oyunları, yüzyıl başlarındaki toplumsal ve ruhsal çalkantıyı yansıtıyordu.
20. tiyatrosunun en etkili adı, hiç kuşkusuz Bertolt Brecht'ti. Brecht'in epik tiyatro anlayışı ve ADC'de 1949'da kurduÇu Berliner Ensemble, John Arden ve Edward Bond gibi İngiliz yönetmenleri de etkiledi. Tiyatroda yanılsamaya ve edebi anlatıma karşı tepkinin bir ifadesi de belgesel tiyatro ya da olgu tiyatrosu adı verilen anlayıştı. Burada, yaşanmış bir olay fazlaca deÇiştirilmeden ve belgelerle desteklenerek sahneye konuyordu. Peter Weiss'ın Ermittlung'u (1965; Soruşturma, 1971) bu tarzın en başarılı örneÇiydi. 1980'lerde de İskoçya'da John McGrath'ın 7:84 adlı topluluÇu bu anlayışı sürdürmektedir.
20. yüzyıl tiyatrosundaki bir başka önemli eÇilim de , insanla dünya arasındaki uyumsuzluÇu hem insanın, hem de dünyanın anlamının silindiÇi noktaya kadar götüren uyumsuzluk tiyatrosuydu. Beckett'in sıkıntılı ve hüzünlü kuklalara dönüşmüş insanların dünyasını anlatan tiyatrosu, Arthur Adamov ve Eugene Ionesco'nun daha fantastik denemeleri, İngiltere'de Harold Pinter'ın oyunları, eleştirmenlerce bu akım içinde deÇerlendirilir. Tarzın kökenleri, Fransız yazarı Alfred Jarry'nin 15 yaşındayen yazdıÇı kukla oyunu Ubu roi'ya (1896; Übü, 1963) deÇin götürülebilir.
Uyumsuzluk tiyatrosu sahnedeki bütün görsel ve duyusal öÇeleri en aza indirmişti. Buna karşılık, Antonin Artaud'nun vahşet tiyatrosu bu duyusal etkileri insanların bastırılmış güdülerini ayaklandırmak için kullanır. Bazı eleştirmenlerce uyumsuzluk tiyatrosu içinde deÇerlendirilen Jean Genet ve Fernando Arrabal'ın oyunları da kamçılayıcı gerginlikleriyle Artaud çizgisine daha yakındır. 1960'ladan sonra İngiltere ve ABD'de de seyirciyle oyuncu arasındaki mesafeyi kaldırmaya, tiyatronun dokunulmazlıÇını parçalamaya yönelen "alternatif tiyatro" hareketleri yaygınlaştı. Bunların en etkilileri, ABD'de Julian Beck ve Judith Malina'nın Living Theatre'ı (Yaşayan Tiyatro) ile İngiltere'de epik tiyatro uygulamasını sürdüren George Devine'in İngiliz Sahne TopluluÇuy'du. Arnold Wesker, John Osborne ve John Arden gibi yeni oyun yazarlarının yapıtları Devine'in tiyatrosunda sahnelendi. Deneysel tiyatronun Avrupa'daki öncülerinden biri ise, seyircinin oyuna katılmasını savunarak hem Avrupa, hem de ABD'deki deneysel tiyatro topluluklarını etkileyen Polonyalı yönetmen Jerzy Grotowski'ydi.
II. Dünya Savaşı'ndan sonra İngiltere'de Laurence Olivier ve John Gielgud gibi Shakespeare yorumcuları, geleneksel tiyatroyu sürdürerek yeni bir klasik oyuncu kuşaÇının yetişmesini saÇladılar. 1961'de Kraliyet Shakespeare TopluluÇu'nu kuran Peter Book da, deneycilikle seyirci zevkini uzlaştırabilmiş yönetmenlerden biridir. Aynı dönemde Fransa'nın önemli yönetmenleri arasında, yönetmenin yaratıcılıÇına aÇırlık veren tümel tiyatro anlayışını geliştiren oyuncu ve yönetmen Jean Vilar'ı anmak gerekir. Almanca konuşan ülkelerde ise 1960'lar ve sonrasında Max Frisch, Friedrich Dürrenmatt, Peter Weiss ve Peter Handke gibi yazarlar karamsar bir dünya görüşünü ilerici bir siyaset anlayışıyla birleştirmeye çalıştılar.
__________________

Bela tohumlari tasir elma
Kendi çekirdeginde
Bundan önce ve bundan böyle
Ne yapsa,ne etse
İnsanın en büyük düsmani
Sessizce
Kendi derisinin içinde...


.:♥: kLavye_GS_TE@M :♥:.
PaMuK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Sponsored Links